Eda TOK

Düzce Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Düzce/Türkiye.

Anahtar Kelimeler: Klasik Türk şiiri, Bosna Hersek, Nâbî, mecmua.

Giriş

Balkanlar, Avrupa kıtasının güneydoğusunda bir yarımada olup ismini batıdan doğuya uzanan ve Bulgaristan’ı ikiye bölen dağ silsilesinden almaktadır (Karpat 1992: 25). Yüzyıllar boyunca birçok farklı ırka, dine ve medeniyete mensup insanların kesişme noktası olan Balkanlar, Türk tarihinde de oldukça önemli bir yere sahip olmuştur.

Türk milletinin Balkanlarla ilişkisi çok erken dönemlerde başlamış olsa da asıl uzun süreli ve kalıcı ilişkilerin temeli Osmanlılar döneminde atılmıştır. Türkler, 1354 yılında Gelibolu üzerinden Balkan yarımadasına geçip 1361 yılında Edirne’yi fethettikten sonra, başta üç küçük Bulgar krallığı olmak üzere feodal devletleri yıkarak Balkanları hızlı bir biçimde ele geçirmeye başlamışlar ve bu fetihler dalgalar hâlinde devam etmiştir (Karpat 1992: 29). Balkanlarda Türk hâkimiyetiyle birlikte Türk kültür ve sanatı da bu coğrafyada oldukça etkili bir hâle gelmiş ve Osmanlı Devleti’nin şair kadrosunun oluşumunda Balkanlar önemli bir yere sahip olmuştur.

Osmanlı kültür coğrafyası incelendiğinde Osmanlı şairlerin bir kısmının Balkanlardaki şehirlerde doğduğu görülmektedir. Şuara tezkirelerinin taranmasıyla elde edilen veriler, Balkan coğrafyasında çok sayıda şairin yetiştiğini, Osmanlı şair kadrosunu oluşturan şairlerin üçte bire yakın bölümünün Balkan şehirlerinde doğup büyüdüğünü işaret etmektedir (İsen 2009: 2). Âşık Çelebi’nin Meşâ’irü’ş-Şu’arâ’da yer verdiği ifadeleri de bu coğrafyada yetişen ediplere dikkat çekmesi bakımından önemlidir:

“Mevlidi Rûmili’nde Prizren’dir. Kasaba-i mezkûre Rûmili’nde menbit-i serv ü semen-i ma’rifet olan hâkdân ve menba’-ı cûy-ı nazm u nesr olan gülistân olmagla meşhûr bir şehr-i şöhretâyîndür. Rivâyet olunur ki Prizren’de oğlan toğsa adından mukaddem mahlas korlar. Yenice’de toğan oğlan etmeğe papa diyecek vakt Fârsî söyler. Piriştine’de oğlan toğsa dividi bilinde toğar dirler. Binâ’en ‘alâ-zâlik Prizren şâ’ir menba’ı ve Yenice Fârsî ocağı ve Piriştine kâtib yatağıdır.” (Kılıç 2010: 904).

Balkanlarda Türk kültür ve sanatının etkili olduğu Balkan ülkelerinden biri de Bosna Hersek’tir. Boşnaklar, bölgenin 1463 yılında Fatih Sultan Mehmed zamanında fethiyle birlikte kitleler hâlinde İslamiyet’i kabul etmeye başlamış ve bu coğrafyanın tarihi adeta Osmanlı tarihi ile bütünleşmiştir.

1463 senesi Bosna’nın Osmanlılar tarafından resmen fethedildiği tarih olarak kabul edilse de Bosna topraklarına yönelik Osmanlı akınları çok daha erken tarihlerde başlamıştır. Bosna’da Müslüman toplulukların ortaya çıkışı da yine bu fetihten önce başlamış olup bu süreçte etkili olan unsurlardan ilki ise Osmanlı ordusu olmuştur. Osmanlı ordusu içinde çok sayıda savaşçı derviş bulunmaktaydı ve onlar sadece akınlara, fethe katılmakla kalmayıp Osmanlı hâkimiyetinin ilk temsilcileri olarak fethedilen bölgelere yerleşmekteydiler. Bu sebeple Bosna halkının İslam’la ilk teması sıklıkla, Osmanlı ordusuyla birlikte gelen ve bu bölgelerde kalmayı tercih eden dervişler aracılığıyla olmuştur (Aščerić-Todd 2018: 241-244).

Boşnaklar, Osmanlı yönetimi boyunca devletin askerî, idari, ilmî ve edebî alanlarında önemli mevkilere yükselmiş, XVI ve XVII. yüzyılları içinde 22 Bosnalı sadrazam Osmanlı Devleti’nde görev almıştır. Bosna Hersek, 1878 Berlin Anlaşması ile Osmanlı yönetiminden ayrılarak Avusturya’ya bırakılmış ve daha sonra Yugoslav Federal Cumhuriyetlerinden biri olmuş, 1991 yılında ise bağımsızlığını ilan etmiştir (İsen 1997: 566).

Boşnakların yaşamındaki bu tarihî dönemler onların kültür, sanat ve edebiyat hayatlarına da yansımıştır. Boşnak edebiyatı, çoğunlukla -Boşnakların dört ayrı tarihi dönemi olarak da nitelendirilen- dört ayrı dönem içerisinde incelenmektedir. Bu dönemler Osmanlı dönemi, Avusturya-Macaristan dönemi, II. Dünya Savaşı’nın sona ermesine kadar olan dönem ve Eski Yugoslavya’nın dağılmasına kadar Boşnakların, Bosnalı Sırp ve Hırvatlarla beraber yaşadıkları dönemdir. Osmanlı dönemi Boşnak edebiyatı da Adnî’den (1420-1474) başlayarak Boşnakların Türkçe yazan son divan şairi Ârif Hikmet’e (1829-1903) kadar Doğu dillerinde yaratılan edebiyat ve “Alhamiyado” diye adlandırılan, Boşnakların ana dilleri ve Arapça harflerle yazdıkları edebiyat olmak üzere iki yönde incelenmektedir. Yaklaşık beş yüz yıllık bir dönemde yaratılan bu edebiyat, Boşnak edebiyatının önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Boşnak yazarları bu dönemde, Türk-Osmanlı edebiyatının ayrılmaz bir bölümü olan, zengin bir edebiyat yaratmışlardır (Kaya 1996: 140).

Bosna’da Türk edebiyatı Osmanlı Devleti’nin bu topraklardaki hâkimiyetiyle birlikte XV. yüzyılda başlamış olup XV. yüzyılda II. Bayezid’in veziri Derviş Yakup Paşa; XVI. yüzyılda Mostarlı Ziyayî, Edâyî, Vusûlî, Ubeydî,…; XVII. yüzyılda Ağa Dede, Süleyman, Varvarlı Ali Paşa, Turâbî, Selman, Mecâzî, Hevâyî, Derviş, Ahmed Çelebi, Nergisî, Hüsâmî, Ali Alaaddin, Habîbî, Fevzî, Mîrî, Nâbî…; XVIII. yüzyılda Şehdî, Sabit, Vehbî, Meylî, Cûdî…; XIX. yüzyılda Fadıl Paşa, Seyfî, Ahmed Hamdi gibi Türkçe yazan pek çok edip yetişmiştir (İsen 1997: 567-568).

Doğu dillerinde şiirler yazan Bosna Hersek’in Müslüman şairleri de daha ziyade Türkçeyi kullanmışlardır. Türkçe şiir yazanlar arasında çok tanınmış şairler de bulunmaktadır. Bunlar arasında, Bosna beylerbeyliği de yapmış olan Bayezid Ağaoğlu Derviş Paşa (ö. 1603), Saraybosna’da doğan ve müderrislik, kadılık yapmış olan Mehmed Nergisî (ö. 1635) sayılabilir. Farsça klasik eserlerin meşhur yorumcusu Ahmed Sûdî (ö. 1596), daha çok Farsça şiir yazan Mostarlı Şeyh Fevzî (ö. 1747), Ahmed Vahdetî (ö. 1598), hem Türkçe hem de Sırp-Hırvat diliyle şiirler yazan Saraybosnalı Hasan Kâimî (ö. 1691), Tuzlalı Hevâyî diye de anılan Üsküf-i Bosnevî (ö. 1650) de Bosna Herseklidir (Djurdyev 1992: 304).

Tuzlalı Nâbî ve Şiirleri

Çalışmamızın konusunu oluşturan Nâbî’nin hayatına dair bilgiler 17. yüzyılda yaşaması, Tuzlalı olması, Tuzla müftüsü Salih Efendi’nin oğlu olması ile kısıtlıdır (Nametak 1989:132-133; Gačanin 2006: 167-170; Mehmedović 2018: 393).

Şairin Nâbî mahlasını kullanmayı tercih etmesi akıllara şairin dönemin meşhur şairi Nâbî’den etkilenmiş olup olmadığı sorusunu getirmektedir. Bilindiği üzere Nâbî (ö.1712), kendinden sonra gelen pek çok şairi etkilemiş klasik Türk şiirinin en güçlü isimlerinden biridir. Asıl ismi Yusuf olan şair, 1642 yılında Ruha’da (Şanlıurfa) doğmuştur. Kaynaklar Nâbî’nin hoşsohbet, kültürlü, zeki, çok güzel konuştuğunu ve şiire kazandırdığı hikemi tarz dolayısıyla kendisinden çok bahsedilen bir sanatkâr olduğunu bildirmektedir. Nâbî, didaktik nitelikli şiirlerinde mevcut dünya ve hayat görüşüyle kendinden sonra bu tarzda şiir yazanların çoğalmasına ve Nâbî okulu diye adlandırılabilecek hikemî bir şiir okulunun doğmasına yardımcı olmuştur (Karahan 2006: 258-260). Tuzlalı Nâbî’nin Kurban Bayramı için yazdığı Farsça gazelin sonunda “1038 tārīḫinde vāḳi‘ olan ‘īd-i aḍḥā içün buyurduḳları ġazeldür.” ifadesi yer almaktadır. Tuzlalı Nâbî’nin 1038/ 1628- 1629 tarihiyle kayıtlı bu şiiri onun 17. yüzyılın ilk yarısında yaşadığına işaret etmekte olup meşhur şair Nâbî’nin 1642 yılında doğduğu göz önünde bulundurulduğunda Tuzlalı Nâbî’nin ondan önceki bir dönemde yaşadığı ve meşhur Nâbî’nin tesirinde kalmadığı söylenebilir.

Şairin bir divanı olup olmadığı tespit edilememiştir ancak Nâbî’nin, Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi’nde R-4007 kayıtlı mecmuada 77b-84a varaklarında Türkçe ve Farsça şiirleri bulunmaktadır. Şairin babasına Farsça olarak yazdığı kaside (Karahalilović 2003) ve Farsça gazeli Namir Karahalilović tarafından (2006) yayımlanmıştır.

Şairin, sözü edilen mecmuadaki şiirlerinden yola çıkılarak Bosna Hersek’in Bosna Hersek Federasyonu Tuzla Kantonu’nun merkezî şehri olan Tuzla’da yaşadığını söylemek mümkündür. Beyitlerinde yaşadığı yer olan Tuzla’ya yer veren şairin, mecmuada yer alan bazı şiirlerinin de Nâbî-i Tuzlevî başlığı ile kaydedildiği görülmektedir. Nâbî, 13 sıra numarası ile verdiğimiz gazelinde ise Saraybosna’yı ve Saraybosna’nın ileri gelenlerini anmıştır. Bu gazelden yola çıkarak şairin, şehrin önemli isimleri ile temasta bulunduğunu ve hayatının büyük bir dönemini Saraybosna’da geçirdiğini söylemek mümkündür. Nâbî’nin söz konusu mecmuada yer alan şiirlerinden doğduğu ve yaşadığı yer hakkında bilgi elde etmek mümkün iken şairin hayatının son yıllarını nerede geçirdiğine ve tahmini ölüm tarihini verebilecek bir bilgiye tesadüf edilmemiştir.

Nâbî’nin Şiirlerinin Şekil ve Muhteva Özellikleri

Nâbî’nin şiirleri hakkında bilgi vermeye geçmeden önce şiirlerinin yer aldığı mecmua hakkında bilgi vermek faydalı olacaktır. Nâbî’nin şiirlerinin de yer aldığı mecmua, Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi’nde R-4007/1, 4007/2, 4007/3, 4007/4, 4007/5, 4007/6, 4007/7, 4007/8, 4007/9 şeklinde numaralandırılarak parçalar hâlinde kaydedilmiştir. Mecmua toplamda 104 varaktır. Kütüphane kaydında mecmua bölümleri şu şekildedir:

4007/1: Dîvân (Şeyhülislam Yahyâ Efendî)

4007/2: Mi‘râciyyâ-ı Edâ‘î Efendî 4007/3: ‘Adnî Efendî Güft be-Tarik-i Pend

4007/4: Pend-i Fuzûlî

4007/5: Pend-i Âzerî

4007/6: Der Beyân-ı ‘Aşk ve Mehabbet ve Tarika-i Meyl ve Meveddet ki Mucîb-i Şevk Est Der Bidâyet ve Nihâyet

4007/8: Osmanlı Şairlerinin Şiirleri

4007/9: Dîvân-ı Şâhî

Mecmuanın 4007/7 numarasında kayıtlı bölümünde, 77b-84a varakları arasında ise Tuzlalı Nâbî’nin şiirleri yer almaktadır.

Mecmuanın orijinalini göremediğimiz için ölçüleri, cildi ve kapağı hakkında bilgi verilirken katalog kaydı dikkate alınmıştır.[1] Buna göre mecmuanın ölçüleri 14,3x20,2 cm (9x16 cm) şeklindedir. Deri ciltli mecmuada yer alan şiirler, siyah mürekkep kullanılarak ta‘lik hat ile sarı kâğıt üzerine yazılmıştır. Sütun ve satır sayısı varaklara göre değişiklik göstermektedir. Mecmuada çerçeve ve cetvel bulunmamaktadır.

Sözü edilen mecmuanın ilgili bölümünde Nâbî’ye ait Türkçe yazılmış 1 müseddes-i mütekerrir ve 24 gazel tespit edilmiştir. Tespit edilen gazellerin harflere göre sayı dağılımı şu şekildedir:

Nâbî’nin şiirlerinde kullandığı aruz kalıpları ve kullanım sıklığı ise şu şekildedir:

fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün: 7
fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün: 7
mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün: 3
mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün: 3
mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün: 2
müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün: 1
fe‘ūlün fe‘ūlün fe‘ūlün fe‘ūl: 1
fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün: 1

Nâbî’nin mevcut şiirleri genel hatlarıyla incelendiğinde şairin, klasik Türk şiiri geleneğine hâkim olduğu görülmektedir. Klasik Türk şiirinde bilindiği üzere sevgili güzelliği, fiziksel hususiyetleri (boyu, gözü, kaşı vb.), tavırları, âşık üzerinde yarattığı tesir gibi çok çeşitli özellikleriyle sıklıkla anılmaktadır. Nâbî de şiirlerinde gonca ağızlı, servi boylu, âşığın gönül mülkünü kan dökücü gözleriyle alan, acımasız yan bakışıyla aşığını yağmalayan geleneğe uygun bir sevgili prototipi çizmektedir:

Yine dil mülkini bir gözleri ḫūn-hˇār aldı
Varımı yaġmaladı ġamze-i tātār aldı

Neme incindüñ ‘aceb gonce-dehānum söyle
Sevdügüm iki gözüm rūḥ-ı revānum söyle

Cūy olup aġlayayın bülbül olup inleyeyin
Çünki ol serv-ḳadüm ġonce-dehānum gelmez

Şair, şarap ile dünya nimetlerinden el çekse de sevgilinin şaraba benzeyen dudağı ve elmaya benzeyen çenesinden vazgeçemeyeceğini bildirmektedir:

Çekdüm el bāde ile nuḳl-ı cihāndan ammā
Leb-i meygūn[ı]la ol sīb-i ẕeḳandan çekemem

Şair başka bir beytinde şarap içmeye tövbe ettiğini ancak sevgilinin dudağının onu doğruluktan ayırıp şaraba bağımlı hâle getirdiğini ifade ederek yine sevgilinin dudağı ile şarap arasında benzerlik kurmaktadır:

Tevbekār olmuş[i]ken bādeden el boş[i]ken
Mey-perest itdi ṣalāḥum leb-i dildār aldı

Klasik Türk şiirinin en önemli tiplerinden olan âşık ve âşığın hâlleri de Nâbî’nin şiirlerinde görülmekte olup aşağıdaki beyitte şair, sevgiliden ayrı düştüğü için yüzünün sonbahar yaprağı gibi solduğunu, sevgilinin dudağını hatırladığında gözlerinin kanlı yaşlarla dolduğunu ifade etmektedir:

Yüzüm berg-i ḫazānveş firḳatüñden ṣolagelmişdür
Lebüñ yādıyla çeşmüm ḳanlu yaşla dolagelmişdür

Bir başka beyitte ise ayrılık derdinin yüküyle belinin büküldüğünü bildirmektedir:

Nābīyā bükdi belim bār-ı girān-ı firḳat
Pīr oldum daḫı ol tāze civānum gelmez

Şair gönlüne seslendiği aşağıdaki beyitte her derdin bir dermanı olduğunu; her belanın, her sıkıntının bir sonu olduğunu söyleyerek gönlüne teselli vermektedir:

Aġlama ey dil bu derdüñ bilirem dermānı var
Her belānuñ āḫiri her miḥnetüñ pāyānı var

Klasik Türk şiirinde gül sevgiliyi, bülbül ise âşığı sembolize etmekte olup bu bağlamda gül bülbül ilişkisi şiirlerde çok sık işlenmektedir. Nâbî de şiirlerinde gül bülbül ilişkisine kayıtsız kalmamış, bülbülü bazen güle benzettiği sevgilisine kavuşamadığı için helak olan bir âşık bazen de sevgilisine kavuşmuş mutlu bir âşık olarak tahayyül etmiştir:

Bülbül-āsā nice olmayam helāk
Bāġa vardum gül-‘iẕārum bulmadum

Nihāl-i tāze ṣarıldı buluşdı bülbül ü gül
Zemān-ı vuṣlat u būs u kenārımuz geldi

‘Aceb mi bülbüle hem-naġme olsaḳ ey Nābī
Bizim de gül gibi bir gül-‘iẕārumuz geldi

Nâbî baharın gelişi, Kurban Bayramı, Ramazan Bayramı gibi özel günlere de şiirlerinde dikkat çekmiştir:

Şimdi behār eyyāmıdur ‘ıyş u ṭarab hengāmıdur
Her milletüñ bayrāmıdur ṣāḳī pür it peymāneyi

Olma ġurbetde der-i yāre gönül cān[ı]la gel
‘Īd-ı aḍḥādur irüş Ka‘beye ḳurbān[ı]la gel

Şair aşağıdaki beytinde kadına benzettiği dünyayı ikiyüzlü olarak nitelendirmiş ve ondan sakınması gerektiğini yarın bir gün kendisinden ister istemez boş olabileceğini ifade etmiştir:

Sevme ey Nābī iki yüzlü zen-i dehri ṣaḳın
İrte bir gün çünki senden ḫāh-nā-ḫāh boş olur

Nâbî, aşağıdaki beyitte açlıktan ölse de nimetler sofrasına el uzatmayacağını söylemektedir:

Naẓar ṣalmam lebin her şaḫṣa bezl iden dil-ārāya
Ölürsem aç olup destüm uzatmam ḫaˇn-ı yaġmāya

Şair alçak rakibin minnetini sonsuza kadar çekemeyeceğini bu minnetin kendisine Kaf Dağından bile daha ağır geldiğini ifade etmektedir:

Nābīyā aġyār-ı dūnuñ minnetin çekmem ebed
Minneti aġır gelür baña o ḥaḳḳuñ Ḳāfdan

Yaşadığı coğrafyaya da kayıtsız kalmayan Nâbî, 13 sıra numarası ile yer verdiğimiz gazelinde Saraybosna ve ileri gelenlerini anmış, bazı beyitlerinde de yaşadığı Tuzla şehrine yer vermiştir:

Kelāmın Aḥmed Efendinüñ istimā‘ itsem
Daḫı o ṭūtī-i şīrīn-edāyı seyr itsem

Yine görüp püserān-ı Celīl Efendiyi
Cemāl-i pāki o ḥilm ü ḥayāyı seyr itsem

Mīve-i maḳṣūd olmaz Ṭuzlada ey dil dime
Şehrdür yetmezse de anda gelür eṭrāfdan

Ṭuz ṣaçıldı yāresine göñlümüñ
Ṭuzlada şol-dem ki yārum bulmadum

Nâbî’nin yukarıda yer verilen örnek beyitlerinde de görüleceği üzere ulaşılan mevcut şiirlerinde divan şiirinin genel muhtevasına bağlı kalarak aşk, âşık, rakip, ayrılık, sevgilinin güzellik unsurları, gül-bülbül, tabiat, nevruz, bayram gibi temaları başarılı bir şekilde işlediği görülmektedir. Şair, klasik şiirde çeşitli vesilelerle sıkça söz konusu edilen peygamber kıssalarına, ayet ve hadislere, efsanevi mitolojik kahramanlara ise şiirlerde temas etmemiştir. Nâbî yaşadığı coğrafyaya kayıtsız kalmamış yaşadığı yer olan Tuzla’ya ve Bosna Hersek’in başkenti olan Saraybosna ve şehrin önde gelenlerine de şiirlerinde yer vermiştir. Şiirlerinden hareketle Türkçeyi iyi bildiği anlaşılan şair, şiirlerinde zincirleme tamlamalarla dolu girift bir dil kullanmak yerine oldukça açık, anlaşılır, sade bir dil kullanmayı tercih etmiştir. Şair, klasik Türk şiiri geleneğinin genel muhtevasına bağlı kalmış, edebi sanatları ve aruz veznini de şiirlerinde iyi bir şekilde kullanmıştır.

Metnin Teşkilinde Takip Edilen Yöntem ve Bazı Teknik Hususlar[2]

Nâbî’nin şiirlerinin çeviri yazılı metni hazırlanırken şu hususlara dikkat edilmiştir:

1. Mecmuadaki şiirlerin sıralanışına sadık kalınarak şiirler numaralandırılmıştır.

2. Her şiirin başında şiirin aruz kalıbı kalın yazı (bold) ile gösterilmiştir.

3. Her türlü metin tamiri köşeli ayraç [ ] içinde gösterilmiştir.

4. Metinde okunamayan bölümlerin görüntüsüne yer verilmiştir.

5. Farsçadaki “vâv-ı mâ’dûle”ler “ ˇ ” şeklinde gösterilmiştir: “ḫˇāh, ḫˇār” gibi

6. Farsça ikilemelerin ortasına getirilen ekler kısa çizgi (-) ile ayrılmıştır: “ser-be-ser” gibi. Ön ekler, edatlar eklendikleri kelimeden kısa çizgi (-) ile ayrılmıştır: “bī-çāre, hem-āgūş” gibi. İki isimden oluşan birleşik sıfatlar ve birleşik isimler kısa çizgi (-) ile ayrılmıştır: “nev-rūz ” gibi.

7. Farsça son eklerin yazımında; mastarın geniş zaman kökünden oluşan ekler kelimeden ayrı, diğerleri eklendikleri kelimeye bitişik yazılmıştır: “dilber, mey-fürūş; pervāneveş, gülzār” gibi.

8. Atıf vavları kalınlık-incelik uyumu göz önüne alınarak “u-ü/ vü” şeklinde okunmuştur.

9. Farsça isim ve sıfat tamlamalarında tamlayan ve tamlanandan sonra ses uyumu dikkate alınarak ı-i/ yı-yi yazılmıştır.

Metin

[77b]

1

fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

1. Bezm-i ġamda ġam-güsārum bulmadum
Nev-civānum şīvekārum bulmadum

2. Bunca ġurbet çekdüm āḫir şehrüme
Geldüm ammā şehriyārum bulmadum

3. Ṭuz ṣaçıldı yāresine göñlümüñ
Ṭuzlada şol-dem ki yārum bulmadum

4. Ḥüzn-baḫş olmuş feraḫ-ābād adı
Eski ṭarz üzre diyārum bulmadum

5. Benden ummañ dostlar bunda ḳarār
Çün o mihr-i bī-ḳarārum bulmadum

6. Bülbül-āsā nice olmayam helāk
Bāġa vardum gül-‘iẕārum bulmadum

7. Gelmiş-idim ‘arṣada cān oynadum
‘Arṣa ḫālī şeh-süvārum bulmadum

8. Gideyin şehbāz gibi bir ḳola
Çün bu ṣaḥrāda şikārum bulmadum

9. Nābīyā dirdüm o māhı sevmeyem
Baḳdum elde iḫtiyārum bulmadum

2

mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

1. Gördüñ mi göñül çarḫ-ı sitemkār ne ḳıldı
Cānumdan ayırdı baña bī-yār ne ḳıldı

2. Luṭfuyla unutdurmuş[i]ken cevr-i ḳadīmin
‘Aksine dönüp n’eyledi tekrār ne ḳıldı

3. Dil-ḫaste idüp pençe-i taḳvāmuzı bürdi
Umulmaz iken nergis-i bīmār ne ḳıldı

4. Ne ṣabr u ḳarārı ḳodı ne ḫod dil-i zārı
Seyr eyle hele ġamze-i ṭātār ne ḳıldı

5. Āl ile dil alup sefere oldı revāne
Nābī bize gör ol meh-i ‘ayyār ne ḳıldı

[78a]

3

fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

1. Naḳd-i vaṣl umma gözüm ol dil-ber-i ṣarrāfdan
Nuḳre-i eşküñ[i] dökmez fārig ol isrāfdan

2. Niçe baş ḳurtara ya ṣaġ ḳala yā Rab sāde dil
Ebrū-yı ḳavvās[ı]la ol ġamze-i seyyāfdan

3. Mīve-i maḳṣūd olmaz Ṭuzlada ey dil dime
Şehrdür yetmezse de anda gelür eṭrāfdan

4. Cān-sitān-ı zümre-i eytām iken zāhid ‘aceb
Söze āgāz itse ṭurmaz dem urur eż‘āfdan

5. Nābīyā aġyār-ı dūnuñ minnetin çekmem ebed
Minneti aġır gelür baña o ḥaḳḳuñ Ḳāfdan

4

fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

1. Aġlama ey dil bu derdüñ bilirem dermānı var
Her belānuñ āḫiri her miḥnetüñ pāyānı var

2. Ṣu yirine ḳan içüp bī-ahd u bī-peymān iken
Ḳanġı cāhildür diyen dil-berlerüñ īmānı var

3. Bezm-i ġamda yandı derdile ciger ey türk-i mest
Gelsek olmaz mıydı ḥāżırca ciger büryānı var

4. Ḳurb-ı dil-berden sürüp pervāneveş yanmaḳ ḳomaz
Ma‘nīde baḳsañ rakībüñ ‘āşıḳa iḥsānı var

5. Nābī-i üftādeyi cevr ile pāmāl eyleme
Āḫiret dirler cihānuñ şāhum öte yanı var

5

fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

1. Ey dil-i vīrānemi luṭfuñla ma‘mūr eyleyen
Ḥātır-ı maḥzūnumı nāmeñle mesrūr eyleyen

2. Dostuñı iḥyā idüp mihr ile göge aşduran
Düşmeni mürde ḳılup ḳara yerin gūr eyleyen

3. Ḫıṣm u ḳavminden yaranmasun cihānda gülmesün
Ben ġarībi itlerüñden zār [u] mehcūr eyleyen

4. Cānı dūr olsun bedenden bir nefes ṣaġ olmasun
‘Āşıḳ-ı dil-ḫasteden cānā bizi dūr eyleyen

5. Yā Rab ‘ayn-ı ‘avn u in‘āmuñla manẓūruñ ola
Nābīyi ‘ayn-ı ta‘aṭṭuf birle manẓūr eyleyen

[78b]

6

fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

1. Yāre söyler ḳaç rehin var baḳ ten-i pür-pāreye
Ḳaç dilüm var seyr ḳıl baḳ ḳalb-i pāre pāreye

2. Ṭuzlada eglenmese n’ola dil-i mecrūḥumuz
Ḫoş degüldür ṭuz yeriyle yārelü bī-çāreye

3. Göz ucından gitdi āb-ı rūy u ḫūn-ı dil bile
Rence virdi iki gözi ‘āşıḳ-ı āvāreye

4. Sīne dükkānında cān bāzārın özler tīr-i yār
Ey siper olma meyāncı girme luṭf it araya

5. Nābīyā ḫaṭ geldi çıḳ deryā-yı ‘aşḳdan ol ḫalāṣ
Keştī-i ḥüsn ü melāḥat irdi çatdı ḳaraya

7

fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

1. Şol sipāhunuñ ki ‘ālem ser-be-ser bīmārıdur
Ġamzesi iḳrārı cān göñlüm ḳılıç tīmārıdur

2. Yelken altundan cebīn-i çīn idüp cān yaġmalar
Rūmili ṭarzında bu çīnüñ yaġı tātārıdur

3. Ġālibā yolda beni dildār ḫarc içün sürer
Çehre-i zerdümle eşküm dirhem ü dīnārıdur

4. Dil-berüñ isterse mihr isterse kīn olsun işi
‘Āşıḳ-ı divānenüñ dā‘im muḥabbet kārıdur

5. ‘Aşḳına daḫl eyleyüp çoḳ ṭaş atar a‘dā velī
Ḥātır-ı Nābī kederden hemçü deryā arıdur

[79a]

8

fe‘ūlün fe‘ūlün fe‘ūlün fe‘ūl

I

Ḫudā yanuñda yüzüm ḳalmadı
Ḳatı düşkünüm yılduzum ḳalmadı
Ḳara işden aḳ gündüzüm ḳalmadı
Cihāna baḳacaḳ gözüm kalmadı
Sezā-yı ‘ikābem sözüm ḳalmadı
Ṭapuña varacaḳ yüzüm ḳalmadı

II

‘Aḳıl ‘arṣa-i ma‘ṣiyet düldüli
Göñül bāġ-ı zenbil gül ü bülbüli
Vücūdum def-i fitnenüñ cülcüli
Muḥaṣṣal günāhile nefsüm ṭolı
Sezā-yı ‘ikābem sözüm ḳalmadı
Ṭapuña varacaḳ yüzüm ḳalmadı

III

Benem her ṣuçuñ atası anesi
Benem şer işüñ peyk-i mestānesi
Benem külḫan-ı ‘aşḳ vīrānesi
Benem şem‘-i dil-sūz pervānesi
Sezā-yı ‘ikābem sözüm ḳalmadı
Ṭapuña varacaḳ yüzüm ḳalmadı

IV

Sözüñ ṭutmamaġıla ben ey ṭabīb
Hevālandı zaḫm-ı dil-i nā-şekīb
Sevüp ḳaḥbe dünyāyı ṭutdum ḥabīb
Vefādan bilüp olduġın bī-naṣīb
Sezā-yı ‘ikābem sözüm ḳalmadı
Ṭapuña varacaḳ yüzüm ḳalmadı

V

Dil-i rind cām-ı meyün zindesi
Gümüş ḳollı sākīler efgendesi
Ser-i kūy-ı rüsvāylıḳ ḫandesi
Güneş yüzlüler ẕerresi bendesi
Sezā-yı ‘ikābem sözüm ḳalmadı
Ṭapuña varacaḳ yüzüm ḳalmadı

VI

Şarāb-ı hevādān hiç ayılmadum
Uyup dīve bir laḥẓa ayrulmadum
Günāhı bilüp nefsi men‘ ḳılmadum
Diyemem günāh işledüm bilmedüm
Sezā-yı ‘ikābem sözüm ḳalmadı
Ṭapuña varacaḳ yüzüm ḳalmadı

VII

Ḥużūruñda itdüm hezārān günāh
Vay ol dem ki a‘żā da ola güvāh
Pek ‘āṣī vü küstāḥum ey pādişāh
Ṣuçum ‘afv olunmazsa ḥālim tebāh
Sezā-yı ‘ikābem sözüm ḳalmadı
Ṭapuña varacaḳ yüzüm ḳalmadı

VIII

Dilüm her mehe mihribān eyleme
Esīr-i nigār u civān eyleme
Baña ‘ucbı bār-ı girān eyleme
Dilümden bu beyti nihān eyleme
Sezā-yı ‘ikābem sözüm ḳalmadı
Ṭapuña varacaḳ yüzüm ḳalmadı

IX

Ne bende ‘amel var ne bir ḳalb-i ṣāf
Dün [ü] gün işüm nefsüme i‘tisāf
Kerīm oldıġını bilüp bī-ḫilāf
Bu vech ile Nābī ider i‘tirāf
Sezā-yı ‘ikābem sözüm ḳalmadı
Ṭapuña varacaḳ yüzüm ḳalmadı

[80a]

9

mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün

1. Ḫudāya şükr yine şehre yārümüz geldi
Efendimüz begimüz tācidārumuz geldi

2. Teferrüc eyleyelüm gel mesīr-i dermānda
O semte da‘vet içün nev-bahārımuz geldi

3. Açıldı her ṭaraf oldı mesīre her cānib
Ṭaraf ṭaraf dem-i geşt ü güẕārımuz geldi

4. Nihāl-i tāze ṣarıldı buluşdı bülbül ü gül
Zemān-ı vuṣlat u būs u kenārımuz geldi

5. ‘Aceb mi bülbüle hem-naġme olsan ey
Nābī Bizim de gül gibi bir gül-‘iẕārumuz geldi

[80b]

10

fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

1. Yine dil mülkini bir gözleri ḫūn-hˇār aldı
Varımı yaġmaladı ġamze-i tātār aldı

2. Ḳapdı bir Rūmili şehbāzı gönül tīhūsın
Bülbül-i cānı da bir ruḫları gülzār aldı

3. Bir belā geldi yine maḥkeme-i bālāya
Dilleri ġamze ile eyledi efgār aldı

4. Beni bu kākül ü zülfin ile yār itdi helāk
Kişver-i cānı tuġ u tācıla ser-dār aldı

5. Çekmiş[i]ken dilümi dest-i perī-rūlardan
Beni ṣormadı bir āfet yine tekrār aldı

6. Tevbekār olmuş[i]ken bādeden el boş[i]ken
Mey-perest itdi ṣalāḥum leb-i dildār aldı

7. Nābīyā raġbet-i kālā-yı ṣalāḥum līkin
‘Akl sermāyesini ṭurre-i ṭarrār aldı

11

fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

1. Ne ṣuç itdüm ‘aceb ol şūḥ-ı cihānum gelmez
Ḳılca cānum var iken mūy-ı meyānum gelmez

2. Başuma derd-i firāḳıyla ḳıyāmet kopdı
‘Aceb artıḳ ne içün rūḥ-ı revānum gelmez

3. Cūy olup aġlayayın bülbül olup iñleyeyin
Çünki ol serv-ḳadüm ġonce-dehānum gelmez

4. İntiẓārıla aşum zār u yerüm nār oldı
Henüz ol kān-ı kerem sevgilü ḫānum gelmez

5. Kebş-i cānı göñül abdālı iderdi ḳurbān
Tekkeme līkin aġam dīnüm imānum gelmez

6. Peykveş cān-ı ża‘īf oldı rikābında revān
Şehrüme gelmez ise cismüme cānum gelmez

7. Nābīyā bükdi belim bār-ı girān-ı firḳat
Pīr oldum daḫı ol tāze civānum gelmez

fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

1. Neme incindüñ ‘aceb gonce-dehānum söyle
Sevdügüm iki gözüm rūḥ-ı revānum söyle

2. Söylemezsin ḳuluña aṣlı nedür ḳanlı mıdur
Söyle billāh benüm sevgilü ḫānum söyle

3. Ḳan ḥayrān-ı ġamem ṭatlu dilüñ teşnesiyem
Ḳoma dil-teşne bu abdāluñ emānum söyle

4. Söylemez olalı bir ḳılca ḳalupdur cānum
Meded Allāh içün ey mūy-miyānum söyle

5. Her ne cevr eyler iseñ eyle hemān Nābīden
Kesme mu‘tād-ı ḳadīmi aña cānum söyle

[81a]

13

mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün

1. Ḫudā ṣalup yine şehr-i Sarāyı seyr itsem
O pür-şaḳāyıḳ-ı nu‘mān feżāyı seyr itsem

2. Kelāmın Aḥmed Efendinüñ istimā‘ itsem
Daḫı o ṭūtī-i şīrīn-edāyı seyr itsem

3. Ṣabāveş ayaġı ṭozuna yüzümi sürsem
O şāh-ı kişver-i ‘ilm ü ‘alāyı seyr itsem

4. Yine görüp püserān-ı Celīl Efendiyi
Cemāl-i pāki o ḥilm ü ḥayāyı seyr itsem

5. Ḫurūs-ı ‘arş-ı fażīlet Sinān Efendimizi
Varup görüp o mübārek likāyı seyr itsem

6. Hidāyet etse Ḫudā mevlevīleri görsem
O hüdhüdān-ı riyāż-ı Ḫudāyı seyr itsem

7. Cenāḥ-ı ḳudretile ḳādirīlere irsem
O reh-revān-ı ṭarīḳ-i Ḫudāyı seyr itsem

8. Maḳām-ı ehl-i kemāl Ostrogonyaya girsem
O cā-yı ḫurrem ü bezm-i ṣafāyı seyr itsem

9. Verirdi būsesin ey Nābī nāzenīn-i murād
Ḫudā ṣalup yine Bosna Sarāyı seyr itsem

14

fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

1. ‘Īd u eyyām-ı behār oldı içelüm bāde
Mey-fürūşa varalum biz de mübārek bāda

2. Ḳal‘e-i zühd hevāya atılur hemçü ḥabāb
Nev-behār urdı ne gam zühd [ü] riyā bünyāda

3. Şīşe-i tevbe şikest olduġı demler geldi
Girev-i bāde ola gibi yine seccāde

4. Sāḳiyā bāde getür vā‘iẓ ü taḫvīfin unut
Ġam-ı ferdāyı gider hīç getürme yāda

5. Künc-i ġamḫāneyi ḳo bāġı temāşā eyle
Nābīyā varuñı vir cām-ı feraḥ-ābāda

[81b]

15

fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

1. Uyumaz bī-çāre bülbül muttaṣıl pür-cūş olur
Ġonce ise ḫˇabda ḫār ile hem-āġūş olur

2. Göñlü ḳat ḳat olduġın görüñce bülbül ġonceden
Nice ümmīd-i viṣāl eyler ne özge ḳuş olur

3. Ḫāre mā’il gülden umma merḥamet ey ‘andelīb
Dinlemez feryādı gerçi ṣūretā hep gūş olur

4. Ṭut ki gülle bülbül-i şeydā muṣāḥibdür onı
‘Ākibet cām-ı firāḳı nūş ider ḫāmūş olur

5. Sevme ey Nābī iki yüzlü zen-i dehri ṣaḳın
İrte bir gün çünki senden ḫāh-nā-ḫāh boş olur

16

mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün

1. Olalı incü dişüñ dürci ḥokka-i dehenüñ
Delindi baġrı begüm la‘l ile dür-i ‘Adenüñ

2. Leb-i nigāre göre seng-i ḥāredür dirler
Ḥaḳīkatile bilenler ‘aḳīkini Yemenüñ

3. Murādını vire Cān-āferīn dünyāda
Civāna cān viren ‘uşşāka āferīn diyenüñ

4. Ṣaḳın ḫilāf-ı edeb ḳavl u fi‘lden bülbül
Gülüñ ḳaraḳulaġıdur benefşesi çemenüñ

5. Selāset-i süḫan u vaṣf-ı ḥüsn[i]le
Nābī Bu şi‘r-i ter yeñiler ṭarz-ı ḫāṣını ḥasenüñ

[82a]

17

mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

1. Naẓar ṣalmam lebin her şaḫṣa bezl iden dil-ārāya
Ölürsem aç olup destüm uzatmam ḫaˇn-ı yaġmāya

2. Göñül ol pādişāh-ı mülk-i istiġnādur ey ṣūfī
Cebīn-i çīn idüp ḳaş çatsa baḳmaz rūy-ı ḥūrāya

3. Hemān bir reng içün virmezdi cānın bülbül-i şeydā
Eger beñzetmese ezhār verdi āl-i Zehrāya

4. Ḥabāb-ı mey gibi nādān-ı pür-kibr eyle mūẕīdür
Ki çatlardı baḳınmasaydı bir dem rūy-ı dānāya

5. Ṣabā billāhi söyle burc-ı ‘izzetde o bedr aya
Ḳoyup Nābīyi her şeb varmasun aġyār-ı bed-rāya

[82b]

18

müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün

1. ‘Iyd oldı ṣākī da‘vet it bezm-i meye cānāneyi
Yüz sürelim ayaġuña aç bāb-ı devletḫāneyi

2. Bayrām u rūz-ı Ḫıżrdur ‘ālem büt-i gülçehredür
Dil şīşesi bir nehrdür gel bāġa ṣat kāşāneyi

3. Şimdi behār eyyāmıdur ‘ıyş u ṭarab hengāmıdur
Her milletüñ bayrāmıdur ṣāḳī pür it peymāneyi

4. Ṣūfī sözüm dinle hele bu fırṣatı virmeyelüm
Yekdāne sāġar al ele ḳo sübḥa-i ṣad-dāneyi

5. Gel ey kadīmī āşinā būs ideyin el ṣun baña
Etme uzaḳdan merḥabā ḳo ‘ādet-i bīgāneyi

6. Nābī ṭarab itmek gerek bayrāmdur itmek gerek
Pehlūya hem çekmek gerek bir dil-ber-i mestāneyi

[83a]

19

fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

1. Şöyle dil-dādesiyüm gönlüm elinden çekemem
Ol başum kesse de ben başumı andan çekemem

2. ‘Aşḳ[ı]la zinde-dilüm ben bu hevādan geçemem
‘Aşḳı bīrūn idemem cānı bedenden çekemem

3. Çekdüm el bāde ile nuḳl-ı cihāndan ammā
Leb-i meygūn[ı]la ol sīb-ẕeḳandan çekemem

4. Aṣulursam da ḳomam kākül-i yāri elden
Yoġ olursam da dilim ẕikr-i dehenden çekemem

5. Yāre baḳup baña sen daḫı sitem itme rakīb
Ṭaġı andan çekerüm ẕerreyi senden çekemem

6. Nābīyā semt-i selāmet ṭutar idüm līkin
Ayaġum ṭurre-i pür-pīç ü şikenden çekemem

20

fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

1. Olma ġurbetde der-i yāre gönül cān[ı]la gel
‘Īd-ı aḍḥādur irüş Ka‘beye ḳurbān[ı]la gel

2. Geh yapup geh yıḳup incitme dil-i dānāyı
Oynama begcegizüm nüsḫa-i Ḳur’ān[ı]la gel

3. Rīş-i aġyārı añup bezme getürme ḫārı
Dehen-i dil-beri añ ġonce-i ḫandān[ı]la gel

4. Nükhet-i bād yetişmezse dil-i zār gider
Meded ey bād-ı ṣabā ḫasteye dermān[ı]la gel

5. Nābīyā nāme-i şeb-rengüñ ider gün gibi aḳ
Dergeh-i Ḥaḳḳa hemān dīde-i giryān[ı]la gel

[83b]

21

mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

1. Dil-i bi-çāre dildār eyledi tīmār var olsun
Mükerrer lebleri baḫş itdi cān tekrār var olsun

2. Beni mehveş idüp ḳurtardı ḳayd-ı ‘ālem-i ġamdan
İlahī neş’e-i ṣahbā-yı ‘aşḳ-ı yār var olsun

3. Dil-i ‘uşşāḳa derd-i ḥasret-i cānānı çekdirmez
Bu fānī tengnāda cennet-i dīdār var olsun

4. Görüp dil-beste-i zülf olduġum şāyed seve kāfir
Hele ṭursun miyān-ı dilde bir zünnār var olsun

5. Dil-i Nābīyi taḫvīf içün aġyāruñ başın kesdüñ
Ġazā itdüñ ḳuluñ ey sevdügüm ḫunkār var olsun

22

fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

1. Ṭutmadın rūze gelüñ ḫoş ṭutalum nev-rūzı
İçüp ayıḳlayalum ya‘nī ġam-ı dil-sūzı

2. Ramażāna çü ṭahāretle telāfī lāzım
Āb-ı rezle yuyalum pāk dil-i meknūzı

3. Māh-ı berhem-zen-i hengāme-i ‘ıyş u ‘işret
İşte yaḳlaşdı ḳomañ sāġar-ı dest-āmūzı

4. Bāri bir dem içelüm rıṭl-ı girānı çekelüm
Çekerüz çün ‘aṭaş u tāb-ı teb-i sīrūzı

5. Mihrveş germ olalum dilde bürūdet neyler
Sāḳiyā var getür ol āteş-i cān-efrūzı

6. Āb-ı rūyın dökicek bāde-i nābuñ ramażān
Bedel-i bāde ġubār olsa gerek gör tozı

7. Nābīyā şimdi içüp mest ü ḫarāb olmazsañ
Ḥayf kim żāyi‘ idersin bu dem-i pīrūzı

23

mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

1. Yüzüm berg-i ḫazānveş firḳatüñden ṣolagelmişdür
Lebüñ yādıyla çeşmüm ḳanlu yaşla dolagelmişdür

2. Düşüp pāyuña mestāne ricā itmese bir būse
Ṣaḳın incinme şāhum bu ezelden olagelmişdür

3. Baña itdüklerüñ bir bir geliser yoluña zīrā
Efendi itdügin herkes cihānda yolagelmişdür

4. Ne var ‘āşıḳ niyāz itse o serv-i nāz nāz itse
Hezār efġān u girye ide vü gül gülegelmişdür

5. Ruḫın seyr eyleriken geldi ḳıldı mū-miyānında
Dil-i Nābīyi seyr itmek ne ince yolagelmişdür

[84a]

24

mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

1. Şehrüñ yine fevt oldı meded bir ḳaşı yāsı
‘Ālem götüri çekse anuñçün n’ola nāsı

2. Dil murg-ı ḫazān-dīde gibi ġam-zede ḳaldı
Elden gideli ol gül [ü] gül-ruḫlar ‘anāsı

3. Pejmürde idüp berg-i ḥazānveş yire ṣaldı

4. Dem-beste vü ḥayrān ḳılupdur dil-i zārı
Çarḫuñ ḥarekātı ḳara baḫtuñ uyuması

5. Ḫūb-idi mey-i nāb ger olmasa ḫumārı
Vuṣlat ḫoş idi olmasa hicrān yarası

6. Bu düzd-i ḫazān çalduġın altuna bozarken
Lāleyle mülüñ ḳalmadı bir zād u ġınāsı

7. ‘Uryān ḳodı ḥak bu ki eşçārı zamāne
Ne virdi felek kimseye ki oldı beḳāsı

8. Nābī gözün aç ‘ömr “Şekil 2” virmez
Bir gün irişür bād-ı ḫazān gibi fenāsı

9. Ġam berg-i ḫazān gibi dilüm etmese lerzān
Ṣad beyt dir-idüm ki ola āḫiri bāsı

25

fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

1. Gün gibi bir māh-rū kuhsārı seyrān eyledi
Ṭal‘atıyla ṭaġı bāġ-ı reng-i rıḍvān eyledi

2. Ruḫlarından bāde-i gülgūn ṣafā kesb eyledi
Elde cāmın gül ṣanup bülbüller efgān eyledi

3. Zīr-i leb ṭutdı birer cām-ı ṣabūḥī oldı ġayb
Ẕerre içre ‘ālem-i şādīyi pinhān eyledi

4. Şāh-ı ḫāver lāle-i pür-jāle mey gibi nigār
Cām-ı leb-rīzi silince ‘azm-i cevlān eyledi

5. Nergis itdi ḫāk-i pāyın kuḥl u sebze tāc-ı ser
Ḥāṣılı pīr ü civāna yār iḥsān eyledi

6. Herkese luṭf eyleyüp göñlin ele aldı velī
Bendesine ḫāṣṣaten luṭf-ı firāvān eyledi

7. Kūy-ı ẕilletde gedā-yı hem-sifāl-i kelb iken
Bir ḳadeḥ mey Nābīyi faġfūr u ḫāḳān eyledi

Sonuç

Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi’nde R-4007 kayıtlı mecmuada 77b-84a varakları arasında yer alan 17.yüzyıl şairlerinden Tuzlalı Nâbî’nin Türkçe şiirlerinin transkipsiyonu yapılarak şairin Türkçe şiirleri ilim âleminin istifadesine sunulmuştur. Mecmuada, Nâbî’ye ait 24 gazel ve 9 bentten oluşan bir müseddes-i mütekerrir mevcuttur. Bu şiirlerde konuları bakımından divan şiiri genel muhtevasına bağlı olarak aşk, âşık, rakip, ayrılık, sevgilinin güzellik unsurları, gül-bülbül, tabiat, nevruz, bayram gibi temalar işlenmiştir. Yaşadığı coğrafyaya da kayıtsız kalmayan şair Tuzla ve Saraybosna şehirlerine şiirlerinde yer vermiş, Saraybosna’nın önde gelen bazı isimlerini de anmayı ihmal etmemiştir. Nâbî, şiirlerde dili ve aruz veznini de iyi bir şekilde kullanmıştır. Nâbî’nin mevcut şiirlerinden hareketle onu divan şiiri geleneğine hâkim, başarılı şiirler yazan iyi bir şair olarak nitelendirmek mümkündür.

Divanı olmayan ya da tespit edilemeyen şairlerin şiirlerinin tespiti açısından şiir mecmualarının ne kadar önemli olduğu bilinmektedir. Nâbî’nin şiirlerinin de bir mecmuadan tespit edilmiş olması mecmuaların önemini gösteren örneklerdendir. Yapılacak bu tür çalışmalar Bosna Hersek’teki Osmanlı dönemi şairlerinin tespiti ve Türkçe şiirlerinin ortaya konulmasına olanak sağlaması bakımından oldukça önemlidir. Bu şiirlerin gün yüzüne çıkarılması araştırmacılara Anadolu sahasında ve Bosna Hersek coğrafyasında yazılan divan şiirlerinin karşılaştırılması imkânını da sunacaktır.

EK- Örnek Sayfalar


KAYNAKLAR

Aščerić-Todd, Ines (2018). Bosna’da Dervişler ve İslam, İstanbul: Ketebe Yayınları.

Djurdjev, Branislav (1992). “Bosna Hersek”, TDV İslam Ansiklopedisi, C. 6, s.297-305.

Gačanin, Sabaheta (2016). Lirica Persica Antologija Poetskog Pamćenja, Sarajevo.

sen, Mustafa (1997). Ötelerden Bir Ses- Divan Edebiyatı ve Balkanlarda Türk Edebiyatı Üzerine Makaleler, Ankara: Akçağ Yayınları.

İsen, Mustafa (2009). Varayım Gideyim Urumeli’ne- Türk Edebiyatı’nın Balkan Boyutu, İstanbul: Kapı Yayınları.

Karahalilović, Namir (2003). “Jedna Kasida – Pohvalnica Nabija Tuzlaka Na Perzijskom Jeziku”, PISMO I/1, Sarajevo, s. 293-297.

Karahalilović, Namir (2006). “O Strukturnoj Nekonvencionalnosti Jednog Gazela Nabija Tuzlaka Na Perzijskom Jeziku”, PISMO IV/1, Sarajevo, s.199-229.

Karahan, Abdulkadir (2006). “Nâbi”, TDV İslam Ansiklopedisi, C.32, s.258- 260.

Karpat, Kemal (1992). “Balkanlar”, TDV İslam Ansiklopedisi, C.5, s. 25-32.

Kaya, Fahri (1996). “Boşnak Edebiyatı”, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, S.1, s.134-156.

Kılıç, Filiz (2010). Âşık Çelebi, Meşâ’irü’ş-Şu’arâ, İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü.

Köksal, Fatih (2017). Eski Türk Edebiyatında Tenkit ve Teori, İstanbul: Kesit Yayınları.

Mehmedović, Ahmed (2018). Leksikon Bošnjačke Uleme, Sarajevo: Gazi Husrev-Begova Biblioteka.

Nametak, Fehim (1989). Pregled Književnog Stravanja BosanskoHercegovačkih Muslimana Na Turskom Jeziku, Sarajevo.

Nametak, Fehim (1998). Catalogue Of The Arabic, Turkish, Persian And Bosnian Manuscripts, C 4, London-Sarajevo.

Ünver, İsmail (1993). “Çevriyazıda Yazım Birliği Üzerine Öneriler”, Ankara Üniversitesi DTCF Türkoloji Dergisi, C XI, S 1, s. 51-89.

Kaynaklar

  1. Nametak, Fehim (1998). Catalogue Of The Arabic, Turkish, Persian And Bosnian Manuscripts, C 4, London-Sarajevo.
  2. Çeviri yazılı metin oluşturulurken Ünver, İsmail (1993). “Çevriyazıda Yazım Birliği Üzerine Öneriler”, Ankara Üniversitesi DTCF Türkoloji Dergisi, C XI, S 1, s. 51-89.; Köksal, Fatih (2017). “Metin Neşrinin Ana Esasları”, Eski Türk Edebiyatında Tenkit ve Teori, İstanbul: Kesit Yayınları, s. 17-45. çalışmalarından yararlanılmıştır.

Şekil ve Tablolar