Bilge İlhan Toker

Artvin Çoruh Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk İslam Edebiyatı Bölümü Artvin Türkiye https://ror.org/02wcpmn42

Anahtar Kelimeler: Galatalı Safvet Mustafa, 19. asır, Bilinmeyen Şiirler, Tarihler, Gazeller.

Giriş

Türk edebiyatı içerisinde yetişen ve devrinde meşhur olan şairlerin eserlerinin tamamı günümüze ulaşmadığı gibi manzumelerini mürettep bir divanda toplamamış ve edebî yönü yeterince aydınlatılamamış pek çok şair vardır. Böyle isimlere ait şiirlere, mecmualarda ya da şairlerin divançelerinde rastlamak mümkündür. Galatalı Safvet Mustafa (ö. 1282/1866) devrinin meşhur şairleri arasında zikredilen ancak manzumelerini bir divanda toplamaması nedeniyle edebî yönü tam olarak ortaya çıkarılamamış isimlerden biridir. İbnülemin, şairin bu durumunu, “Safvet’in eş’ârı matbû hattâ müdevven olmadığı içün âsârı gibi nâmı da ahlâf indinde meçhûl kalmıştır” (Samsakçı 2021: 42) sözleriyle belirtir. İbnülemin’in, Safvet hakkında yazdığı Kemâlü’s-Safve’de şairin hayatı hakkında bilgiler verilmiş ve yazarın elinde bulunan mecmualarda, Safvet’e ait olan bazı manzumelerin tamamı ya da bir kısmı metne eklenerek şairliği üzerinde durulmuştur.

Safvet’in bu çalışmaya konu olan manzumeleri, Millî Kütüphane 06 Mil Yz A 3672/2’de kayıtlı mecmuada, BOA TSMA 848/59-62 ve HSD.AFT 12-147’de kayıtlı evraklarda yer almaktadır.[1] Millî Kütüphane’de Safvet adına kayıtlı Divançe’de, şairin farklı yıllarda yazdığı muharremiyeler, Kurban ve Ramazan Bayramı tebrikleri, şairin çektiği geçim sıkıntısını dile getiren manzumeler, deli, televvün ve bana redifleriyle yazılmış gazellerle, şairin Fuzûlî’nin (ö. 1556) bir beyti odağında yazdığı mütekerrir müseddes[2] vardır. BOA’da yer alan belgelerde ise şairin dört adet tarih kıt’ası bulunur. Bu çalışmada, söz konusu yazma eserde ve arşiv belgelerinde bulunan manzumeler vasıtasıyla Safvet’in çevresinde kimler olduğu, kimlerden caize beklediği, şiirlerini neden yazdığı gibi konularda bilgiler verilmiştir. Safvet’in manzumelerini içeren yazma ve arşiv belgeleri, şairin edebî yönünü ortaya koyacak büyük bir örnekleme sahip değildir. Ancak onun hangi konularda şiir yazdığını, kendini meşhur eden Beranje kasidesinde dile getirdiği yoksulluğunu, başka kimlere anlattığını göstermesi bakımından önemli ipuçları içerir. Ayrıca, Safvet’in Yenikapı Mevlevîhanesi Şeyhi Abdülbâki Nâsır Dede’nin (ö. 1821) dervişlerinden olduğu bilinmektedir (Samsakçı 2021: 41). Şairin Mevlevîliği, yazdığı kitabelerin bulunduğu mekânlardan ve muhataplarından da anlaşılır (Samsakçı 2021: 30, 67-107). Safvet, Fuzûlî’nin

Ney gibi her dem makâm-ı vaslını yâd eylerim

Tâ nefes vardır kuru cismimde feryâd eylerim[3]

matlaına dört mısra ekleyerek mütekerrir müseddes oluşturmuş ve Mevlevî olduğunu bu şiirde bizzat dile getirmiştir. İlk defa bu çalışmada yayımlanacak olan şiir, şairin tarikat bağını kendi dilinden aktarması yönüyle önemlidir.

1. Galatalı Safvet Mustafa’nın Hayatına ve Edebî Kişiliğine Dair

Safvet Mustafa, 5 Ramazan 1209/26 Mart 1795’te Galata’da doğmuştur. Gençlik yıllarında, Hoca Neşet (ö. 1807) mahfilinde yetişen isimlerden Hâtif’in sofalısı olmuştur. Bu dönemde Safvet, hâmîsinden aynı zamanda şiir de öğrenmiştir (Emîn Efendi 2021: 236). Yorgancılık yapan şairin, Hâtif’in himayesinde bulunduğu dönemde mi yoksa öncesinde mi bu işle uğraştığı meçhuldür. İbnülemin’in belirttiğine göre şair, mahbubu Seydi’nin Mora seferine katılması için tersaneciler tarafından alıkonulması üzerine, Hüsrev Paşa’ya Seydi’nin salıverilmesini istediği bir kaside sunmuştur. Safvet bu kasideyle emeline ulaşamamış ancak Lebîb’in dikkatini çekmiştir. İbnülemin, Safvet’i meyhane köşelerinden kurtarıp meşhur edenin Lebîb olduğunu, bu yönüyle Safvet’in, onun hayratlarından sayılabileceğini belirtir (Samsakçı 2021: 36-37).

Safvet’in yorgancıyken kalem erbabından olmasını sağlayan Seydi Kasidesi şairin, devrinin meşhurları arasında tanınmasına vesile olmuştur. Safvet, kâtipliğe yükseldikten sonra Ferruh Efendi’nin (ö. 1826) Beşiktaş’taki konağında dönemin ulemâsının gençlere eğitim verdiği ve edebî toplantıların yapıldığı meclislere katılmıştır. Beşiktaş Cemiyyet-i İlmiyesi olarak bilinen topluğun üyelerinden Fehîm Efendi’den (ö. 1847) Farsça dersleri alan Safvet, bu vesileyle edebiyat da öğrenmiştir (İnal 2000: IV/2040- 2041). Hâtif ve Lebîb gibi devrin önemli isimlerinin himayesinde farklı meclislerde şairlerle karşılaşan Safvet, 1833’de Tersane Ruznamçeciliği’ne tayin edilmiş ancak birkaç yıl sonra Musa Safvetî Paşa (ö. 1864) tarafından azledilmiştir. 1841’de Karantina İkinci Kitabetine, aynı yıl başkitabetine getirilen şaire, 1843 yılında hâcegânlık rütbesi tevcih edilmiştir (İnal 2000: IV/2042; Fatîn 2017: 299). Bu olaydan bir yıl sonra Safvet’e sâlise rütbesi verilmiş ve 1846’da emekliye ayrılmıştır. Safvet’in aldığı terfiler, Lebîb’i sevindirmiştir. Onun hâcegânlık rütbesi almasına beş farklı manzumeyle tarih düşüren Lebîb, Safvet’e çok kıymet vermiş; şairliğini, 1843’te hocalığa getirilmesi üzerine yazdığı kıt’a-i kebirede onu, Sâib, Enverî ve Hâfız gibi isimlere benzeterek şu beyitlerle övmüştür:

Kıymeti ağırdır ol gevher-şinâs-ı dânişin

Rütbe-i zât-ı şerîfi toğrısı çok şey değer

Kurıdır kanın hasudun pek yerinde söz bulur

Nev-zemîn ü dil-güşâdır yapdığı eşʿâr-ı ter

Enverî’yle Saʿdî’ye hem-pâlığında söz fakat

Söyler ammâ şübhesiz Hâfız ile Sâʿib kadar (Arslan 2022: I/217)

Safvet bu terfiden bir yıl sonra sâlise rütbesi almıştır. Rütbeyi şair, Tophane Müşiri Damat Mahmut Ali Paşa’dan (ö. 1868) bir mütekerrir müsebba ile istemiştir. Bu mısralar şöyledir:

Lâyık-ı merhametim muntazır-ı eşfâkım

Rütbe-i sâniyeye yoksa da istihkâkım

Çok mudur sâliseden sîneme bir kıt’a nişân

Söyle göğsünde senin var mıdır efendim îmân (Samsakçı 2021: 53)

Sultan Abdülmecit tarafından verilen bu rütbe, Lebîbin Safvet’i aşağıdaki mısralarla övmesine vesile olmuştur.

Az gelürken ʿâleme Safvet gibi ehl-i hüner

Feyz-i Hak’la dergeh-i şâhânede oldı bedîd

Gevher asdı sîne-i tabʿıma târîh-i Lebîb

Şāh-ı ʿâlem Safvet’e virdi nişân olsun saʿîd (1260) (Arslan 2022: I/163)

Safvet’in devrinde iyi bir şair olduğuna dair Lebîb’in mısraları, iki şair arasındaki yakın arkadaşlıkla ilişkilendirilip objektif olmayan bir yorum olarak değerlendirilebilir, ancak şair hakkında, devrin şahitlerinden Ahmet Cevdet Paşa (ö. 1895) da Lebîb’le aynı kanaattedir. Cevdet Paşa, Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi hakkında bilgi verirken Safvet’in, devrin meşhur şairlerinden olduğunu ve bu cemiyette yetiştiğini kaydeder (Ahmet Cevdet Paşa 1301: XII/s. 213). Ayrıca Safvet’in İstanbul’un önemli şairleri arasında sayıldığı, genç şairleri etkilediği İbnülemin’in Safvet hakkında verdiği bilgilerden öğrenilir. Yazar, şairin Beranje manzumesiyle ilgili araştırma yaparken manzumeyi, Safvet’in muasırı Ârif Hikmet Bey’e (ö. 1903) sormuştur. Ârif Hikmet, Şinasi (ö. 1871) ile birlikte, aydın biri olarak bilinen Safvet’in evine gittiklerini, manzumeyi Safvet’ten dinlediğini belirtmiştir (Samsakçı 2021: s. 46). Bu anekdota ek olarak, Hakkı Bey’in (ö. 1894) bir hicve yazdığı takrizden yola çıkılarak Safvet’in, çevresinde saygı gören birisi olduğu, devrin şairleriyle edebî metinler üzerinden ilişki kurduğu görülür. İbnülemin, Üsküdarlı Hakkı Bey’le ilgili bilgi verirken şairin Sâmî’ye yazdığı hicviyeden bahseder. Lebîb’in bu hicve yirmi dört beyitlik takrizinin olduğunu belirtir (İnal 2000: IV/743). Lebîb’in bu takrizinde Safvet’in de adı geçer. Şairin bu manzumesinden alınan aşağıdaki beyitten, Safvet’in de aynı metne takriz yazdığı anlaşılır.

Kıt’a-i takrîz-i Safvet’den bilür ol nâ-kesin

Her ne dinse hakkına az oldığın merd-i fatîn (Arslan 2022: 3/651)

Safvet’in hayatının seyrini değiştirmesine vesile olan Seydi kasidesi kadar meşhur bir başka manzumesi, Fransız şair Beranje’in (ö. 1857) ölümü ardından Fransa’da şaire gösterilen hürmeti anlatan Beranje Manzumesi’dir. Özgül, Safvet’in bu manzumesinin, Batılı meslektaşını gıptayla seyreden şairin, memleketinde sanatçıya verilen değeri ve şairlerin konumunu sorguladığı bir metin olduğunu belirtir (2018: 485-486).

İbnülemin’in Safvet’in biyografisinde sıkça üzerinde durduğu bir konu olan şairin, maddi imkansızlıklar içerisinde olması ve devrin siyasal elitlerine manzumeler sunarak[4] az olan emekli aylığına ek gelir talep etmesi durumunun yansıması olan Beranje Manzumesi, onun günümüze ulaşan şiirlerinin dünyevi boyutunu yansıtan bir metin olarak nitelenebilir. Zira bu manzumede Safvet, ekmekçi Asvador ve bakkal Yani’den yakasını kurtaramadığını belirtir (İnal 2000: IV/2049). Benzer cümleler, Mustafa Reşid Paşa’ya (ö. 1858) hitaben yazdığı tercî-i bendin;

Şimdi evden beni çıḳ etdi imām u muḫtār

Ṣalıvermez gideyim bir yere eṣnāf-ı civār

Geçer on biñ ġuruşı yüz kişiye borcum var

Çingene borcu beni etmede dāʾim bī-zār

Aradım bulamadım īcarı ucuzca bir dār (Safvet Mustafa Divan: vr. 28b)

mısralarında da bulunur. Safvet’in borç istemek için kullandığı kaleminin bir geçim kaynağına dönüşmesi, Ârif Efendi’nin torununun veladetine yazdığı kıt’aların ekindeki 15 Şevval 1277 tarihli belgenin aşağıdaki cümlelerinde de görülür.

“İşbu târîh-i zîbâlar kabûl buyrulmak niyâzıyla câizesini bed-i mekteb ve sûr-ı hitan târîhlerinin tanzîmine te’hîr ve tevkîf buyrulması mültecây-ı âcizleridir fe-emmâ semâhatli efendimiz hazretlerinin atiyyesinden geçimim hem dahi müşârünileyh hazretlerinin hâk-i pây-i devletlerinden Kazasker Beşincizâde Efendi’nin târîhi için niyâz etdiğim sıla-i mesnûnenin zuhûruna müterakkibim (…)” (BOA HSD.AFT 12-147)

Maddi sıkıntılar içerisinde yaşadığı bilinen Safvet, 5 Şevval 1282/21 Şubat 1866’da vefat etmiş ve Yenikapı Mevlevîhanesi kabristanına defnedilmiştir (Samsakçı 2021: 27). Ölümüne Lebîb, “Cennet olmuş Safvet’e vâlâ-mekân (1283)” (Arslan 2022: 154) mısraı ile tarih düşürmüştür.[5]

Safvet, klasik Türk edebiyatının hem şekil hem de muhteva yönüyle değişmeye başladığı dönemde yaşamıştır. Şairin bu çalışmaya konu olan manzumelerinde yer verdiği konular her ne kadar kendisinden önceki şairlerin çokça eleştirilen ihsana nail olma, devrinden şikâyet etme gibi alışılagelmiş temalar etrafında yazılmış olsa da Rus Çarı Nikolay Pavloviç’in (ö. 1855) vefatına miladi tarih düşürmesi onun, bu farklı yöntemi kullanan şairlerden biri olduğunu gösterir. Zira miladi tarih düşürme, klasik Türk şiirinde ilk olarak Niyâzî Mısrî’de (ö.1105/1693) görülmüş, ardından Sürûrî (ö. 1814) ve Zâik’le (ö. 1269/1852-53) devam ettirilmiştir. Ancak bu yöntem, şairlerin sıklıkla başvurmadığı bir tarih düşürme şeklidir (Yakıt 1992: 284- 285). Safvet, Çar Pavloviç’in ölümüne, aynı manzumede farklı vezinlerle yazılmış iki miladi tarih düşürmüş, manzumenin matlaında miladi tarihle Pavloviç’in öldüğü yılı belirtmiştir.

Niḳola Pavloviç elli sekiz yaşında fevt oldu
Erişdi biñ sekiz yüz elli beşde ʿömrü ġāyāta

Oḳu tārīḫ-i fevtiñ yazdı Ṣafvet sāl-i ʿĪsā’dan
Ḳıral-ı Rūs müjde gitdi ordu-yı mükāfāta (1855)

Eyledim tārīḫini mīlādīden bir bir ḥesāb
Çār-ı Rūs’u ansızın ḳahr-ı Mecīd etdi tebāh (1855) (Safvet Mustafa Divan: vr. 33a-33b)

Safvet’in Pavloviç’in ölümüne miladi tarih düşürmesini Özgül, gelenekteki farklılaşma içinde değerlendirir. Daha önce Sürûrî’nin Çariçe Ekaterina’nın 1796’daki ölümüne miladi tarih düşürdüğünü, Safvet’in de bu yoldan giderek tarih düşürme geleneğinde yeni bir kapı araladığını belirtir. Ancak Safvet’in yalnızca Rus çarı için değil, Beranje’in ölümü üzerine yazdığı kasidede de şairin vefatına miladi tarih düşürmesi, onun Hristiyan isimler için düşürülen tarihlerde miladi tarihi kullanma yoluna gittiğini gösterir (2018: 328-329). Safvet’in manzumelerini yazdığı tarihi belirtme konusunda dikkatli biri olduğu anlaşılır. Zira şair, muharremiyelerini yazdığı tarihleri de manzumelerinin başında kaydetmiştir. Aşağıda bir muharremiyesinden verilen örnekte Safvet, metni kaleme aldığı tarihi detaylı bir şekilde belirtir.

Elli beş Muḥarrem’iniñ beşinde vāḳiʿ nevrūzda Güneş burc-ı ḥamele ḳar yaġaraḳ taḥvīl etdikde tażmīn olunan mıṣraʿ-ı meşhūrdur.

Etdi taḥvīl ḥamel-i şems-i felek ḳar yaġarak

Oldu maġmūm hevādan meh-i mātemde yüzü

Gözüñ aç aġla amān eski meseldir Ṣafvet

Böyle eyyām-ı ġamıñ böyle olur nevrūzu (Safvet Mustafa Divan: vr. 24b)

Safvet’in Türk edebiyatındaki değişmelerden etkilendiğini gösteren bir başka yön ise memduhunu överek onun lutf u ihsanını talep ederken kullandığı nazım şekillerinde yaptığı değişikliktir. Formların kullanımında şairlerin klasik şiir geleneğinin dışına çıkışı esasen 18. asırdan sonra başlayan bir uygulamadır ve bu değişimi, devam eden asrın şairleri de sürdürmüşlerdir. Kıt’a, mesnevi, gazel gibi formlarla methiyeler yazılırken; kaside, gazel, müstezat şeklinde yazılan tarihler kaleme alınarak önceki asrın konu ve şekil arasında kurduğu nispeten mutlak bağlar çözülmeye başlanmıştır (Özgül 2006: 631). Cemâl Paşa’nın (ö.1297/1880) yeni yılını tebrik için kıt’a yerine tardiyye kafiyeli murabba seçen Safvet, Reşid Paşa’ya yazdığı medednâmede ise geleneğin benimsediği form olan kasideyi değil, tercî-i bendi seçerek nispeten, klasik şiirin sınırları dışına çıkmıştır. Safvet’in Tophane yangınına kasideyle, Galata yangınına ise mesnevi şeklinde yazdığı şiirle tarih düşürmesi (Kaplan 2021: 101-104), onun nazım şekillerini kullanırken klasik şiir geleneğinden uzaklaştığını gösteren başka örneklerdir. Farklı şekillerle tarihler yazan Safvet’in, bu çalışmada incelenen şiirlerinin genelinin tarihlerden oluşması onun tarih düşürmeye meraklı biri olduğunu gösterir. Bu tarih manzumeleri, aynı zamanda şairin sanatını ortaya koymaktan ziyade, yoksulluğunu anlatmak üzere kurgulanan metnilerdir. Safvet bu yönüyle şiirlerini sanattan, zanaata yaklaştıran 19. asır şairlerinden (Özgül 2018:151) farklı bir görünüm sergilemez.

2. Galatalı Safvet Mustafa’nın Şiirleri

2.1. Şiirlerin Yer Aldığı Yazma Eser ve Belgeler Hakkında

Safvet’in çalışmaya konu olan manzumelerinin büyük bir kısmı, 06 Mil Yz A 3672/2’de kayıtlıdır. Katalog kayıtlarına göre üzüm salkımı taç filigranlı, nohudî kâğıt üzerine yazılan şiirlerin olduğu yazma, 217 x 165 mm boyutundadır. Vişne çürüğü meşin, ebru kaplı mukavva ciltlidir.[6] Safvet’in şiirleri 25b-34b arasındadır. 35a’da Safvet’in bir yere çağırılması üzerine hizmetlisi Edhem Efendi’yi gönderdiğini belirten arzuhâl bulunmaktadır. Şairin manzumelerinin yer aldığı kısımda bazı mısralar üzerindeki düzeltmelerin ve Safvet’le ilgili bir arzuhâlin bulunması, bu kısmın müellif hattı olabileceğini akla getirir. Kütüphane kaydında müellif hattı olduğu belirtilen yazmanın, Safvet’in kaleminden çıktığı arşiv belgeleriyle teyit edilmiştir. BOA HSD.AFT 12-147’deki zarfta “Şair Safvet Efendi’nin hatt-ı destidir” ifadesinin yer alması, belgede yer alan şiirlerin hattının Millî Kütüphane’deki yazmayla aynı olması, eserin Safvet’in kaleminden çıktığını doğrulamaktadır.

Safvet’in Millî Kütüphane’deki yazma içerisinde yirmi altı manzumesi bulunmaktadır. Divançe olarak adlandırılabilecek olan bu yazma, faklı nazım şekilleriyle yazılmış dokuz muharremiye,[7] altı îdiyye, beş tebrîknâme, televvün, baña ve deli redifli üç gazel, Nikolay Pavloviç’in ölümüne düşürülen tarih kıt’ası, Reşid Paşa’dan ve devrin diğer büyüklerinden caize istediği çeşitli metinlerden ve medednâme türündeki bir mütekerrir müseddesten oluşmaktadır. BOA’da HSD.AFT 12-147’de kayıtlı belgede Ârif Efendi’nin torununun doğumuna yazılan iki tarih kıt’ası, TSMA 368- 23’te Sultan Abdülaziz’in aynı gün farklı annelerden doğan şehzadeleri Ahmed Kemaleddin ve Muhammed Fuad’ın veladetlerine düşürülen biri Farsça, iki tarih kıt’ası bulunmaktadır. Türkçe tarih kıt’asında veladetlere biri noktalı, diğeri noktasız harflerle iki tarih düşülmüştür.

2.2. Manzumelerin Nazım Şekilleri, Türleri ve Vezinleri

Safvet Mustafa’nın, bu çalışmaya konu olan şiirlerinde kullandığı vezinler, yoğunluk sırasına göre Remel, Hezec ve Muzarî bahirlerine aittir. Şairin kullandığı vezinler, nazım türleri ve şekilleri aşağıdaki tabloda verilmiştir:

Klasik Türk şiirinde, şairler padişahların ve devrin büyüklerinin bayramlarını kutlamak ve bu sayede caize alabilmek için genellikle kaside ve kıt’a şeklinde ʿîdiyye/bayram şiirleri yazmışlardır (Sungurhan 2011: 13, 20). Safvet’in manzumelerinden altısı, Halil Paşa, Serasker Ömer Lütfi Paşa (ö. 1871) ve Reşid Paşa’ya hitaben yazılmış îdiyyelerdir. Safvet’in Mevlânâ ve Sultan Veled’den manevi yardım talep ettiği mütekerrir müseddes, dinî medednâme türünde yazılmıştır. Reşid Paşa’dan borçları için maddi destek istediği tercî-i bend yalnızca devlet ricaline hitaben kaleme alınan (Dolu 2020: 56-58) beşerî medednâme örneğidir. Devlet büyüklerine, dinî şahsiyetlere, dost ve akrabalara, terfi, doğum, vb. vesilelerle yazılan tebrîknâmeler (Tuğluk 2010: 42) de Safvet’in manzumelerini kaleme aldığı türler arasındadır. Cemal Paşa’nın bir murabba ile yeni yılını ve bir gazelle vezirliğe getirilişini (Akbayar 1996: II/392) kutladığı metinleri, Reşid Paşa’nın yeni yaşı, Sultan Abdülmecid’in şehzadelerinin ve Ârif Efendi’nin torununun doğumuna yazdığı tarih kıt’aları birer tebrîknâmedir.

2.3. Dil ve Üslup

Safvet, şiirlerinde genel olarak sade, akıcı bir dil kullanmıştır. Klasik Türk şiirinde şairlerin sıklıkla başvurdukları mazmunları, karmaşık metaforları kullanmayan Safvet’in, manzumelerindeki amaç, muhatabına kendisini anlatmaktır. Özellikle devrin büyüklerine hitaben yazdığı manzumelerini açık ve anlaşılır bir dille kaleme almıştır.

Safvet’in Farsça ve Arapça tamlamaları kullandığı ancak bu yapıları girift mazmunlarla inşa etmediği, bunun yerine vaʿd-i ʿarkûb, gurre-i şehr-i kurbân, zât-ı ʿâdil gibi yapıları kullandığı görülür. Aşağıda, Kurban Bayramı’nın yaklaşması üzerine yazdığı manzumede, kurban kesemediği için üzgün olduğunu belirttiği ifadeler, şairin manzumelerinde sade dil kullandığını gösteren bir örnektir:

Āṣafā zebḥ-i ḳarābīn edene sünnet olan

Naḥrı taʿẓīm ile tekbīr ederek besmeledir

Şu sevābı naṣıl iḥrāz ederim fikri ile

Ẕiʾb-i ġam misl-i ġanem Ṣafvet-i zārı meledir

(Safvet Mustafa Divan: vr. 29b)

Safvet, manzumelerinde muhatabına karşı samimi, nüktedan bir söylem geliştirmiştir. Borçlarının çokluğu dolayısıyla Reşid Paşa’dan maddi destek isterken samimi ve açık bir ifade tarzını benimsemiştir.

Rehn-i cānımla baña olmaz iken kimse kefīl
Altı kīse alıvermiş idi bir merd-i aṣīl
Ṣāḥib-i naḳd ṣayan bu yılı itmiş tekmīl
İsteyor aḳçeyi ḳassām ne mümkin teʾcīl

(…)

Şu küçük müşkili iḥsānıñ ile ḳıl teshīl
Emr edersen vereyim bir de mührlü taḥvīl (Safvet Mustafa Divan: vr. 28b)

Çingene borcu, koç başına kurban olmak ve yükünü yükseğe yığmak ise şairin manzumelerinde kullandığı halk tabirlerindendir. “Nâsın anasın dü…mede baba-yı televvün” ifadesinde olduğu gibi şairin, zaman zaman argo kelimeler kullandığı da görülür.[8] Safvet’in incelenen şiirleri arasında karmaşık ifadeleri kullandığı manzume, televvün redifli gazeldir. “süver-i perde-i zîbây-ı televvün, sâgar-ı mînâ-yı televvün” gibi tamlamalar, televvün kelimesinin karmaşık, değişimi çağrıştıran manasıyla uyumlu şekilde kullanılmıştır. Şair, aynı gazelin aşağıdaki beytinde musiki terimlerine yer vererek gazeldeki anlatımı ve ahengi güçlendirmiştir.

Rast geldiginiñ āhını evce çıḳarır āh
Nefsime ʿaraż-bār ideyor nāy-ı televvün (Safvet Mustafa Divan: vr. 27b)

Safvet, çalışmaya konu olan manzumelerinin genelinde, muhataplarına realist bir tablo sunar. Bunda manzumelerin büyük bir kısmının tebrîknâme, medednâme, îdiyye ya da târîh olarak kaleme alınmış olması etkilidir. Özellikle olaylara tarih düşürerek şekillendirdiği tebrîknâmelerinde ve Reşid Paşa’ya yazdığı medednâmesinde hem kendi hâlini hem de muhataplarının bulundukları makamı, başlarından geçen olayları gerçeklik zemininde ele alır.

Safvet’in realist söylemi gazellerinde değişir. Televvün, deli ve baña redifli gazellerinde zengin hayal dünyasının yansımaları vardır. Aşağıda gazellerinden alıntılanan beyitler, şairin gerçek hayata dair olmayan manzumelerinde mazmunları, zengin çağrışımları kullandığını gösteren örneklerdir.

Olmuşum tatar-ı rāh-ı āteşīn-i intiẓār
Vādī-yi Nemrūd yeʾs-i evvelki menzildir baña

Barḳ-ı ġam yā Rüstem-i mūr-ı elemdir düşmenim
Geşt-i ʿömrümden bu ḫırmende ne ḥāṣıldır baña

Bī-ḫıreddir ṣāḥib-i ḥilm-i ḫumārī öyle kim
ʿAḳlı ʿindimde yer etmez toḫm-ı tīn ü ḫur deli

Ehl-i keyfi eyleyen reng-i mey ü afyōndur
Ḳıpḳızıl Mecnūn-ı rüsvā sevdevī ḳaşmer deli (Safvet Mustafa Divan: vr. 31a)

2.4. Muhteva

Safvet Mustafa’nın manzumelerinde en fazla işlediği konu, maddi sıkıntılarıdır. Beranje Kasidesi’nde işlediği kıymet görmeme ve geçim sıkıntısı, Safvet’in bu çalışmaya konu olan şiirlerinin de ana temasıdır denilebilir. Şair özellikle Ramazan ve Kurban bayramlarında yoksulluğu dolayısıyla oruç tutamayacağından, kurban kesemeyeceğinden bahsederek memduhunun ilgisini çekmeye çalışmıştır. Reşid Paşa’dan borç istemek üzere yazdığı tercî-i bend’in ilk bendinden alıntılanan aşağıdaki mısralar onun, manzume boyunca dile getirdiği borçluluğunun, alacaklılarıyla mücadelesinin girizgâhıdır.

Āh ṣarrāfımı nā-gāh ecel etdi ifnā

Oġlı ortaġı daḫı peyrev olup gitdi aña

Pek yazıḳ oldu bu yıl Bāhir Efendi’yle baña

Deli Bedros anıñ ʿaḳlını etdi yaġma

Ḳarabet gitdi diyü ben de getirdim sevdā

Añlamaz ortaġınıñ ḳardaşı ṣoḥbet aṣlā

Fāʾiżiyle yüz on altı kīse ister ḥālā

Eyle şu ādemi iskān berā-yı Mevlā (Safvet Mustafa Divan: vr. 28b)

Bu ilk bendde Safvet, borçlarını ve alacaklılarını gerçek kişiler üzerinden anlatır. Bunların ilki, şiirin muhatabı Reşid Paşa’nın yakınındaki isimlerden biri olan (Bursalı Mehmed Tahir 2016: 3/ 964) Abdürrezzâk Bâhir Efendi’dir (ö. 1860). Bâhir Efendi’yle birlikte, zorluklar çektiğini belirten şair, ilk mısrada bir sarrafın vefatından bahseder. Söz konusu sarraf, Sultan Abdülmecid’in yakın çevresinde bulunan Garabet Düzyan’dır. (Çarkçıyan 1953: 61’den akt. Aysan 2013: 45). Şairin manzume boyunca vurguladığı, ödenmesini talep ettiği borçlarının büyük kısmının Düzyan ve çevresindeki isimlere olduğu, aşağıdaki mısralardan anlaşılır.

Añlamaz ortaġınıñ ḳardaşı ṣoḥbet aṣlā

Fāʾiżiyle yüz on altı kīse ister ḥālā (Safvet Mustafa Divan: vr. 28b)

Safvet’in manzumelerinde dikkat çeken bir başka tema, Osmanlı-Rus savaşıdır. Osmanlı toplumu için hayli önemli olan bu savaşın izleri, bitişinin beklenmesi, Şeyh Şâmil’in Ruslarla mücadelesi, Avrupalı devletlerin Osmanlı’ya yardımı ve Rus Çarı Pavloviç’in, yenilgilerinin ardından vefatı gibi meseleler, Safvet’in şiirlerinde yer alır. Safvet’in mısralarında problem olarak dile getirdiği Osmanlı-Rus mücadelesi,

Ṣavletle bu yıl Mosḳov’u tedmīr edecekdir

Müstaḫrec imiş Ṣafvet’e ḥall etdi erenler

Ol āṣafıñ ism ü laḳab-ı ecmeli birdir

Diḳḳatle ḥesāb et ki Muḥammed ʿAlī birdir (Safvet Mustafa Divan: vr. 29b)

kıt’asında Osmanlı’nın galibiyetiyle sona ereceği müjdelenen bir olay hâline gelmiştir. Bu savaşı bitirecek olan ise şairin, kahramanlıkta Hz. Ali ile denk gördüğü ve “Koca” lakabı (Beydilli 2020: 348) ile “Ali”nin ebced karşılığının eşit olduğunu belirterek bu kahramanlık ilgisini kurduğu Mustafa Reşid Paşa’dır. Şairin, İstanbul’dan gıda maddelerinin çıkışının yasaklanması, halkın savaşa destek için sıkı ekonomik tedbirlere riayet etmesinin istenmesi, harp masrafları dolayısıyla dış borçların katlanması (Gurulkan vd. 2006: 235-238, 246-249) gibi meselelerle Osmanlı toplumunu bunaltan savaşın biteceğine dair inancı ise muhtemelen savaşta Avrupalıların, Ruslara karşı Osmanlı’yı desteklemesi (Yeşilyurt 2022: 105) ile alakalıdır. Safvet, bu müttefikliği Çar Pavloviç’in vefatına tarih düşürdüğü kıt’a-i kebirede aşağıdaki beyitlerde anlatmaktadır;

Olup hem-pāsı Han ʿAbdülmecīd’iñ etdiler iḳdām

Fıransız İngiliz techīz-i ʿaskerle mühimmāta

Edip sevḳ-i ʿasākir mülkünüñ taḫrībine artıḳ

Mülūk-ı müttefiḳ ḳıldı teşebbüs ḥaḳḳı isbāta (Safvet Mustafa Divan: vr. 33a)

Osmanlı’nın Ruslara karşı aldığı bu destek aynı zamanda savaşın sonucunu etkileyen bir durumdur. Hasta olan Rus çarı, mağlubiyeti engellemek adına kış mevsiminde orduyu denetlemeye gitmiş ve savaş şartlarına dayanamayarak vefat etmiştir (Cezar 2011: VI/2059). Safvet, Pavloviç’in bu hâlini aynı kıt’adan alınan aşağıdaki beyitte dile getirmektedir.

Şaşırdı fikr ü maġlūbiyyet etdi kendini bī-tāb

Eger ki gitmedi ʿār eyleyip semt-i mudārāta (Safvet Mustafa Divan: vr. 33a)

Nikolay Pavloviç’in vefatını Safvet, 1855’te meydana gelen Bursa depremiyle ilişkilendirmiştir. Şair, hüsn-i talil yaparak Rus çarının vefatıyla aynı gün olan (1-2 Mart 1855) Bursa depremi arasında ilgi kurmuştur. Safvet’e göre Rus çarının ölümüne toprak sevincinden oynamış; bu sebeple deprem olmuştur. Şair, depremle vefat arasında ilişki kurarken depremden önce Bursa çevresinde şiddetli gök gürültülerinin ve yağışın olduğunu (Özaydın 2017: 21)“gürü çok bir zelzele” ifadesiyle vererek devrinde yaşanan olayı detaylı şekilde anlatmıştır.

Rūy-ı menḥūsuñ bütün metbūʿ-ı etbāʿını

Leşker-i ġayb ile Mevlā ḳaṣr-ı ġayyāya ḳova

Mülk-i ʿOsmānī’de ṣanmañ gürü çoḳ bir zelzele

Ḥaẓẓ edip arż oynadı ḳahr-ı ḳıral-ı Mosḳov’a (Safvet Mustafa Divan: vr. 33b)

Nikolay Pavloviç’in vefatıyla sona erme sürecine giren savaşta, Safvet

Ey sipehsālār-ı eşcaʿ emriñe ḳalsaydı āh

Ḳarşıya ʿasker geçip ṭurmazdı İbrāʾīl’de (Safvet Mustafa, Divan, vr. 30a)

mısralarıyla bir yenilgiden bahseder. Arşiv belgelerine göre bu yenilgi, Serasker Ömer Paşa’nın Romanya’daki bir ticaret şehri olan İbrail/Bralia (Şemseddin Sami 199: I/585) kıyılarında alınmasını emrettiği tedbirlerin yerine getirilmemesi üzerine cereyan etmiş olmalıdır. Zira Ömer Paşa ile Prens Gorçakof (ö. 1883) arasındaki yazışmalarda, bölgede konuşlandırılması gereken ve Tuna’dan geçecek olan gemiler için alınacak tedbirlerin neler olduğuna dair tarafların, tam olarak anlaşamadıkları kayıtlıdır (Gurulkan vd. 2006:. 148-151). Ömer Paşa’nın Gorçakof’a, işgal ettiği Boğdan’dan çekilmesiyle ilgili verdiği ültimatoma (Süer 1986: 69) işaret eden kıt’a, Kırım Harbi’yle ilgili detaylar içerir. Şair, Kırım Savaşı’nda, savaş haberlerinin karmaşıklığına rağmen süreci iyi yöneten ve başarılı bir kumandan olan (Saydam 2007: 75) Ömer Paşa’nın sözlerinin dinlenmemesi üzerine Rusların Tuna’nın karşısına geçmesine hayıflanır. Safvet, geçim sıkıntılarını ve Osmanlı-Rus harbini manzumelerinde yoğun bir şekilde işler. Ancak kendinden önce yaşayan şairlerin özellikle de Nâbî’nin (ö. 1712) sıklıkla değindiği devrinden şikâyet etme, toplum içerisindeki hukuksuzlukları belirtme konusunu da şiirlerinde ele alır. Lebîb’e nazire olarak kaleme aldığı deli redifli gazelin genelinde toplumdaki bozulmaya değinmekle birlikte özellikle aşağıdaki beyitte, müderrislerin hâlinden şikâyet eder.

Eylemiş şeydā ʿavāmı fikr-i zencīr-i emel

Silsile ḳaydıyla olmuşlar müderrisler deli (Safvet Mustafa, Divan, vr. 30b)

Safvet’in manzumelerindeki şahıs kadrosu, eldeki metinlerin azlığına nispetle zengindir. Mustafa Reşid Paşa, Halil Paşa, Cemal Paşa, Sultan Abdülmecid (ö. 1861) gibi isimlerin yanı sıra, Eflatun, Deli Bâlî (ö. 1573), Mevlânâ, Sultan Veled, Harun Reşîd (ö. 809), Cafer Bermekî (ö. 803), Behlül-i Dânâ (ö. 799?), Rüstem, Dârâ ve İskender, şiirdeki tarihî-efsanevi kişiliklerden bazılarıdır. Eflatun, Safvet’in iki farklı manzumesinde geçer.

Ḥikmetinden yok ṣuʾāle ḳudretim çıldırdım āh

Derler Eflāṭūn-ı ʿāḳilsem-ı de Bāḳil[9] dir baña (Safvet Mustafa Divan: vr. 29a)

beytinde, Allah’ın kudreti karşısında yaşadığı şaşkınlık hakkında konuşamayacak kadar âciz biri; deli redifli gazelin “Çoḳ deli vardır Felāṭūn’un beğenmez ʿaḳlını” (Safvet Mustafa Divan: vr. 31a) mısraında ise kendini bilmeyen ve şair tarafından deli olarak nitelenen kişilerin cüretkarlıkları sonucu, aklı beğenilmeyen kişi olarak geçer. Halvetiyye’nin Ramazaniyye koluna mensup Bâlî Efendi, kendisine verilen sarhoş lakabı (Azamat 1992: 20) ilgisi dolayısıyla aşağıdaki beyitte zikredilir.

Nuṭḳ-ı şīrīnim ile hem-cānişīnim der imiş

Var ise olmuş Deli Bālī gibi sekr deli (Safvet Mustafa Divan: vr. 31a)

Mevlânâ ve Sultan Veled, “ Yā Celāle’d-dīn meded senden saña dād eylerim” ve “ Bī-kesim bī-kes amān yā Ḥażret-i Sulṭān Veled” (Safvet Mustafa Divan: vr. 29b) mısralarında, şairin medet umduğu, manevi yardımlarını talep ettiği isimlerdir. Abbasi halifesi Harun Reşid’le Cafer el-Bermekî arasında geçen ve Cafer’in idamıyla son bulan (Köse 2020: 84-85) ilişkilerine telmihte bulunulan aşağıdaki beyitte her iki tarihî kişiliğin adı geçer.

ʿAḳlı varken bindi Hārūnu’r-Reşīd’iñ omzuna

Oldu zencīr-i ġadīre baġlanıp Caʿfer deli (Safvet Mustafa Divan: vr. 30b)

Safvet, Behlül-i Dânâ’ya da aynı gazel içerisinde değinir. Onun Allah aşkıyla kendinden geçen biri olması dolayısıyla, dünyevi meselelerle dertlenen kişilerle aynı olamayacağını,

Beñzemez meczūb-ı Ḥaḳḳ’a ḥāl-i erbāb-ı mecāz

Bir midir Behlūl-i Dānā ile her ebter deli (Safvet Mustafa Divan: vr. 31a)

beytinde dile getirir. Zira Behlül-i Dânâ, “kendisini divane gösteren bir ârif ve âkil” olduğu için “(Onay 2009: 91) gerçek manada deli sıfatını hak etmez. Safvet, Behlül-i Dânâ, Harun Reşid ve Cafer el-Bermekî’yi aynı şiirde zikrederek Behlül-i Dânâ ve Harun Reşid arasında geçen hikâyelere telmihte bulunur. Behlül-i Dânâ etrafında oluşan anlatılarda onun, Harun Reşid’in kardeşi, nedimi ya da yeğeni olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca Behlül-i Dânâ’nın Şiî olduğu, Cafer-i Sâdık’ın (ö. 765) öğrencileri arasında yer aldığı şeklinde rivayetlerin olması (Uludağ 1992: 352-353), şairin metni inşa ederken gelenekte, aynı şahıs etrafında şekillenen farklı anlatılardan beslendiğini gösterir. Şehnâme’nin kahramanlardan Dârâ ve Makedonya kralı Büyük İskender; aralarındaki mücadele ve Dârâ’nın İskender tarafından yenilmesi (Yıldırım 2008: 233) ilgisiyle Safvet’in şiirlerinde yer alır. Şair, aşağıdaki beyitte kaderin insanın keyfini, bütün gücü ile bozabileceğini, bu sebeple kararsızlığın, değişimin getirdiği mutluluğun ve şansın insanı aldatmaması gerektiğini öğütler.

Ṣavletle bozar keyfini İskender-i devrān

Aldatmasın iḳbāline Dārā-yı televvün (Safvet Mustafa Divan: vr. 27b)

Kader ve şans arasında her an bozulabilecek olan dengeyi şair, kaderi karşı konulamayan bir güç olması yönü ile İskender’e; yaşamı, bahtı, değişimi ve kararsızlığı ise kırılganlığı yönü ile Dârâ’nın saltanatına benzetir.

Sonuç

Galatalı Safvet Mustafa, klasik Türk edebiyatının hem şekil hem de muhteva yönüyle değişmeye başladığı bir dönemde yaşamıştır. Şairin manzumeleri içerisinde bu değişimin izleri hem tema hem de şekil yönüyle net bir şekilde görülmemekle birlikte, onun şiirlerinin nazım şekilleri ve muhteva yönünden gelenekte hâkim olan uygulamalardan nispeten farklılaştığı tespit edilmiştir. Özellikle kendisinden önceki şairlerin büyük bir kısmının kaside formunda yazdıkları caize taleplerini Safvet’in, kıt’a ya da tercî-i bend şeklinde kaleme aldığı görülür. Bu farklılaşmaya ek olarak, şairin Rus çarı Pavloviç’in vefatı için yazdığı manzumede, alışılanın aksine hicri değil de miladi tarihle tarih düşürmesi yine şairin manzumelerinde, geleneğin dışına çıktığı uygulamalardan biridir. Safvet, eldeki manzumelerinde şekil olarak bazı değişikliklere gitse de şiirlerinde işlediği tema yönüyle gelenekten tam olarak farklılaşmış değildir. Beranje kasidesinde, Osmanlı şairinin toplum içerisinde sahip olduğu değeri, Batılı şairin cenaze merasimi üzerinden karşılaştırdığı mısraları ile bu çalışmaya konu olan manzumeleri bir arada değerlendirilmiş ve Safvet’in seleflerinin dile getirdiği “yoksulluk, ihsana muhtaç olma” temalarından uzaklaşmadığı görülmüştür. Safvet, bayramlar, yeni yıl, göreve atanma gibi vesilelerle yazdığı manzumelerinde memduhunun maddi desteğini istemiştir. Özellikle Osmanlı-Rus mücadelesi ve bu sürecin toplum üzerindeki olumsuz etkisi, şairin kalemine yoğun bir şekilde yansımıştır. Safvet’in gündelik hayatın akışında gerçekleşen hadiseleri, şiirlerine konu ederek memduhunun ilgisini çekmeye çalıştığı ve şiirlerini birer geçim kaynağı olarak tasarladığı tespit edilmiştir. Şairin Mevlevî olduğu, onun hakkında bilgi veren kaynaklarda yer alan bir bilgi olmakla birlikte, Fuzûlî’nin matlaı odağında şekillendirdiği mütekerrir müseddesle bu bilgi, bizzat şairin kaleminden doğrulanmıştır. Safvet’in hayatı hakkında bilgi veren tezkirelerde onun iyi bir şair olduğu kaydedilmiştir ve Lebîb de şair hakkında yazdığı manzumelerde tezkire yazarlarıyla aynı kanaati belirtmektedir. Tezkirelerde ve yakın çevresindeki isimler tarafından Safvet’in iyi bir şair olduğu belirtilse de eldeki manzumelerin azlığı, onun edebî kişiliğini tam olarak ortaya koymak için yeterli değildir. Şairin meşhur bir isim olarak kabul edilmesinde, muhtemelen devrin meşhur isimleriyle, şiirler üzerinden kurduğu ilişkiler etkili olmuştur. Ancak söz konusu manzumeler, onun dağınık hâlde olan şiirlerinin, -nispeten- geniş bir örneklemi olması dolayısıyla önem arz etmektedir.

Şiirlerin Çeviri Yazılı Metinleri

06 Mil Yz A 3672/2

[27b]

1.

Gazel

[Mef‘ūlü/ Mefā‘īlü/Mefā‘īlü/Fa‘ūlün]
ʿĀrifler olup ʿāşıḳ-ı sīmā-yı televvün
Çesbān gibi etmekde temennā-yı televvün

Mest etdi o rütbe ʿuḳalāyı mey-i evhām
Görse güler efʿāline şeydā-yı televvün

Elbette ḥubıla ṭoġurur her gice bir ġam
Nāsın anasın dü…mede baba-yı televvün

Dünyāya unutdurdu temāşā-yı ḥayāli
Naḳş u ṣuver-i perde-i zībā-yı televvün

Rast geldiginiñ āhını evce çıḳarır āh
Nefsime ʿaraż-bār ideyor nāy-ı televvün

Daldan dala ḳondu şaşırup bülbül-i pür-tīr
Her ḫāre açıldı gül-i raʿnā-yı televvün

Söyler pes eyleyene de gūş etdigi sırrı
Hep ʿaḳsinedir ṣoḥbeti bebġā-yı televvün

Müstaḳbel eder māżīye ḫande bu ne ḥāldir
İmrūzı arar maṣdar-ı ferdā-yı televvün

Döndü ḫum-ı gerdde boyacı küpüne āh
Ḫalḳuñ boyadı çeşmini eşyā-yı televvün

Daʿvetde sebāt eylemedi yār-ı perī-rū
Şeyṭān veriyor var ise iġvā-yı televvün

Aḥbāb-ı zamānıñ dūn-ı būḳalemūnu[10]
Düşmenlere seyr etdirir ālā-yı televvün

Geh bāde görür gāhī ʿaraḳ arpa ṣuyu gāh
Biñ renge girer sāġar-ı mīnā-yı televvün

ʿAnḳā-yı vaḳāret göge mi uçdu hümāyūn
Ṭutdı per-i ṭāvūs-ı siyeh-pā-yı televvün

Ṣavletle bozar keyfini İskender-i devrān
Aldatmasın iḳbāline Dārā-yı televvün

Ey dil ṣıġınıp ḥāliṣaten himmet-i pīre
Ṣafvetile rāz eyle temāşā-yı televvün

[28a]

2.

Murabba (Târîh)

[Mef‘ūlü/Fā‘ilātün]
Ḥālā Biġa müşīri
Düstūr-ı dād-baḫşā
Tā der-zamān-ı pīri
Çoḳ sāl ede temāş

Dervīş-i ehl-i īmān
Ser-defter-i muḥibbān
Ḥaḳḳında derse şāyān
Vaṣfıñ edenler inşā

Esrār-ı cūd u ḥātem
Çoḳdan olurdu mübhem
Ol Caʿfer-i mükerrem
Ger etmeseydi ifşā

Olmaz o ẕāt-ı ʿādil
Hīç irtikāba māʾil
Dünyāyı versen ey dil
Etmez ḳabūl ḫāşā

Tārīḫin etdi ihdā
Ṣafvet edip müheyyā
Saʿd ola Ḫudāyā
Sāl-i Cemāl Paşa (1272)

[28a]

3.

Kıt’a

[Fe‘i‘lātün/Fe‘ilātün/Fe‘ilātün/Fe‘ilün]

[(Fā‘ilātün) (Fa‘lün)]

Ḫalīl Paşa Ḥażretlerine

Yā Ḫalīlī bu zügürdlügle degilim Ḥaccāc

ʿArafāt içre ṣoyardım ele geçse ʿurbān

Kebş-i ṣabrım keseyor şimdi bi Rabbi’l-Kaʾbe

Görünüp tīġ gibi ġurre-i şehr-i ḳurbān

4.

Kıt’a

[Fā‘ilātün/Fā‘ilātün/Fā‘ilātün/Fā‘ilün]

Serʿasker Paşa Ḥażretlerine
Āṣafā etsüñ erenler ẕātıñı öyle ġanī
Yüzlük altun olsun ʿindinde Süleymān manġırı
Cennet-i saḫt-ı ġalā Bektaşi etdi Ṣafvet’i
ʿĪd-ı aḍḥā geldi çatdı yolla ḳurbān mangırı

[28b]

5.

Tercî-i bend

[Fe‘ilātün/Fe‘ilātün/Fe‘ilātün/Fe‘ilün]

[(Fā‘ilātün) (Fa‘lün)]

Reşīd Paşa’ya
Āh ṣarrāfımı nā-gāh ecel etdi ifnā
Oġlı ortaġı daḫı peyrev olup gitdi aña
Pek yazıḳ oldu bu yıl Bāhir Efendi’ye baña
Deli Bedros anıñ ʿaḳlını etdi yaġma
Ḳarabet gitdi diyü ben de getirdim sevdā
Añlamaz ortaġınıñ ḳardaşı ṣoḥbet aṣlā
Fāʾiżiyle yüz on altı kīse ister ḥālā
Eyle şu ādemi iskān berā-yı Mevlā

Vech-i taḥrīr ile ey aʿẓam-ı ṣadr-ı vüzerā
Borcum olsun edeyim vaṣfını biñ dürlü edā

Rehn-i cānımla baña olmaz iken kimse kefīl
Altı kīse alıvermiş idi bir merd-i aṣīl
Ṣāḥib-i naḳd ṣayan bu yılı itmiş tekmīl
İsteyor aḳçeyi ḳassām ne mümkün teʾcīl
Ṣanırım muḥżırı görsem geliyor ʿAzrāʾil
Vaʿdeñiz geldi deyü ʿunf ile eyler taʿcīl
Şu küçük müşkili iḥsānıñ ile ḳıl teshīl
Emr edersen vereyim bir de mührlü taḥvīl

Vech-i taḥrīr ile ey aʿẓam-ı ṣadr-ı vüzerā
Borcum olsun edeyim vaṣfını biñ dürlü edā

Şimdi evden beni çıḳ etdi imām u muḫtār
Ṣalıvermez gideyim bir yere eṣnāf-ı civār
Geçer on biñ ġuruşı yüz kişiye borcum var
Çingene borcu beni etmede dāʾim bī-zār
Aradım bulamadım īcarı ucuzca bir dār
Sū-be-sū gelmededir üstüme mevc-i idbār
Fülk-i dil furṭunadan furṭunay’oldu dūçār
Çāre ḳıl batmayayım şāhidim olsun Settār

Vech-i taḥrīr ile ey aʿẓam-ı ṣadr-ı vüzerā
Borcum olsun edeyim vaṣfını biñ dürlü edā

[29a]

Saña gencīne-i ġaybından O ʿAllām-ı ġuyūb
Vere yüzlük iki yüz biñ zer-i ṣāf u merġūb
Edesin cūd u seḫāvet ile çoḳ celb-i ḳulūb
Luṭf et etdirme ḳuluñdan şu düyūnı maṭlūb
Tükenip bitdi yalan ḳalmadı vaʿd-i ʿarḳūb
Olayor ḫāṭıra geldikce şuʿūrum meslūb
Ṣafvet’iñ olmasın aḳrān arasında maḥcūb
İstemem etme bu tercīʿi ḥesāba maḥṣūb

Vech-i taḥrīr ile ey aʿẓam-ı ṣadr-ı vüzerā
Borcum olsun edeyim vaṣfını biñ dürlü edā

6.

Gazel

[Fā‘ilātün/Fā‘ilātün/Fā‘ilātün/Fā‘ilün]

Derdimi ṣorma ṭabībā çāre müşkildir baña
ʿĀlemiñ tiryāki şimdi semm-i ḳātildir baña

Ḥikmetinden yok ṣuʾāle ḳudretim çıldırdım āh
Derler Eflāṭūn-ı ʿāḳılsam da Bāḳil’dir baña

Olmuşum tatar-ı rāh-ı āteşīn-i intiẓār
Vādī-yi Nemrūd yeʾs-i evvelki menzildir baña

Barḳ-ı ġam yā Rüstem-i mūr-ı elemdir düşmenim
Geşt-i ʿömrümden bu ḫırmende ne ḥāṣıldır baña

Bī-żiyādır necm-i baḫtım münkesif ḫurşīd-veş
Āh bir bedr-i sipihr-i ʿişve ḫāʾildir baña

Virdim oldu Mosḳov-ı ekdār ile dāʾim savaş
Dinse şāyeste mürīd-i Şeyḫ Şāmildir baña

Ṣafvet’e yā şems-i dīn öyle ġınā ver kim desin
Pertev-i iḳbāli ʿaṣrıñ ẓıll-ı zāʾildir baña

[29b]

7.

Mütekerrir müseddes

[Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün]

Yā Celāle’d-dīn meded senden saña dād eylerim
Dest-gīr ol düşmüşüm ümmīd-i imdād eylerim
Feyż-i ʿaşḳından niyāz-ı nūr-ı irşād eylerim
Derd-i hecriñle nevā-yı āhı müzdād eylerim
Ney gibi her dem maḳām-ı vaṣlını yād eylerim
Tā nefes vardır ḳuru cismimde feryād eylerim

Beyt-i vīrān-ı dile yā ʿaşḳ-ı Mevlānā buyur
Mürde diller zümresinden göñlüm istisnā buyur
Ḳuṭb-ı nāyī-veş beni luṭfuñ ile iḥyā buyur
Evc-i ʿarşa çıḳdı zārım raḥm ḳıl ıṣġā buyur
Ney gibi her dem maḳām-ı vaṣlını yād eylerim
Tā nefes vardır ḳuru cismimde feryād eylerim

Merḥamet ḳıl merḥamet yā ḳuṭb-ı ḫayl-i ʿāşıḳān
ʿĀşıḳ-ı Āl-i Ḥabīb-i Kibriyāyım el-amān
Ṣoḥbet-i ʿaşḳ-ı ḥüsünden eylemem keff-i lisān
Böyle ḳalırsa ḥüseynīye çıḳar āh u fiġān
Ney gibi her dem maḳām-ı vaṣlını yād eylerim
Tā nefes vardır ḳuru cismimde feryād eylerim

Bī-kesim bī-kes amān yā Ḥażret-i Sulṭān Veled
Ḥażret-i Mollā-yı Rūm’a bendeñi etdirme red
Kaʿbe-i kūyuñda ḫaşr etsin beni Rabb-i aḥad
İsterim bir būselik yer ḫāk-i pāyından meded
Ney gibi her dem maḳām-ı vaṣlını yād eylerim
Tā nefes vardır ḳuru cismimde feryād eylerim

Māhtāb-ı himmetiñ başımı çarḫ-ı Mesnevī
Ṣaldı farḳ-ı Ṣafvet’e naẓm-ı süḫandan pertevi
Maṭlaʿ-ı ʿaşḳ-ı Fużūlī rehber oldu maʿnevī
ʿĀşıḳım ʿuşşāḳınıñ oldum efendim peyrevi
Ney gibi her dem maḳām-ı vaṣlını yād eylerim
Tā nefes vardır ḳuru cismimde feryād eylerim

[29b]

8.

Kıt’a

[Mef‘ūlü/Mefā‘īlü/Mefā‘īlü/Fa‘ūlün]

Ṣavletle bu yıl Mosḳov’u tedmīr edecekdir
Müstaḫrec imiş Ṣafvet’e ḥall etdi erenler
Ol āṣafıñ ism ü laḳab-ı ecmeli birdir
Diḳḳatle ḥesāb et ki Muḥammed ʿAlī birdir

[29b]

9.

Kıt’a

[Fe‘ilātün/Fe‘ilātün/Fe‘ilātün/Fe‘ilün]

[Fā‘ilātün]

Āṣafā zebḥ-i ḳarābīn edene sünnet olan
Naḥrı taʿẓīm ile tekbīr ederek besmeledir
Şu sevābı naṣıl iḥrāz ederim fikri ile
Ẕiʾb-i ġam misl-i ġanem Ṣafvet-i zārı meledir

[30a]

10.

Kıt’a

[Fe‘ilātün/Fe‘ilātün/Fe‘ilātün/Fe‘ilün]

[(Fā‘ilātün) (Fa‘lün)]

Āṣafā işte mübārek Ramażān gelmekde
Elime geçmedi hiç aḳçeye dāʾir bir uç
Yolla ḥabbe’ẕ-ẕehebi luṭfuñu ḳuvvet bulayım
Bī-mecālim o ḳadar kim ṭutamam ḳaçsa oruç

[30a]

11.

Kıt’a (Târîh)

[Fe‘ilātün /Fe‘ilātün/Fe‘ilātün/Fe‘ilün]

[(Fā‘ilātün) (Fa‘lün)]

İsterim Muṣṭafā Paşa-yı kerīmiñ Ṣafvet
Çille-i ʿömrü biñ üç yüz senesinde ṭolsun
Feyż-i pīrānla çoḳ yıl yazayım tārīḫin
Dede Paşa bu sene mürşid-i iḳbāl olsun (1271)

[30a]

12.

Kıt’a

[Mef‘ūlü/Mefā‘īlü/Mefā‘īlü/Fa‘ūlün]

Ey āṣaf-ı ekrem geliyor ʿīd-ı ḍuḥā yā
Deryāda ḳoyun girmede ḥālā sürüsüyle
Ṣafvet ḳuluñu muġtenim et naḳd-i ġanemle
Ḳoç başına ḳurbān ola aʿdā sürüsüyle

[30a]

13.

Kıt’a

[Fā‘ilātün/Fā‘ilātün/Fā‘ilātün/Fā‘ilün]

Ey sipehsālār-ı eşcaʿ emriñe ḳalsaydı āh
Ḳarşıya ʿasker geçip ṭurmazdı İbrāʾīl’de
Düşmen-i ḫinzīri seyf-i şerʿ-i Aḥmed’le ḳırıp
ʿĪd-ı ḳurbānı ederdi şimdi İsmāʿīl’de

[30b]

14.

Gazel

[Fā‘ilātün/Fā‘ilātün/Fā‘ilātün/Fā‘ilün]

Baʿżın etmiş ʿaşḳ-ı dilber baʿżısın duḫter deli
Birbirine benzemez ʿālemde ʿāḳil her deli

Bir merāḳa baġlıdır elbetde başı herkesiñ
Cüst-cū etmiş bulursun ḥalḳı ser-tā-ser deli

Eylemiş şeydā ʿavāmı fikr-i zencīr-i emel
Silsile ḳaydıyla olmuşlar müderrisler deli

Aldı baḳdıḳca ḥaṭṭ-ı dili ʿOsmān-veş[11]
Āh kim etdi dili bir ḥüsn-i ḥaṭ-āver deli

Çoḳ deli vardır Felāṭūn’uñ begenmez ʿaḳlını
Uṣlular gördük ki etmez etdigin ebter deli

ʿAḳlı varken bindi Hārūnu’r-Reşīd’iñ omzuna
Oldu zencīr-i ġadīre baġlanıp Caʿfer deli

Mülk-i vaṣla mālikim derse no’la dīvāne dil
Şāhlıḳ daʿvā edermiş çünki eñ kemter deli

[31a]

Bī-ḫıreddir ṣāḥib-i ḥilm-i ḫumārı öyle kim
ʿAḳlı ʿindimde yer etmez toḫm-ı tīn ü ḫur deli

Ehl-i keyfi eyleyen reng-i mey ü afyōndur
Ḳıpḳızıl Mecnūn-ı rüsvā sevdevī ḳaşmer deli

Sākinān-ı mülk-i izārı ayakdaş istemez
Seng-i ṭıflāne sebük-maġzī anıñçün bir deli

Beñzemez meczūb-ı Ḥaḳḳ’a ḥāl-i erbāb-ı mecāz
Bir midir Behlūl-i Dānā ile her ebter deli

Muṭribā zencīr uṣūlünde baña beste oḳu
Ḳıldı göñlüm bir siyeh perçemle rāmiş-ger deli

ʿAḳl-ı kūtāhımca bu dārü’ş-şifā-yı ʿālemiñ
Miḥnetiñ ʿāḳil çeker āsāyişiñ eyler deli

Nuṭḳ-ı şīrīnim ile hem-cānişīnim der imiş
Var ise olmuş Deli Bālī gibi sekr deli

ʿAfv eder tanẓīrimi Ṣafvet demiş zīrā Lebīb
Her ne gelse yādına ṣaçma ḳara söyler deli

[33a]

15

Kıt’a (Târîh)

[Mefā‘īlün/Mefā‘īlün/Mefā‘īlün/Mefā‘īlün]

Niḳola Pavloviç elli sekiz yaşında fevt oldu
Erişdi biñ sekiz yüz elli beşde ʿömrü ġāyāta

Bahāne eyleyip tevsīʿ-i mülke millet-i Rūs’u
Bilā-ḥaḳ devlete ḳalḳışdı teklīf-i muḥālāta

Yükün yükseklere yıġdı taʿannüd eyleyip maġrūr
Tenezzül etmedi bir vechile silm ü muṣāfāta

Sebeb oldu nice sefk-i dimāya ḥırṣı ḫūn-rīziñ
Cemīʿ-i mülkü etdi mübtelā dürlü beliyyāta

Netīce verdi ḥarbe nuṣḥ-ı ṣulḥı etmedi ıṣfāʾ
O bī-inṣāfı ḳādir olmadı bir devlet iskāta

Olup hem-pāsı Han ʿAbdülmecīd’iñ etdiler iḳdām
Fıransız İngiliz techīz-i ʿaskerle mühimmāta

Edip sevḳ-i ʿasākir mülkünüñ taḫrībine artıḳ
Mülūk-ı müttefiḳ ḳıldı teşebbüs ḥaḳḳı isbāta

[33b]

Görünce baḥr u berde sū-be-sū ḳahr u hezīmetler
O şişmān oldu pişmān etdigi kibr ü türehāta

Şaşırdı fikr ü maġlūbiyyet etdi kendini bī-tāb
Eger ki gitmedi ʿār eyleyip semt-i mudārāta

Bu derde renc-i ḍīḳ-ı ṣadrı ḳıldı fücʾeten imdād
Ḳaçıp cān etdi hem-dem oldu ervāḥ-ı ḫabīsāta

Ecel ardından etdi Mençikof’u ḳahr edip irsāl
Ṭutuşsunlar deyü etdikleri sūz u mübāhāta

Keser aʿdāsınıñ ʿırḳın ṣalātıla şeh-i ġāzī
Ṣu verdikce sirişk-i çeşm ile seyf-i münācāta

Duʿām oldur alıp hep mülk-i mevrūsuñ icābetden
Ola Fātiḥ gibi şevketle yādı çoḳ fütūḥāta

Ḥażīż-i ḫāk-i ẕilletde muḥālifler olup pā-māl
Çıḳa ṣīt-ı vekīl-i devleti evc-i semavāta

Oḳu tārīḫ-i fevtiñ yazdı Ṣafvet sāl-i ʿĪsā’dan
Ḳıral-ı Rūs müjde gitdi ordu-yı mükāfāta (1855)

[Fā‘ilātün/Fā‘ilātün/Fā‘ilātün/Fā‘ilün]

Eyledim tārīḫini mīlādīden bir bir ḥisāb
Çār-ı Rūs’u ansızın ḳahr-ı Mecīd etdi tebāh (1855)

[33b]

16.

Kıt’a

[Fā‘ilātün/Fā‘ilātün/Fā‘ilātün/Fā‘ilün]
Rūy-ı menḥūsuñ bütün metbūʿını etbāʿını
Leşker-i ġayb ile Mevlā ḳaṣr-ı ġayyāya ḳova
Mülk-i ʿOsmānī’de ṣanmañ gürü çoḳ bir zelzele
Ḥaẓẓ edip arż oynadı ḳahr-ı ḳıral-ı Mosḳov’a

[34b]

17.

Gazel (Târîh)

[Mefā‘īlün/Mefā‘īlün/Mefā‘īlün/Mefā‘īlün]

Ḥamīd Paşa’nıñ oġlu Nūrī Paşa-zāde’ye Mevlā
Bu yıl ḳıldı verāsetle vezāret rütbesin iʿṭā

Dilerdik ol müşīr-i ḫānedānıñ çoḳdan iḳbāliñ
Olup mülhem muvaffaḳ oldu şāh-ı maʿdelet-fermā

Maʿārif-āşinādır Veys-meşreb bir kerem-verdir
Eşi yoḳdur tedābīr-i umūr-ı mülkde aṣlā

Duʿā-yı ʿāciz oldur Ḥaḳ erenlerden o düstūra
Teveccüh eylesin ġāyet münāsib manṣıb-ı vālā

Dedi tārīḫini Ṣafvet ḳulu şehr-i Muḥarrem’de
Vezīr ibnü’l-vezīr kāmrān oldu Cemāl Paşa (1271)

[HSD.AFT.12-147]

18.

Kıt’a (Târîh)

[Mefā‘īlün/Mefā‘īlün/Mefā‘īlün/Mefā‘īlün]

Destūr

Bu yıl ʿÂrif Efendi maʿnevī necl-i laṭīfiyle
Ṣafā-yāb oldular luṭf etdi Mevlā bir güzel erkek

O māhıñ başına taʿlīḳa elmās-ı süreyyāyı
ʿAcūz-ı çarḫ eger ihdā ederse müsteḥaḳdır pek

Görüñ ol gül-nihāliñ rūy-ı āliñ ʿandelīb olsa
Temāşā-yı gül-i ṣad-berk-i bāġı eylemez istek

Bu muḫliṣ maḫlaṣından eylerim ḥüsn-i tefe’’ül kim
Müşīr-i vaḳt ider Ḥaḳ refte refte ẕātını bī-şek

Olup maḥfūẓ ġamdan ḫānedān-ı ḥażret-i ʿĀrif
Ṭutuşsun āteş-i reşk ü ḥasedle ḥāsid-i zevzek

Ricām oldur ḳudūmün peyk-i ḫayr-maḥż idüp Bārī
O ṭıflı vālideynden tā-be-maḥşer etmesin münfek

O saʿdü’ṭ-ṭāliʿiñ tārīḫi ṭoġdı böyle ey Ṣafvet
Şerefle gün gibi ḳıldı ṭulūʿ Āṣaf Muḥammed Beg
1277

19.

Kıt’a (Târîh)

[Mef’ūlü/Fā’ilātün/Mef’ūlü/Fā’ilātün]

Diger

ʿĀrif Efendimizle maḫdūm-ı maʿnevīsi
Bir ġonce-femmile oldu güller misāli ḫandān

Ṣafvet edip münācāt tārīḫin etdim inşā
Āṣaf Beg’i muʿammer etsin cenāb-ı Mennān
1277

[TSMA 368-23]

20.

Kıt’a (Târîh)

[Mefā‘īlün/Mefā‘īlün/Mefā‘īlün/Mefā‘īlün]
Hüve’l-Feyyāż

Şeh-i şāhān-ı ʿālem ḥażret-i ʿAbdülmecīd Hānıñ
Żamīr-i pāki perver gevher-i iḥsān u şefḳatle

Mülūk-i Āl-i ʿOsmān içre bu ḳadar ẕātına hem-tā
Hüdā ismi gibi yektā yaratmışdır ʿadāletle

ʿİnāyet-pīşe ḫayr-endīşe bir şāh-ı kerem-verdir
Geçer evḳātı şeksiz rūz u şeb ẕevḳ u meserretle

O şeh-beyt-i süḥānıñ naẓm-ı neslin müstezād etdi
İki şehzādesi teşrīf edip dünyāyı devletle

Dü ġonce gülsitān-ı şevketinden rū-nümā oldu
Degil evṣāfı mümkin bülbül-i gülüñ belāġatle

Dü bālā rūşen etdi nūr-ı şādī rubʿ-ı meskūnu
Ṭoġup ḥurşīd u bedr burc-ı ḥüsn ü ān-ı ʿizzetle

Berīd-i fetḥ ü nuṣret eylesin maḳdemlerin Mevlā
Żiyā verdikçe necm-i ferḳadan çarḫa saʿādetle

Fu’ād ile Muḥammed bir çıḳar ebced ḥesābınca
Bu ʿirfān-ı şehi şāyestedir taḥsīne ġāyetle

Hemān ẕātı ile evlādınıñ ʿömrü olup efzūn
O sulṭān-ı muʿaẓẓam zīb-i taḫt olsun mehābetle

İki tārīḫ buldum evveli menḳūt sānī tām
Taḥarrī eyleyüp iḳlīm-i naẓmı ṭabʿ-ı Ṣafvet’le

Gelip sulṭān Muḥammed ḫalḳı maḥbūbu’l-fu’ād etdi 64
ʿAṭā ḳıldı Vedūd Aḥmed Kemāle’d-dīn’i şevketle
64

21.

Kıt’a

[Fā‘ilātün/Fā‘ilātün/Fā‘ilātün/Fā‘ilün]
Diğer

مژده یک شهزاده عالیکهر با عز و شان
امد از صلب شهنشاه جهان عبدالمجید

از طلوعش یافته عالم چنان نور صفا
در مه شعبان پنداری بیامد روز عید

بهر تشریفش نوشتم صفوت این تاریخرا
مهروش سلطان کمال الدین احمد شد بدید
64

Kaynakça

Ahmet Cevdet Paşa (1301). Tarih-i Cevdet (XII. Cilt), İstanbul: Matbaa-i Osmaniyye.

Arslan, Mehmet (2022). İstanbullu Lebîb Divanı (I-III. Cilt), İstanbul: Dün Bugün Yayınları.

Aysan, Fatmanur (2013). II. Mahmud döneminde Dersaadet’te Bir Ailenin Muhallefatı: Düzoğulları, İstanbul: İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul Araştırmaları Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi.

Azamat, Nihat (1992). “Bâlî Efendi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi:C. 5, İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları. s. 20.

Beydilli, Kemal (2020). “Mustafa Reşid Paşa”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi: C. 31, İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları. s. 348-350.

BOA. Ali Fuat Türkgeldi Evrakı (HSD.AFT.). 12-147.

BOA. TSMA No: 848/59-62. 368-23

Bursalı Mehmet Tahir (2016). Osmanlı Müellifleri, Haz. M. A. Yekta Saraç, C.3. Ankara: Türkiye Bilimler Akademisi Yayınları.

Cezar, Mustafa (2010). Mufassal Osmanlı Tarihi, C.6. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Dilçin, Cem (2000). Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Emin Efendi (2021). Bir Var İmiş Bir Yoğ İmiş -Menakıb-ı Kethüdazade elHac Mehmed Arif Efendi-, Haz. Hasan Gürkan, Hür Mahmut Yücer. İstanbul: İnsan Yayınları.

Fatîn Davud (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr), Haz. Ömer Çiftçi, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

Fuzûlî (2021). Fuzûlî Divanı, Haz. Abdülhakim Kılınç, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.

Gurulkan, Kemal ve Mustafa Küçük, Yusuf İhsan Genç, Uğurhan Demirbaş, Ayhan Özyurt, Raşit Gündoğdu (2006). Osmanlı Belgelerinde Kırım Savaşı (1853-1856), Ankara: Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları.

Gürbüz, Mehmet (2012). “Şiir Mecmûaları Üzerine Bir Tasnif Denemesi”, Mecmûa: Osmanlı Edebiyatının Kırkambarı, Haz. Hatice Aynur, Müjgan Çakır, Hanife Koncu, Selim S. Kuru, Ali Emre Özyıldırım, İstanbul: Klasik Yayınları, s. 97-113.

Dolu, Yunus (2020). Bir Tür Olarak Divan Şiirinde Meded-nâme, Rize: Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi.

İnal, İbnülemin Mahmut Kemal (2000). Son Asır Türk Şairleri, C.4, Haz. İbrahim Baştuğ, İstanbul: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

İpekten, Haluk (1999). Eski Türk Edebiyatı -Nazım Şekilleri ve Aruz-, İstanbul: Dergâh Yayınları.

İsen, Mustafa (1997). “Aruzun Anadolu’daki Gelişim Çizgisi”, Ötelerden Bir Ses, Divan Edebiyatı ve Balkanlarda Türk Edebiyatı Üzerine Makaleler, Ankara: Akçağ Yayınları, s. 443-452.

Kaplan, Yunus (2021). “Beyitlere Akseden Ateş: Safvet’in Tophane ve Galata Yangınnâmeleri”, Journal of Turkish Language and Literature, 7/1 Winter, s. 94-119.

Köse, Sami Okan (2020). Hârûnürreşîd Döneminde Bermekîler, Hatay: Mustafa Kemal Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi.

Kurnaz, Cemal ve Halil Çeltik (2011). Divan Şiiri Şekil Bilgisi, İstanbul: H Yayınları.

Mehmed Süreyya (1996). Sicill-i Osmanî, C.2, Haz. Nuri Akbayar, Ankara: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

Muallim Naci (1322). Lügat-i Nâcî, İstanbul: Asr Matbaası.

Onay, Ahmet Talat (2009). Açıklamalı Divan Şiiri Sözlüğü -Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı, Haz. Cemal Kurnaz, H Yayınları.

Özaydın, Neslihan (2017). Arşiv Belgeleri Işığında 1855 Depremi ve Bursa Yapılarına Etkisi, Bursa: Uludağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı, İslam Tarihi Bilim Dalı, Doktora Tezi,

Özgül, Metin Kayahan (2006). “Klasik Sonrası Dönem (1800-1860) Şark Ekspresi’yle Garb’a Sefer”, Türk Edebiyatı Tarihi C.II, Edt. Talat Sait Halman vd., İstanbul: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları., s. 601-660.

Özgül, Metin Kayahan (2018). Divan Yolu’ndan Pera’ya Selâmetle, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Safvet Mustafa. Divan, Millî Kütüphane, Nu: 06 Mil Yz A 3672/2. vr. 24b-35a.

Samsakçı, Mehmet (2021). 19. Asır Mevlevî Şairi Galatalı Safvet (Hayatı-Bütün Şiirleri) & İbnülemin’in Kemâlü’s-Safve’si, İstanbul: Hiper Yayınları.

Saydam, Abdullah (2007). “Ömer Lutfi Paşa”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 34, İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, s. 74-76.

Sungurhan, Aysun (2011). Klasik Türk Edebiyatında Îdiyye, Ankara: Grafiker Yayınları.

Süer, Hikmet (1986). Osmanlı-Rus Kırım Harbi Kafkas Cephesi Harekâtı (1853-1856), Ankara: Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları.

Şemsettin Sami (1996). Kâmûsu’l-A’lâm, C.1, Ankara: Kaşgar Neşriyat.

Tuğluk, Halil İbrahim (2010). “Divan Şiiri’nde Manzum Tebrik-nâmeler”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 42, s. 41-68.

Uludağ, Süleyman (1992). “Behlûl-i Dânâ”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 5, İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, s. 352-353.

Yakıt, İsmail (1992). Türk-İslâm Kültüründe Ebced Hesabı ve Tarih Düşürme, İstanbul: Ötüken Yayınları.

Yeşilyurt, Yahya (2022). “1853-56 Osmanlı-Rus Harbi’nde Doğu Cephesinde Bir İngiliz Subay: Yarbay William Fenwick Williams’ın Askerî Raporları”, Savunma ve Savaş Araştırmaları Dergisi, 32/1, s. 101- 138.

Yıldırım, Nimet (2008). Fars Mitolojisi Sözlüğü, İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

https://portal.yek.gov.tr/works/detail/607622 (Erişim tarihi: 20.04.2024)

Atıf: İlhan Toker, Bilge (2025). “Şiire Mâil Akçeye Hasret: Galatalı Safvet’in Geçim Sıkıntısı Beyânındaki Şiirleri”, Erdem, Aralık, Sayı:89, s. 117-158

Yapay Zekâ Beyanı

Çalışınanın hazırlanma sürecinde yapay zeka tabanlı herhangi bir araç veya uygulama kullanılmamıştır. Çalışmanın tüm içeriği, tarafımca bilimsel araştırma yöntemleri ve akademik etik ilkelere uygun şekilde üretilmiştir.

Etik Komite Onayı

Çalışma etik kurul izni gerektirmeyen nitelikte olup kullanılan veriler literatür taraması/yayınlanmış kaynaklar üzerinden elde edilmiştir. Çalışmanın hazırlanma sürecinde bilimsel ve etik ilkelere uyulduğu ve yararlanılan tüm çalışm aların kaynakçada belirtildiği beyan olunur.

Etik Bildirim

erdemdergisi@akmb.gov.tr

Lisans

Bu makale Creative Commons Atıf-GayriTicari 4.0 Uluslararası Lisans (CC BY-NC) ile lisanslanmıştır.

Çıkar Çatışması

Çıkar çatışması beyan edilmemiştir.

Kaynaklar

  1. Safvet’in manzumelerini içeren yazma, kütüphane kayıtlarına divan olarak kaydedilmişse de eserin içerisinde az sayıda manzume yer alması, bu yazmanın ancak bir divançe olarak adlandırılması gerektiğini göstermektedir. Bununla birlikte bu yazmanın bir mecmua olarak adlandırılabileceği, Gürbüz’ün “(…) mecmuaların şekil ve içerik özelliklerine bakıldığında, biyografik bilgilerin yer aldığı mecmualar, çeşitli şairlerin şiirlerini içermekle birlikte bir dîvân şeklinde tertip edilmiş mecmualar, başka şairlere ait şiirlerin yanında derleyenin kendisine ait şiirleri de içeren mecmualar gibi kimi farklılıklar gösteren eserlerin de bulunduğu görülür.” (Gürbüz 2012: 107) tespitinden yola çıkarak iddia edilebilir. Zira Safvet’in şiirlerinin yanı sıra Beşiktaş Mevlevîhanesi Şeyhi Hasan Nazif Dede (ö. 1860)’ye ait bir gazel ve Safvet’in hizmetlisi Ethem Efendi (ö.?) hakkındaki bir mektup, yazmanın mecmua olarak tertip edildiğine işaret eder.
  2. Bu şekilde oluşturulan şiirleri, Haluk İpekten ve Cem Dilçin tesdîs olarak adlandırmışlardır (İpekten 1999: 107, Dilçin 2000: 230). Cemal Kurnaz ve Halil Çeltik ise Safvet’in oluşturduğu şekilde, bir matlaın odağa alınmasıyla oluşturulan tesdîslerin, tazmin yoluyla yapılan müseddesler olduklarını ve bu tarz manzumelerin mütekerrir müseddes kabul edilebileceğini belirtmişlerdir (Kurnaz ve Çeltik 2011: 219-220). Çalışmada, Kurnaz ve Çeltik’in önerdiği adlandırma tercih edilmiştir.
  3. Bu matla, Fuzûlî Dîvânı’nda “Ney gibi her dem ki bezm-i vaṣlunı yâd eylerem/Tâ nefes vardur ḳuru cismümde feryâd eylerem” (Fuzûlî 2017: 559) şeklinde yer almaktadır.
  4. Arşiv belgelerine göre Safvet, Şehzade Mehmet Vâmık’ın doğumuna yazdığı tarih sayesinde 2500 kuruş, Sultan Abdülmecit’in yeni yaşını ve bayramını tebrik etmek için yazdığı manzumeler karşılığında 3000 kuruş almıştır (Samsakçı 2021: 25-26).
  5. Samsakçı, Safvet’in mezar taşındaki tarihin Lebîb’in ve Zîver’in belirttiğinden farklı olarak 5 Şevval 1282 olduğunu tespit etmiştir. Bkz. (Samsakçı 2021: 27).
  6. Eserin fizikî özelliklerine dair bilgilere https://portal.yek.gov.tr/works/detail/607622 adresinden, 20.04.2024 ‘te ulaşılmıştır.
  7. Safvet’in muharremiyeleri, sahip oldukları başlıklandırmalar dolayısıyla yazmadaki diğer manzumeleri içerisinde farklılık arz etmektedir. Manzumelerin yazıldıkları yılın başlıkta özellikle belirtilmesi dikkat çekicidir. Safvet’in muharremiyelerine özel başlıklar eklemesi ve 19. asırda Kerbelâ hadisesine diğer yüzyıllara oranla daha fazla yer verilmesi nedeniyle, şairin söz konusu şiirleri tarafımdan sürdürülen başka bir çalışmaya konu edilmiştir.
  8. Safvet, muharremiyelerinde Hz. Hüseyin’i şehit edenler için ağır ifadeler kullanmıştır. “Ṣafvetâ Hazret-i Zehrâ vü ʿAlî’yi ögerek / Oglunun düşmenine cân u gönülden sögerek” ve “Hem de s…çarım cânına melʿûn Yezîd’in” (Safvet Divan: vr. 26b, 33a) mısralarında, argo ifadelere de yer vermiştir.
  9. Lügat-i Nâcî’de Bâkil, “Aceze-i Arap’tan bir şahs-ı kem-şu’ûrun ismidir.” (1322: 140) şeklinde geçer ve Kel Hasan Efendi ile cahillikte eşit kabul edilir.
  10. Vezinde aksaklık var.
  11. Vezinde aksaklık var.

Şekil ve Tablolar