Giriş
Ferîdüddîn Attâr klasik Fars edebiyatının en önemli mutasavvıf şairlerinden biridir. Nitekim kıymeti ve sözünün derinliği Anadolu’ya kadar gelip klasik Türk edebiyatında da kendinden izler bırakmış ve birçok eseri Türkçeye çeşitli zamanlarda defalarca tercüme edilmiştir. Bu çalışmada Attâr’ın henüz dilimize tercüme edilmemiş eseri; gazel, kaside ve tercilerden oluşan divanındaki gazelleri üzerinde durulacaktır. Divanda 27 kaside, 3 terci, 82 beyitlik Fütüvvetnâme adlı mesnevisi ve 794 tane gazeli bulunmaktadır. Çalışmada verilen örnek beyitlerde Sa‘id-i Nefîsî’nin (1389 hş.) tashih ettiği Divân-ı Attâr-ı Nişâbûrî (Attâr 1389 hş.) ve Takî-yi Tefazzulî’nin (1390 hş.) tashih ettiği Divân-ı Attâr eserlerinden yararlanılmıştır. Söz konusu eserlerde bir beyitte “ah آه “ ifadesi yerine “bûبو “ kelimesi kullanılmıştır. Bu nedenle beyitlerin kaynağı verilirken ilk gösterimden sonra Dîvân-ı Attâr (tsh. Tefazzulî) ve Dîvân-ı Attâr (tsh. Nefîsî) olarak gösterilmiştir.
Klasik nazım türlerinin pek çoğunu kullanan Attâr, daha çok mesnevi ve gazelde başarı sağlamıştır. Orijinal ve yer yer aşkla dolu rubâîler yazmışsa da bu türde Hayyam’ın rubaîleri derecesine ulaşamadığı (Şahinoğlu 1995: 95) ifade edilmesine rağmen Attâr’ın 2088 rubaîden oluşan Muharnâme adlı eseri sayıca Hayyam’dan daha fazla rubaî yazdığını göstermektedir. Bununla birlikte rubaîlerinin lafız, anlam ve nitelik bakımından Hayyam’dan zayıf olduğunu söylemek gerçekçi olmayacaktır.
Kasideleri naat, öğüt ve tasavvufun ana meseleleri hakkındadır. Attâr’ın ustalığı ise tasavvufî gazellerinde aranmalıdır. Attâr, bu nazım şeklinde yalnız yaratıcı olmakla kalmamış, kendisinden sonra gelen sûfî olsun olmasın tüm şairlerin örnek aldığı bir isim olmuştur. Gazel ve mesnevilerinde Senâî dâhil bütün seleflerini geride bırakmış, bu konuda onu bazı istisnalarla yalnız Mevlânâ aşabilmiştir. Gazelleri tasavvuf zevkini, özellikle vahdet-i vücud telakkisini, ilâhî yolculuk için gerekli kabul ettiği aşkı ve âşıklığı dile getirir. Attâr, gazelleri için uygun ve kulağa hoş gelen vezinler kullanmıştır ve Dîvân’ında yer alan gazellerinin büyük bir kısmı rediflidir (Şahinoğlu 1995: 95). Tasavvuf etkilerinin tezahür ettiği şiirlerinde, ilk görünen anlamın altında yatan tasavvufî anlama yorum yapabilmek çok önemlidir. Her okuyucu kendi anlam dünyasında farklı bir yorumla bakabildiği için, Attâr’ın şiirlerde kendine göre ayrı bir tat bulabilmektedir. Attâr’ın sembolik dili ve derin anlamları, şiirlerin her okuyucu tarafından farklı şekillerde yorumlanabilmesine olanak tanırken bu özelliği onun dilinin ve eserlerinin evrenselliğini ve zamansızlığını ortaya koymaktadır (Temiz 2024: 1198). Şairin çeşitli hayaller bakımından sahip olduğu yeteneği, konuları birbirine bağlamadaki kabiliyeti, sözünün inceliği, şevki ve zevki, okuyucuyu etkiler. Akıcı, temsil ve benzetmelerle açıklayıcı bir üsluba sahiptir (Safâ 1386 hş.: 858).
Attâr Tezkiretü’l-evliya hariç diğer tüm eserlerinde temsil, tenasüp, teşbih (Uzunoğlu Sayın 2020: 170), intak, tezat gibi çeşitli sanatları kullanarak metinlerini canlı, akıcı ve ilgi çeken bir forma sokmayı başarmıştır. Mesnevilerindeki canlı ve coşkulu dilini gazellerinde de görmek mümkündür. Çeşitli temsiller, semboller, terkipler, kavramlar kullanarak kendi iç dünyasındaki düşüncelerini canlı bir hâle getirmiş ve duygularının yoğunluğunu bu şekilde göstermeye çalışmıştır. Bu kavramlardan biri “ah” diğeri de “figan” olmuştur. Bu iki ifade ile Attâr, âşıklığın en belirgin özelliklerinden olan ‘acı’nın derecesini, duyduğu özlemi, hissettiği ıstırabı bu iki kelime ile dışa vurmuştur. Bu acıyı bazen başka kelimelerle terkip halinde ya da çeşitli fiiller ile ifade etmiştir. Gazellerinde ah nidasını, figan kelimesine oranla daha yoğun bir şekilde kullandığı görülmektedir. 38 gazelinde 54 defa ah kavramını, 24 gazelinde de 29 defa figan kelimesini kullandığı tespit edilmiştir.
Attâr’ın Gazellerindeki Ahlar
Ah sözü isim olarak öç, inleme, beddua; ünlem olarak söyleniş tonuna göre pişmanlık, öfke, sevgi, özlem, beğenme veya somut olarak hissedilen acıyı ifade ederken kullanılan bir sözcüktür (Türk Dil Kurumu). Bu anlamlardan yola çıkarak klasik edebiyattaki ahlara bakacak olursak âşığın bazen; sevgiliden ayrı düşmesi, bu ayrılık kederi ile özlem içinde acı çekmesi, sevgiliden uzak kalmaya güç yetirememesi nedeniyle duyduğu hasretten dolayı ahlar çektiğini görmekteyiz. Ah nidası bazen ise âşığın; tüm cefaları ve zulümlerine sabır göstermesine rağmen sevgilinin kendisine merhamet etmemesine karşı duyduğu öfkeye işaret eden bir sesleniş, bir beddua, bir feryat olarak da karşımıza çıkmaktadır.
Klasik edebiyat geleneğinde şairler çeşitli nedenlerle ah ederler. Söz konusu dönem şiirlerinin çoğunda sevgili yüzünden çekilen ıstırap sebebiyle ah sözünün kullanıldığı görülmektedir. Arapça bir iç çekiş ve iştiyak nidası olan ah, aşk ateşi ile kulun inleyişi manasına gelmektedir (Cebecioğlu 2009: 36). Genellikle âşığın bir özelliği olarak kullanılan ah, klasik Türk edebiyatında da şairlerin bir nevi sanatlarını göstermek üzere faydalandıkları bir araç olmuştur. Bu anlamda ah farklı ve zengin tahayyüllerle kullanılarak âşıklık hâllerine tercüman olmuştur. Bunun yanında, sürekli sevgilinin cefası, cevri ve vefasızlığıyla muhatap olan şair, hâlini anlatmak için elindeki ender güçlerden olan ahı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışmıştır (Özyürek 2017: 165). Klasik Türk edebiyatında da Fuzûlî, Zâtî, Bâkî, Yunus Emre, Hayalî Bey ve Şeyhî gibi önemli şairlerin benzer saiklerle ah ile feryat ettikleri, sevgilinin cevrinden yakındıkları görülmektedir (Pezük 2012: 143,144).
Aynı zamanda âşık kişinin iç âlemindeki ateşin ve elemin ifadesi olan ah ünlemi, Allah isminin ilk ve son harfleri bir araya getirilince de ortaya çıkmaktadır. O halde ah, Allah demektir. Âşık kişinin ah demesi, Allah’a sığınması, O’ndan yardım dilemesi anlamına gelmektedir (Uludağ 2005: 26). Tasavvuf terimlerinde bu şekilde anlamlandırılan ah nidasının Attâr’ın gazellerinde hangi anlamlarda ve ne şekilde yer aldığı aşağıda tanıkları ile görülecektir.
Gazellerde geçen ahların bazen yalın şekilde bazen de bir fiilin nesnesi olarak ya da terkip halinde kullanıldığı görülmektedir. Bu nedenle söz konusu 54 ah sözcüğü yüklendiği anlam ve kullanım biçimi itibarıyla tasnif edilmiştir. Yalın halde 24 adet âh /آه ; ah etmek anlamında 8 kez âh kerden کردن آه ; iç çekmek anlamında 6 kez âh avorden آوردن آه ;ateşli ah, yakıcı ah anlamında 5 kez âh-ı âteşîn آتشین آه ;gönül ahı anlamında 4 defa âh-ı dil دل آه ;kanlı ah anlamında 3 defa âh-ı hun-âlûd آلود خون آه ;perde yakan ateş anlamında bir kez âh-ı perde-sûz سوز پرده آه ;ciğer yakan anlamında bir defa âh-ı ciger-sûz جگرسوز آه ;ah çekmek anlamında bir defa âh keşiden کشیدن آه) ;Afîfî 1372hş: 89) ve figan anlamında bir kez âh u figân فغان و آه olmak üzere toplamda 54 ah kullanılmıştır.
Söz konusu beyitlerin tamamını burada vermek mümkün olmadığı için yapılan tasnife göre kullanım sıklığına bağlı olarak şahit beyitler verilecektir.
Âh / آه : Gazellerde geçen yalın haldeki ahlar genel manada acı çeken, ıstırap içinde kıvranan, sevgili hasretiyle kavrulan âşığa işaret etmektedir. Sadece bir beyitte tasavvuf terim sözlüklerinde geçen, Allah ismine işaret eden ah nidası bulunmaktadır. Diğer tüm beyitlerde âşıklık hallerine işaret edilmektedir.
مردم آبی چشمم را درین دریای اشک گاه در خون غوطه گاه از آه منبر یافتم
Mavi gözbebeğim bu gözyaşı denizinde
Bazen kana gark olmuş buldum bazen ah ile minberde
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Nefîsî: 283)
Âşık olmanın en belirgin özelliklerinden birisi de çok fazla ağlayıp gözyaşı dökmektir. Bu beyitte Attâr bu duruma işaret etmektedir. Çok ağlamaktan gözyaşı denizi oluşur; gözler kızarır kan çanağına döner. Bu beyitteki ah, Allah isminin ilk ve son harfine işaret etmektedir (Cebecioğlu, 2009, s. 36). Nitekim minberde ah ederek oturmak ifadesi zihnimizde cami, mescit gibi bir ibadet mekânında çeşitli sebeplerle yakarış halinde iç çekerek dua eden, Yaratıcıdan yardım ve af dileyen bir kul portresini oluşturmaktadır.
مشک از چین زلف می افشاند آه از ناف آهوان برخاست
Zülfünün kıvrımından miskler saçıyordu
Ceylanların göbeğinden ahlar yükseliyordu
(Dîvân- Attâr, tsh. Tefazzulî: 22)
Yukarıdaki beyitte bulunan ah آه kelimesi Tefazzulî neşrinde olup Nefîsî neşrinde “بو bû” olarak yer almaktadır. Bağlama uygun olarak ah ifadesi değerlendirildiğinde Attâr, sevgilinin saçından yayılan misk kokusunun ceylan miskinden daha güzel koktuğunu ve bu nedenle ceylanların miskinin, bu kokunun güzelliğiyle şaşkınlık içinde ah ettiğini dile getirir. Nitekim edebiyatta sevgilinin yüzü ve diğer bütün organları her şeyden daha güzeldir. Bu sebeple saçının kıvrımından yayılan koku da ceylan miskinden daha üstündür.
سایه هرگز در آفتاب رسد آه کین کار چون توانم کرد
Gölge güneşe asla ulaşamaz ki
Ah! Bu işi nasıl yapabilirim ki
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî:156)
Yukarıdaki beyitte güneş sevgilidir, eşsizdir, tektir ve ulaşılamazdır. Âşık ise gölge gibidir. Nasıl ki güneş ile gölge bir araya gelemezse âşık da maşukla buluşup bir araya gelemez yani kavuşmaları imkânsızdır. Attâr kavuşamayacağını bildiği halde ıstırap içinde ah ederek yine de bir çare düşünmektedir.
گر دلم بستدی و دم دادی آه من از تو داد بستاند
Eğer çalıp aldattıysan gönlümü
Benim ahım alır senden hakkını
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Nefîsî:196)
Şair, yukarıda sevgilinin en bilinen özelliklerinden gönül çalmasını ifade etmekte, çeşitli oyunlarla âşığı oyalayıp aldattığını dile getirmektedir. Âşık, sevgiliden hakkını alacağını söyler ancak klasik edebiyatta şu iyi bilinir ki mâşuk asla kaybetmez. Burada şair, gönlündeki aşk acısına karşılık öç alma duygusuyla ve derin hasretin acısıyla ah edip inlemektedir.
آه سرد از نفس خام آید پدید آه گرم آتشین می بایدش
Soğuk ahlar ham kişiden yükselir
Ona ateş gibi sıcak bir ah gerekir
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 353)
Yukarıdaki beyitte aşk yolculuğundaki salikin ham veya pişmiş olması yani seyrüsülûk yolunda edindiği mertebe göze çarpmaktadır. Ham olan kişi ah etse de soğuk ve tesirsiz olacaktır ancak dert ile yanıp pişmiş bir kişinin ahı sıcak, yakıcı ve daha etkili olacaktır. Bu nedenle serzenişlerin tesirli olabilmesi, karşı tarafı etkileyebilmesi, dert ateşinde yanmakla mümkündür. Başka bir deyişle yakabilmek için önce yanmak gerekir. Nitekim ham olanın pişmesi, pişenin varlığını yok etmesi bu yolun en önemli makamıdır.
آه من در جهان نمی گنجد در جهان پس چگونه آه کنم
Benim ahım sığmaz kâinata
Daha nasıl ah edeyim bu dünyada
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 470)
Âşıkların ahı ve feryadı çoktur. Onlar, sevgiliden ayrı olmanın derdi ile daima keder içindedirler ve sürekli vuslatı arzularlar. Âşık, bu kederle öyle bir ah eder ki adeta bütün âleme yayılır ve her yeri doldurur ve hatta ağzından çıkan ah kâinata sızmaz. Bütün kâinat âşığın ahı ile dolunca artık bir ah etmeye bile yer kalmadığını dile getirir, daha nasıl ah edeceğini sorgular. Bu beyitte ah etmekten bitkin ve yorgun düşen bir âşığa da işaret edilmektedir.
Attâr, Horasan tasavvuf ekoluna mensup olup Bâyezîd ile Harakânî’ye büyük saygı duyan (Çiftçi 2003: 8) ve onların fikirlerini benimseyen sufi bir şair olması nedeniyle vahdet-i vücut anlayışına uygun düşecek şekilde âşıkın/sûfînin tanrısal boyutu dikkate alındığında kendisi ve bir eylemi olan ahı kâinata sığmaz.
تنگ دل شد هر که آه من شنود زانکه آه از تنگنایی می کنم
Benim ahımı işiten herkes kedere gark oldu
Çünkü darlıktan, sıkıntıdan ah ediyorum
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Nefîsî: 322)
Attâr, yukarıdaki beyitte yüreğindeki dert ateşi ile ta içinden ah ettiğini ve bu ahı duyan herkesin aynı şekilde dertlendiğini ifade eder. Herkes, bu ahtan o denli etkilenmektedir çünkü sıkıntıdan dolayı gönülden ah etmek başkalarının da canını sıkmakta ve onları da dertlendirmektedir.
ای دل غافل بدانک منتظر توست دوست آه که آگه نه ای کز که جدا مانده ای
Ey gafil gönül, bil ki dost beklemektedir seni
Ah ah, kimden ayrı kaldığından haberdar değilsin ki!
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Nefîsî: 388)
Yukarıdaki beyitte şair, hakiki dostun yani Allah’ın kendisini beklediğini; kendisinin ise bundan gafil olduğunu ifade eder. Yaratıcı, kullarının elbette kendisine yönelip dönmesini bekler. Gafil kişi ise dost, kendisini bekliyor olmasına rağmen ondan uzak ve ayrı olduğundan yakınır ve ah eder. Burada Attâr kendisine serzenişte bulunmaktadır. Bütün madde âleminden ve hatta nefsinden bile sıyrılması gerektiğini vurgulamaktadır. Vahdete ulaşmak için masivadan, dünyaya ait her şeyden uzaklaşması adına kendine telkinde bulunmaktadır.
هرگز نرسد ور آن همه آه درهم بندی به بارگاهت
Onca ahı birbirine bağlasan da
Ulaşamaz asla senin dergâhına
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 114)
Yukarıdaki beyit, Tefazzulî neşrinde olup Nefîsî neşrinde bulunmamaktadır. Attâr, bu beyitte sevgilinin erişilemez olduğundan bahsetmektedir. Ne kadar dövünüp ah etse de sevgiliye ulaşmaz bu ahlar, ulaşsa dahi sevgili bu yakarışları muhatap almaz. Şair burada, bu soyut durumu somutlaştırarak sevgiliyi sarayda oturan bir sultan gibi tasarlamış, kendi yakarışlarının ve ahlarının da ancak sarayın eşiğine kadar gidebildiğini, sultana ulaşamayacağını dile getirmiştir. Âşık ne kadar ah etse de sevgili bu ahlara, bu yakarışlara kulağını kapatmıştır.
Âh kerden / کردن آه : Feridüddîn Attâr, Farsçada “کردن (kerden) / yapmak, etmek” anlamına gelen mastar ile kullanılan کردن آه fiilini gazellerinde şöyle kullanmıştır:
بس آه که عاشقانت کردند دل نرم نشد ز هیچ آهت
Senin âşıkların o kadar çok ah ettiler ama
Bunca aha rağmen gönlün yumuşamadı asla
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî:114)
Attâr yukarıdaki beyitte sevgilinin onca feryatlara, ahlara rağmen yumuşamayan gönlüne, taş kalpliliğine, ilgisizliğine işaret etmektedir. Nitekim klasik edebiyatta âşıkların ağlayıp sızlamaları pek fayda vermez. Sevgilinin acımasız ve zalim bir yönü vardır.
صد آه کنم که هر یکی زو دو کون به یک زمان بسوزد
Yüzlerce ah ederim, ahların bir tanesi
Bir anda yakar iki âlemi
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî:180)
Beyitte, sevgili uğruna durmadan ah ile yakınan bir âşığın hali anlatılmaktadır. Tıpkı Fuzûlî’nin felekleri tutuşturan, âlemi yakan ahı (Onat Çakıroğlu 2013: 1973) gibi burada da âşığın ahı ile iki âlemin yandığına işaret edilmektedir. Ayrılık derdi ile âşık, bütün varlığı ile baştan başa bir ateş halini aldığını ve bu şekilde tüm âlemi yakabileceğini ifade etmektedir.
از درش عطار را بویی رسید آه از آنجا مشک بویش می کند
Onun kapısından bir koku geldi de Attâr’a
Onun için misk gibi kokar ahı da
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî:242)
Yukarıdaki beyitte sevgilinin eşsiz kokusuna vurgu yapılmaktadır. Sevgilinin kokusu o kadar muhteşem ve etkilidir ki kapısından gelen koku dahi âşığı mest etmeye yeter. Attâr, sevgiliden gelen güzel kokuyu öylesine içine çekmiştir ki ahı da misk gibi kokmaya başlamıştır.
آه گر من ز عشق آه کنم همه روی جهان سیاه کنم
Ah! Eğer aşk yüzünden ah edersem, ah!
Tüm dünyanın yüzünü yaparım simsiyah
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî:180)
Attâr bu beyitte aşk yolunda, sevgili uğruna karşılaşacağı sıkıntılar yüzünden güç gösteremeyip ah edip inlersem bana yazıklar olsun demektedir. Bu bağlamda sevgili yolunda bütün ıstırapları, dertleri başa taç edip ondan sızlanmamak gerektiğini vurgular. Aksi takdirde bütün kâinat simsiyah olup kararsa da hiçbir önemi yoktur. Öyle ki aşk yüzünden dayanamayıp ah eder ıstırabını dışa vurursa bütün güzellikler, niteliğini yitirecek ve insanlar mutsuz olacaktır.
Âh avorden / آوردن آه: Sözlükte “getirmek” manasına gelen “آوردن” fiilini, “ah etmek, iç çekmek” anlamına gelen “آوردن آه” şeklinde gazellerinde kullanmıştır:
دوش در وقت سحر آهی برآوردم ز دل در زمین آتش فتاد وبر فلک کوکب بسوخت
Seher vakti yürekten bir ah çektim dün gece
Ateş düştü yeryüzüne, yıldızlar yandı gökyüzünde
(Divân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî:18)
Attâr, bu beyitte de tıpkı yukarıdaki bir diğer beytinde bahsettiği gibi ateş dönüşen ahının tesiriyle yeryüzünü ateşe vermiş ve gökyüzündeki yıldızlar yanıp kül olmuştur.
چون آه برآورم ز عشق تو کان آه درین دهان نمی گنجد
Bir ah çekecek olsam senin aşkınla
O ahım sığmaz ki bu ağzıma!
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî:133)
Yukarıdaki beyitte Attâr, sevgilinin aşkı ile ah çekmek ister ama bu mümkün olmaz. Yüreğindeki yakarış ve acı o kadar derindir ki ah ettiğinde ağzına sığmayacağını yani bunu ifade edemeyeceğini, derdini yansıtacak bir yakarışın olmadığını dile getirir.
بیم است که صد آه برآرم ز جگر من تا بی تو چرا می برم این عمر به سر من
Yüzlerce ah ederim yürekten ama korkarım yine de
Bu ömrü neden sensiz tüketirim diye
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 537)
Şair burada sevgiliye ulaşmanın mümkün olmadığından ve vuslatın gerçekleşmeyeceğinden bahsetmektedir. Acılar içinde hasretle ne kadar ah çekerse çeksin sevgilinin kendisine iltifatta bulunmayacağını, bir ömür sevgilisi olmadan yaşayacağını dile getirir ve bu durumdan şikâyetçi olur.
گفتم که از غمان تو آهی برآورم آن آه در درون دهانم بسوختی
Dedim ki senin üzüntünle bir ah edeyim
O ah ağzımın içini (öyle) yaktı ki
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 617)
Klasik şiirde âşık sürekli dert çeker ve daima üzüntü içindedir. Sevgiliye kavuşma hasretiyle ah eder ve o ah o kadar yakıcıdır ki âşığın yüreğini yaktığı gibi ağzını dahi yakar. Burada Attâr yine âşığın kederli halini tasvir etmekte; soyut bir acının beden üzerindeki somut acıya dönüşmesine işaret etmektedir.
Âh-ı âteşîn / آتشین آه: Attâr, ‘ateşli, yakıcı, yakan’ anlamına gelen “آتشین” sözcüğünü ah ile ‘yakan, kavuran, ateşli ah’ manasında terkip halinde gazellerinde kullanmıştır.
آه های آتشینم پرده های شب بسوخت بر دل آمد وز تف دل هم زبان هم لب بسوخت
Ateşli ahlarım gecenin perdelerini yaktı
Gönle düşen hararetle dilim dudağım yandı
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 18)
Attâr yukarıdaki beyitte bir şeyin aşikâr olması, meydana çıkması, ifşa olmak ve rüsva olmak anlamlarına gelen perdeleri yakmak fiilini kullanarak acı içindeki ateşli ahları ile kendini ele verdiğini, ifşa ettiğini ve yüreğindeki yangın ile dilinin dudağının yandığını ifade etmektedir. Yine soyut olarak hissettiği acının bedenindeki etkilerine işaret etmektedir.
آب رویم مبر که بی رویت قسم من آه آتشین افتاد
Beni rezil rüsva eyleme, senin cemalin olmayınca
Ateşli ah etmek düştü benim payıma
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 116)
Şair, beni rezil rüsva eyleme derken sevgiliye, yokluğunla beni ateşe atarak inleyip ağlamama ve insanların ağlayışlarımı duymasına neden olma demektedir. Nitekim sevgiliden ayrı olmak âşık için acı çekmenin, ağlayıp sızlamanın en büyük nedenidir. Sevgilinin yüzü olmadığı sürece âşık hasret ateşiyle ah edip yakarmaktadır. Âşık kişinin payına sadece ağlayıp gözyaşı dökmek düşmektedir.
بترس از تیر آه آتشینم که از گرمیش پیکان می بسوزد
Benim ateşli ahımın okundan kork
Çünkü onun sıcaklığı ile yanar temren dahi
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî:180)
Yukarıdaki beyitte Attâr ah nidasını ilk kez öç, intikam, beddua anlamında kullanmıştır. Sevgilinin ıstıraplarına dayanamayan bir âşık edasıyla ateş nasıl temreni yakıp eritebiliyorsa kendi ahının da sevgiliye zarar verebileceğini dile getirir. Ahının bir ok kadar öldürücü olabileceğini ifade etmektedir. Âşık, sevgilinin bu ahtan çekinip bir ihtimal kendisine iltifatta bulunmasını beklemektedir. Bu beyitte Hz. Muhammed’in “… bir de mazlumun duasından (ahından) sakın. Çünkü şu muhakkak ki mazlum ile Allah arasında (duanın kabulüne mâni olacak) hiçbir perde yoktur” (Buhârî 2004: 2704) hadisine telmih bulunmaktadır. Sonraki bazı beyitlerde de aynı hadise işaret edilmiştir.
بر باد مده مرا که ناگه در تو رسد آه آتشینم
Beni yele verme, bakarsın ansızın
Sana ulaşır ateşli ahım
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Nefîsî: 323)
Bu beyitte de yine yukarıda olduğu gibi âşık; sevgili beni sakın yele verip harcama, beni yok sayma, hakir görme; eğer böyle davranırsan ateşli ahım seni de bulur ve yakar demektedir.
به یکی آه آتشین در راه پرده از پیش بر دریدستی
Ateşli bir ah henüz yoldayken
Çoktan yırtmıştı perdeyi
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 618)
Attâr yukarıdaki beyitte ateşli ahın yakıcılığı özelliğinden hareketle bir ahının bütün perdeleri yaktığını yani bir yakarışı ile âşıklığını ortaya çıkardığını ifade etmektedir. Diğer bir deyişle kendini ifşa ettiğini dile getirmektedir.
Âh-ı dil / دل آه: Kelime anlamı olarak “gönül ahı” manasına gelen ve aynı zamanda bir serzeniş, yakarış anlamı da bulunan “دل آه” terkibi kullanılmıştır.
جرع ٔٔه اندوه تو تا دل من نوش کرد زآتش آه دلم کام وزبان در گرفت
Gönlüm, senin kederinden bir yudum içince
Dilim damağım tutuştu yüreğimin ah ateşiyle
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 108)
Sevgilinin ayrılık hasretini, cefası ve yokluk kederini tecrübe eden âşık, bu üzüntüyle gönülden ah eder ve bu yakarışın ateşi ile dili damağı yanar. Nitekim bu keder sebebiyle yürekten çıkan ahlar bir mumun yakılıp yanması gibi kendini yakar. Bu beyitte de yine manevi bir acının beden üzerindeki etkisi göze çarpar.
گر تو همه سیمرغی از آه دلم می ترس کاتش ز دلم ناگه در بال پرت افتد
Sen baştan aşağı Simurg olsan dahi gönlümün ahından kork
Nitekim gönlümdeki ateş senin koluna kanadına düşer ansızın
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 126)
Attâr bu beyitte kendi eserlerinden Mantıku’t-tayr’ın ana kahramanı, kuşların sultanı olan Simurg’a işarette bulunarak sevgiliye seslenir. Sevgili, Simurg dahi olsa ahının, peşini bırakmayacağını hatta bir gün kanadını yakacağını dile getirir. Bir âşığın ahının, kuşların sultanı karşısındaki gücüne vurgu yapar.
از آه دل عطار آخر به نمی ترسی کانکس که خبر دارد از آه سحر ترسد
Belli ki Attâr’ın gönül ahından kokmuyorsun
Oysaki basiretli kişi seher vaktinin ahından korkar
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 191)
Yukarıdaki beyitte Attâr ahlarını duymayan, önemsemeyen sevgiliye serzenişte bulunmaktadır. Gönül ahından korkmak gerektiğini ve basiret sahibi bir kimsenin değerli kabul edilen zamanlardan olan seher vaktinde yapılan ahtan korkacağını ifade etmektedir. Burada aslında seher vakti yapılan duanın kabul olunacağı inancına da işaret edilerek bu vakitteki ahın da ah edilen kişiye olumsuz tesiri olacağı üzerinde durulmaktadır. Yukarıda zikredilen hadise telmihte bulunmaktadır.
افالک به یکبار بسوزم بیم است که از آه دل سوخته هر شب نه پردٔ
Korkarım benim gibi bir âşığın her gece ettiği ahlar ile
Feleğin dokuz kat perdesi yanar tek seferde
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 443)
Aşk ateşi ile yanıp dağlanan âşığın ahı, dokuz kat feleği yakabilecek güce ve etkiye sahip olduğu için bu ahtan korkmak gerektiği vurgulanmaktadır. Burada Attâr bunca acı ve ıstıraba rağmen kendine teveccüh göstermeyen sevgiliye sitem etmektedir. Âşığın ateşi bütün varlığını yakmıştır.
Âh-ı hun-âlûd / آلود خون آه: Attâr, “kana bulanmış ah” anlamına gelen “آه آلود خون” niteleme terkibini kullanarak ahlarının ne kadar acı dolu ve tesirli olduğunu ifade etmektedir.
تو ز آه من چو گردون فارغ واز هجر تو آه خون آلودم از گردون گردان بگذرد
Sen, benim ahımdan başıboş felek gibisin; senin ayrılığın ile
Kana bulanmış ahım dönüp duran felekleri aşıp geçti
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 152)
Attâr yukarıdaki beyitte sevgiliyi; feleğin iyi kötü, olumlu olumsuz, doğru yanlış, neşe keder bütün koşullara rağmen dönüyor olması özelliğine binaen feleğe benzetmiş ve sevgilinin umursamazlığına işaret etmiştir. Bütün bu ilgisizliği ve umursamazlığına rağmen âşık ise sevgilinin hasretiyle ah edip yüreğini kanatmaktadır. Öyle bir ah etmiştir ki felekleri dahi aşmıştır.
عاشقی باید که بر هم سوزد او عالمی از آه خون آلود خویش
Bir âşık gerek! Öyle bir âşık ki baştanbaşa
Bir âlemi yakan kanlı ahlarıyla
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 364)
Bu beyitte Attâr yine âşığın taşıması gereken özelliklerden yola çıkarak aşk derdi ile dertlenmesi ve baştan başa yanması ve hatta tüm varlığının kendi kanına bulanması gerektiğini ifade etmektedir.
Âh keşiden / کشیدن آه: Attâr, “ah çekmek, ah etmek” anlamına gelen “آه کشیدن” bileşik fiilini gazellerinde bir kez kullanmıştır.
گر آه کشم زبان بسوزد بگذر ز زبان جهان بسوزد
Bir âh çekersem dilim yanar
Bırak dili bütün cihan yanar
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 180)
Attâr yukarıdaki beyitte aşk derdi ile bir ateş kütlesine dönüşen ahının sadece kendisini değil bütün dünyayı yakabileceğini söylemektedir. Burada yüreğindeki acı ile beslenen ahının ne kadar büyük ve yakıcı olduğunu göstermektedir. Nitekim bir âşığın aşkı, derdinin ve acının derinliği ile büyür ve o nispette yakıcılığı ile etki alanı da artar.
Âh-ı ciger-sûz / جگرسوز آه: Yürekleri, gönülleri yakan ah manasında olan “آه جگرسوز” niteleme terkibinin bir kez kullanıldığı görülmektedir.
چون آه جگرسوز ز عطار برآمد با مشک خط تو جگر سوخته ضم شد
Attâr’dan yürekleri yakan ahlar yükselince
Senin yüz hattının miskiyle, yanmış ciğer bir oldu
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 201)
Attâr kendine seslenerek yürek yakan ahları duyulduğu vakit sevgilinin miski ile ciğeri yanık kişiyi birbirine benzetmektedir. Burada renk bakımından bir benzetme olduğu görülmektedir. Nitekim ceylan miski renk olarak zaman zaman kahverengi de olmaktadır, yanık ciğeri de renk bakımından ve de kül gibi toz toz olması bakımından miske benzetmektedir. Aynı zamanda yüzün miskinden kasıt yanakların tüyleridir ve yine renk bakımından bir benzetme ilgisi vardır.
Âh-ı perde-sûz / سوز پرده آه: Attâr, “perdeleri yakan, gerçekleri ortaya çıkaran” anlamına gelen “سوز پرده” kelime grubunu “سوز پرده آه” olarak bir kez kullanmıştır.
بس آه پرده سوز که از قعر دل بزد بس نعرٔعجیب که از مغز جان کشید
Gönlün derinliklerinden perdeleri yakan nice ahlar çekti
Canın içinden nice garip naralar attı!
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 311)
Yukarıdaki beyitte Attâr canı gönülden, yüreğinin ta içinden ah ettiği için bu ahların harareti ve ateşi artmaktadır. Bu nedenle bütün makam, mertebe ve perdeleri de yakıp ortadan kaldırmaktadır. Nitekim perdeler yakılıp ortadan kaldırılınca hakikatin kendisi ile yüz yüze gelmektedir. Bu da tasavvufta perdeler yırtılıp ortadan kalkınca insanın Hak ile hakiki bir birliğinin olabileceği yani vahdetin oluşabileceği durumuna işaret etmektedir. Bu durum neticesinde de hayretler içinde gönülden ahlar, yüreğinden de çığlıklar ve naralar atmaktadır.
Âh u figân / فغان و آه: Attâr feryat figan ile ağlamak anlamına gelen “و آه فغان” kelime grubunu gazellerinde bir kez kullanmıştır.
چون خط او بدمد ای عطار کم شود آه و فغانی که توراست
Sevgilinin yüzü serpilip yeşerince ey Attâr
Yetersiz kalır sendeki bu ah u figanlar!
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 23)
Şair bu beyitte kendine hitap ederek sevgilinin yüzü olgunlaşıp güzelliği kemale erdiğinde ne kadar ah edip feryat figan içinde yakarsa da aşk derdinden kurtulamayacağını, bu dert karşılığınca ah edemeyeceğini dile getirmektedir. Nitekim sevgilinin güzelliği bütün yakarışların ve ahların ötesindedir. Hakikati anlatmaya, Hakk’ı tarif etmeye kelimeler nasıl yetmiyorsa sevgili uğruna dökülen gözyaşı ve edilen ahlar da yetersizdir.
Attar’ın gazellerinde figanlar
Attâr 24 gazelinde 29 defa figan kelimesini kullanmıştır. Yukarıdaki bölümde olduğu gibi figan kelimesi de 7 başlık altında sınıflandırılmıştır. 14 kez yalın halde figan, 4 kez figan etmek anlamında figân ber âmeden / ناغف رب ندمآ , 3 kez figan yükselmek, feryat etmek anlamında figân ber hâsten / ناغف رب نتساخ , 3 kez figan etmek, nara atmak anlamında figân efkenden / ناغف ندنکفا , 2 kez figan etmek manasında figân kerden /ناغف ندرک , 1 kez figan etmek anlamında figân borden / ناغف ندرب , 1 kez feryadı figanı olmak anlamında figân dâşten / ناغف نتشاد , 1 kez de figana başlamak, figan etmek anlamında figân der giriften /ناغف رد نتفرگ kelime gruplarını kullanmıştır. Aşağıda söz konusu başlıklar altında açıklamalarıyla birlikte şehit beyitler verilmiştir.
Figan / فغان: Feridüddîn Attâr gazellerinde yalın halde “فغان” kelimesini, “serzeniş, inleme, feryat figan etme, ağlama” anlamında on dört kez kullanmıştır.
چون ز لعلش زندگی وآب حیوان یافتند مردگان در خاک گورستان فغان برداشتند
Onun yakut dudağından ab-ı hayat bulunca
Kabristandaki ölüler başladılar feryat figana
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 239)
Sevgili, âşığının ölecek hale gelmesine neden olacak kadar acı çekmesine sebep olsa bile her zaman varlık ve hayat sebebidir. Âşıklar, sevgilinin sözünden ve dudağından ab-ı hayat bulurlar. Bu ab-ı hayat da yaşam kaynağı ve dirilik sebebidir. Öyle ki sevgilinin ab-ı hayatı ile yaşama dair hiçbir özelliği kalmayan ölüler dahi cana gelip feryat ve figan etmeye başlarlar. Sevgilinin kırmızı dudağından dökülecek iki söz ölülere dahi hayat verecek bir güce sahiptir.
از بس که زنم دو دست بر سر آید به فغان دو آستینم
İki elimle öyle çok vururum ki başıma
İki yenim başlar feryat figana
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 479)
Attâr, yukarıdaki beyitte duyduğu hasret ateşiyle, öfkeyle veya pişmanlık ile ahlar içinde dövündüğünü, iki eliyle başına vurduğunu dile getirmektedir. Kendi canını öyle acıtır ki başına vuran elleri dahi feryat figan etmeye başlar.
به زمین می فرو شود خورشید هر شب از شرم، پر فغان از تو
Güneş yerin dibine giriyor
Her gece utancınla, feryat ediyor
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 554)
گر جمله تویی همه جهان چیست ور هیچ نیم من این فغان چیست
Cümle âlem sen isen, bütün bu cihan da nedir
Ben eğer hiç bile değilsem, bu feryat figan nedir!
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 79)
Attâr yukarıdaki beyitte tasavvufun temel düşüncelerinden olan büyük küçük, iyi kötü, güzel çirkin var olan her şeyin yaratıcının kendisi olduğu yani vahdet-i vücut öğretisini ifade etmektedir. Nitekim alemdeki her şey bizzat yaratıcıdan bir parça olduğu için kendi başına bir alemden bahsetmek mümkün değildir. Şair, kendisinin de yaratıcıdan bir parça olduğunu ve aslında benlik öznesinin olmadığını, aslında kendisinin bir hiç olduğunu dile getirmektedir. Ancak bir hiç bile olmamasına rağmen bunca figanın nasıl ortaya çıktığını sorgulamaktadır.
Figân ber hâsten /خاستن بر فغان : Sözlük anlamı “kalkmak, yükselmek” olan “خاستن بر” ön edatlı fiili “فغان ” kelimesiyle beraber “feryat figan koparmak/ etmek” manasında kullanılmıştır.
چون ز مرغ سحر فغان برخاست ناله از طاق آسمان برخاست
Seher kuşundan figanlar yükselince
Nice feryat yükseldi gök kubbeden de
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 21)
Yukarıdaki beyitte Attâr seher kuşu ifadesini güle olan aşkı ile maruf bülbülden kinaye olarak âşık yerine kullanmıştır. Bülbülün yani âşığın feryat figan etmesiyle beraber gök kubbe altındaki tüm mevcudat da ağlamaya başlar. Nitekim hasret ve acı içinde kıvranan âşığın feryadı bütün alemi ağlatacak kadar tesirlidir.
زآرزوی سماع وشاهد و می از همه عاشقان فغان برخاست
Sema, sevgili ve şarap arzusundan
Feryat figan yükseldi bütün âşıklardan
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 21)
ساقیا باده اندوه بیار تا ز عشاق فغان برخیزد
Ey sâki! Getir gam şarabını
Âşıklardan feryat figan yükselsin
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî:183)
Attâr bu beyitte de bir önceki beyitte olduğu gibi bir meclis ortamından fotoğraf oluşturmaktadır. Sâki de meclisin en önemli unsurlarından birisidir. Nitekim aşk şarabını dolaştıran, dert badesini getiren sâkidir. Burada da yine âşıklar sevgilinin hasreti, vuslat özlemi ve aşk derdi ile feryat ve figan etmektedirler.
Figân efkenden / افکندن فغان: “Atmak, fırlatmak” anlamına gelen “افکندن” fiili “فغان ” kelimesi ile birlikte “feryat figan etmek” anlamında kullanılmıştır.
بر امید وصل در صحرای دل بیدالن را در فغان افکنده ای
Gönül sahrasında vuslat ümidi ile
Âşıkları atmışsın feryat figan içine
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 607)
Yukarıdaki beyitte sevgilinin aldatıcı, gönül çelen, ümit verip sözünde durmayan, yüze gülüp ağlatan, âşığını ıstırap içine atan acımasız özelliklerinden bahsedilmektedir. Sevgili her seferinde âşığına kavuşma ümidi verir ancak asla sözünde durmaz ve her defasında âşığının acılar içinde feryat ve figan etmesine neden olur.
جان و دل خسته را ز آرزوی خویشتن گه به خروش آوری گه به فغان افکنی
Bu yaralı gönlü ve yüreği kendi arzunla
Bazen feryada sevk edersin bazen figana
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 673)
Bir önceki beyitte olduğu gibi sevgili bütün acımasızlığı ve zalimliği ile âşığını ıstırap içine atar. Bazen ona ümit vererek heyecanlandırır ve coşkun, şevke gelmiş bir hale sokar bazense onu ateşler içinde ağlatıp feryat ve figan etmesine neden olur.
Figân ber âmeden / آمدن بر فغان: “Ortaya çıkmak, belirmek, meydana gelmek” anlamında olan “آمدن بر” ön edatlı fiili “فغان” kelimesiyle beraber “feryat figan etmek, yükselmek” manasında kullanılmıştır.
سرمست به بوستان برآمد از سرو و ز گل فغان برآمد
Salına salına sarhoş halde bahçeye girdi
Servi ve gülden feryat figan yükseldi
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 224)
Klasik edebiyatta sevgili; boyu, saçı, beli, kokusu, yüzü, yanağının rengi gibi çeşitli bakımlardan en güzel varlıktır ve ondan güzeli yoktur. Yukarıdaki beyitte sevgili güzel ve hoş kokulu bir mekân simgesi olan bahçeye gelince bahçede bulunan servi ve gülün bu güzellik karşısında kendilerinden geçip figan etmeye başladığı ifade edilmektedir. Servi, kendinden daha güzel boylu olması bakımından, gül ise hem koku hem de al yanakları bakımından sevgili karşısında feryada başlamaktadır.
چو نقاب برگشائی مه آن جهان برآید ز فروغ نور رویت ز جهان فغان برآید
Öbür dünyanın ayı doğar örtüyü kaldırdığın zaman
Yüzünün nurunun parlaklığından feryat figan yükselir dünyadan
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 288)
Attâr, yukarıdaki beyitte sevgilinin ışıl ışıl, güzellikte eşsiz olan yüzünden örtüyü kaldırdığı vakit dünyayı aydınlatan ayın ortaya çıkacağını, ışık saçacağını belirtir. Burada olağan bir tabiat olayına işaret eder ve tıpkı güneş doğduğunda karanlığın ortadan kalkmasına benzetir. Sevgilinin güzelliği ortaya çıkıp yüzünün nuruyla her yer aydınlanınca dünyadaki her şey bu güzellik karşısında hayret içinde feryat etmeye başlar.
Figân kerden / کردن فغان: Sözlük anlamı “yapmak, etmek” olan “کردن” fiili “فغان” kelimesi ile birlikte feryat figan etmek anlamında kullanılmıştır.
کس جواب ما نخواهد داد باز گرچه بسیاری فغان خواهیم کرد
Her ne kadar pek çok feryat figan edecek olsak da
Kimse bize cevap vermeyecek bir daha
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî:157)
Sevgili, âşığın acı içindeki bütün inleyişlerine rağmen tevazu gösterip âşığa meyletmez ve onun tüm bu acılarını görmezden gelir. Âşık ise kendisine bir karşılık, muhabbet gelmeyeceğini bile bile sevgiliden asla vazgeçmez, keder içinde ağlayıp figan etmeye devam eder. Nitekim klasik edebiyatta âşığın işi acı içinde ağlamaktır. Aksi halde âşık sayılmayacaktır.
عشق توام داغ چنان می کند کآتش سوزنده فغان می کند
Senin aşkın beni öyle yakıyor ki
Yakıcı ateş bile feryat figan ediyor
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 242)
Aşk ateşi kainattaki bütün ateşlerden daha yakıcıdır ve âşık bu ateşi her saniye yüreğinde taşır. Öyle derin bir ateştir ki bu, ateşin kendisi bile bu aşk ateşinin karşısında feryat eder. Bu yakıcı ateş âşığı baştan sona yakar, tüketir.
Figân borden / بردن فغان: Kelime anlamı “götürmek, taşımak” olan “بردن” fiili “فغان” sözcüğü ile beraber “feryat figan etmek” anlamında kullanılmıştır.
زنده بمردم از غمت خام بسوختم ز تو تا به کی این فغان برم نیز فغان نمی برد
Yaşarken öldüm kederinle, senin yüzünden hamken yandım
Daha ne zamana kadar böyle figan ile ağlayacağım, gerçi figan edemiyorum artık
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî:150)
Attâr yukarıdaki beyitte âşığın, sevgilinin verdiği keder ve elemle yaşamaktayken öldüğünü, henüz ham ve genç iken yanıp piştiğini söyler. Dert içinde daha ne zamana kadar bu şekilde inleyip ağlayacağını sorgular, bir bakıma bu durumdan şikâyet eder.
Figân dâşten / داشتن فغان: Sözlükte “bir şeye sahip olmak” anlamına gelen “داشتن” fiili “فغان ” kelimesiyle beraber “feryat, figan etmek, feryadı olmak” manasında kullanılmıştır.
چون کار نمی کند فغان بی تو از دست غم تو چون فغان دارم
Sensizlikte figan etmek yaramıyor bir işe
Kederin yüzünden her an figan ederim yine de
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî: 423)
Yukarıdaki beyitte sevgili varken de yokken de her an dertle ağlayan ancak bu aylayıp inleyişleri sevgilisinin kalbini yumuşatmayan bir âşık anlatılmaktadır. Nefes alıp vermek gibi sürekli feryat ve figan içinde acı çekmektedir.
Figân der giriften / گرفتن در فغان: Sözlükte “almak, tutmak, tutulmak” anlamlarına gelen “گرفتن در” ön edatlı fiili “فغان” kelimesiyle birlikte “figana tutulmak, başlamak” manasında kullanılmıştır.
چون تو برانداختی برقع عزت ز پیش جان متحیر بماند عقل فغان در گرفت
Fırlatıp atınca yüzünden izzet burkasını
Can şaşkına döndü, akıl ise figana başladı
(Dîvân-ı Attâr, tsh. Tefazzulî:108)
Sevgili; yüzünün üzerindeki örtüyü, âşıkla aralarında olan engeli kaldırınca âşıklara parmak ısırtan güzelliği ortaya çıktığı için canlar hayret içinde şaşkına döner, ne yapacağını bilemez. Akıl ise bu güzellik karşısında dengesini kaybeder; havsalaya sığmayan, tasvire betimlemeye gelmeyen bir güzellik karşısında adeta nutku tutulur ve akıl dahi feryat figana başlar. Bu beyitte Attâr canın şaşkına dönmesi, hayret etmesi ifadesiyle tasavvuftaki hayret makamına işaret eder.
Sonuç
Klasik İran edebiyatının en önemli şair ve mutasavvıflarından Ferîdüddîn Attâr’ın gazellerindeki ahların, feryat ve figanların çoğu zaman acı içinde kıvranan, sevgilinin zulmüne uğramış, ayrılık ıstırabı çekmiş, sevgili hasreti ile yanmış bir âşığa işaret ettiği görülmektedir. Attâr, şiirlerinde ahları ve figanları oldukça etkili ve canlı bir şekilde kullanmıştır. Özellikle ah ifadesinin söyleniş formundan kaynaklanan özelliğinden ötürü gazellerine bir hareket ve içtenlik katmıştır. Aynı zamanda bu iki mazmunu tasavvuf ve klasik edebiyatın anlam dünyasına uygun düşecek şekilde tertip etmiş ve bütün içtenliği ile mısralarını süslemiştir. Bazı beyitlerinde hakikat sırrına eren bir salikin bütün makamları yakan ahları öne çıkmakta bazılarında ise Hakk’ın hakikati ile karşı karşıya kalınca hayret ve şaşkınlık içinde dile gelen ahlar ve figanlar göze çarpmaktadır.
Feridüddîn Attâr’ın ahları ve figanları bazen gönlünü sevgiliye kaptıran bir âşığın özlemi, bazense kendisine asla iltifat etmeyen sevgiliye bir sitem olarak karşımıza çıkmaktadır. Zaman zaman ayrılık derdinin âşığı içine attığı derin keder nedeniyle isyanlar ederek ah ettiği görülmektedir. Âşığın kalbindeki bu sitem ve isyan ile ettiği ahların, sevgiliyi de yakacağını ve hatta âşığın ahlarından korkması gerektiği söylemektedir. Bazen minberde ah ile yakaran, Allah’tan niyazda bulunan tasavvuf ehli, bazen dua eden bir kul bazen ateşli ahı ile dokuz kat feleği tutuşturan bir âşık göze çarpmaktadır. Bazen bütün perdeleri yakıp Hakikat sırrına ulaşan bir salik, bazense sevgilinin cemali veya hakikat gerçeği ile şaşkına dönüp feryat eden, ahları ile yıldızları yakan bir yürek karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda Attâr’ın gazellerindeki âşıklar ayrılıktan, hüzünden, cefadan veya hayretten ah çekip figan ederler demek mümkündür.
Kaynakça
Afifî, Rahim (1372 hş.). Ferhengnâme-i Şi’rî , Tahran: İntişârât-i Sirûş.
Attâr, Ferîdüddîn (1389 hş.). Dîvân-ı Attâr-ı Nişâbûrî, tsh. Said-i Nefîsî, Tahran: İntişârât-ı Kitâb-ı Abân.
Attâr, Ferîdüddîn (1390 hş.) Dîvân-ı Attâr, tsh. Taki-yi Tefazzulî, Tahran: İntişârât-ı İlm u Ferhengî.
Cebecioğlu, Ethem (2009). Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, İstanbul: Ağaç Kitabevi Yayınları.
Çiftçi, Hasan (2003). “İki Ünlü Şâfii’nin İlginç Görüşmesi (Ebû Saîd-i Ebû’lHayr ve Ebû’l-Hasan-i Harakânî)”, Nüsha Şarkiyat Araştırmaları Dergisi, 3/9, Ankara.
İmam Buhârî (2004). Sahîh-i Buhârî, Çev. Mehmet Sofuoğlu, İstanbul: Ötüken Neşriyat.
Onat Çakıroğlu, Tuba (2013). “Fuzûlî Divân’ında Ah Kavramı”, Turkish Studies 8, s. 1969-1982.
Özyürek, Dursun (2017). “Nâbî’nin Gazellerinde Ah Kavramı”, İnsan ve Toplum, The Journal os Humanity and Society. 7, s.161-185.
Pezük, Zehra (2012). “Ahmed Paşa Divân’ında Ah Kavramı”, Dede Korkut Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 2, s. 142-151.
Safâ, Zebîullah (1386 hş.). Târîh-i Edebiyyât der İran, Tahran: İntişârât-i Firdovs.
Şahinoğlu, Nazif (1995). Feridüddîn Attâr, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi -V İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, s. 95- 98.
Temiz, Mehmet Enes (2024) “Attâr-ı Nişâbûrî’nin Bir Gazeli Üzerine Tasavvufi Bir Şerh Denemesi”, RumeliDE Journal of Language and Literature Studies 41, s. 1190-1199.
Türk Dil Kurumu. Türkçe Sözlük. (https://sozluk.gov.tr/. Erişim tarihi: 13.01.2025)
Uludağ, Süleyman (2005). Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, İstanbul: Kabalcı Yayınevi.
Uzunoğlu Sayın, Esengül (2020). “Ferîduddin-i Attâr’ın Gazellerinde Teşbih ve Teşbih Sanatı”, Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi 3, s. 169-185.

