Mustafa ERDOĞAN

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, ANKARA

Anahtar Kelimeler: Bursalı Rahmî,divan edebiyatı,mesnevi,şehrengiz,Yenişehir

Bursalı Rahmî’nin Hayatı

Kaynaklarda Rahmî, Bursalı Rahmî, Rahmî Çelebi olarak anılan şairin asıl adı Pîr Muhammed/Mehmed’dir. Bütün kaynaklar Rahmî’nin adı ve Bursalı olduğu konusunda birleşmektedirler.1 Doğum tarihi konusunda ise elde doğrudan bir bilgi bulunmamaktadır. 1530 yılında yapılan Şehzâde Mustafa’nın sünnet merasiminde, diğer şairlerle birlikte Rahmî de Kanunî’ye kaside sunmuş ve padişahtan caize olarak elbise almıştır.2 Tezkire yazarı Âşık Çelebi bu olay sırasında Rahmî’nin henüz ayvatüyleri çıkmamış, büluğ yaşına ulaşmamış, oyundan kopamamış bir çocuk olduğunu söylemektedir.3 Buradan hareketle Rahmî’nin 1516-1518 dolaylarında doğduğu tahmin edilebilir. Rahmî, Bursa’da doğmuş, fakat burada fazla kalmamış, küçük yaşlarda o devrin sanat, edebiyat ve cazibe merkezi olan İstanbul’a gelmiştir. Rahmî’nin babası Nakkâş Bâlî’dir. Nakkâş Bâlî’nin yazı, nakış ve resim konusunda üstâd ve çok meşhur birisi olduğu, hatta ünlü öğrenciler de yetiştirdiği Âşık Çelebi Tezkiresi’nden ve Lamiî’nin mektuplarından anlaşılmaktadır.4 Şair Rahmî’nin de bu konularda babasından ders aldığı, nakış ve resim işinde uzmanlaştığı yine aynı tezkirede söylenenler arasındadır. Kaynaklarda Rahmî’nin küçük yaşlarda ilim tahsiline başladığı belirtilmektedir. Geleneksel Osmanlı eğitim sistemi düşünülürse, Rahmî’nin ilk hocasının büyük bir ihtimalle babası Nakkâş Bâlî olduğu söylenebilir. Rahmî, muhtemelen, sıbyan mektebinde temel eğitimini aldıktan sonra, İstanbul’da devrin gözde ilimlerini tahsil etmeye başlamış, biraz da kabiliyetinin yönlendirmesiyle edebî ilimlere yönelmiş, kendini bu alanda yetiştirmiştir. Ancak şairin gençliğinde eğitimini tamamlayamadığı, medreseden mezun olamadığı anlaşılmaktadır. Bu konuda belki çok erken yaşta şöhreti yakalamasının ve caizeler yoluyla bir parça parayı da bulmasının olumsuz tesiri olmuş olabilir.

Rahmî İstanbul’da, ilk önce, bir anlamda ünlü siir ve sair hâmîsi Defterdar İskender Çelebi’ye intisap etmiştir. Ondaki kabiliyeti fark eden İskender Çelebi, onu himâyesi altına almış, daha sonra Sadrazam İbrahim Paşa ve Kanûnî ile tanıştırmış, Rahmî’nin onların meclislerine girmesine ve câizeler almasına vesile olmuştur. Hatta Rahmî’nin İskender Çelebi ve İbrahim Paşa’nın huzurunda akranlarıyla münazaralar ettiği, cevap ve nazirelerinin beğenilmesi üzerine kendisine epeyce önemli câizeler verildiği de şairin yakın dostu Âşık Çelebi tarafından nakledilmektedir5 . Daha sonra yine bu insanlar vasıtasıyla padişahın huzuruna çıkma şansı yakalayan Rahmî, 1530 yılında sehzadelere yapılan sünnet düğününde Kanunî’ye bir kaside sunmuş ve caize almış, bundan sonra daha da meşhur olmuştur. Rahmî’nin bundan sonra, hâmîleri olan İskender Çelebi ve İbrahim Paşa’nın vefatına (1535-1536) kadar rahat bir hayat sürdüğü tahmin edilebilir. Ancak bu kişilerin vefatından sonra Rahmî, birden bire hâmîsiz kalmış ve sıkıntı içine düşmüştür. Bundan sonra biraz da geçimine vesile olacağı için, yarım bıraktığı eğitimine yeniden başlayan Rahmî, çeşitli sıkıntılar sonunda nihayet devrin önemli âlimlerinden Celâl-zâde Sâlih Çelebi’den mülâzım olarak eğitimini tamamlamıştır.6 Ardından ilmiyye sınıfına dâhil olmuş ve müderrislik yolunu seçmiş ise de vazife alması biraz geç ve güç olmuştur. Rahmî uzun bir süre görev alamamış, ancak 970 (1562-63) yılı dolaylarında o zaman şehzade olan Selim’in huzuruna varıp bir kaside ile halini arz ettikten sonra kendisine bir şefaat-nâme verilmiş ve nihayet şair bin bir zorlukla, Rumeli’de bulunan Yenişehir’deki küçük bir medreseye yirmi akçe maaşla müderris olmuştur.7 Rahmî, bu göreve atanmasından birkaç yıl sonra aynı yerde vefat etmiştir. Kaynakların çoğunlukla 975 yılı üzerinde ittifak etmelerinden, özellikle de ilgili tarih mısralarından Rahmî’nin 975 (1567- 1568)’te vefat ettiği anlaşılmaktadır.8 Bursalı Cinânî’nin hemşehrisi Rahmî için söylediği Farsça tarih manzûmesinin tam metni şu şekildedir:

Raħmī Çelebi Merhūmuŋ Vefātına Tārīĥdür

[fā’ilātün fā’ilātün fā’ilün]

Raħmi-i şā’ir ki der-bezm-i fenā
Cām-i telh-i merg-rā nā-geh çeşīd

Behr-i tārīh-i Cinānī-i gedā
Goft bādā rahmet-i Rahmī mezīd

Sene 9759

Bursalı İsmail Beliğ, onun müderris iken vefat ettiği Yenişehir’de gömülü olduğunu söylemektedir.10

Diğer taraftan Rahmî, gençliğinde güzelliği ve renkli, güzel giyinmesiyle de meşhur olmuştur. Rahmî’yi yakından tanıyan Âşık Çelebi; onun iyi ahlaklı, kimseyi incitmeyen bir insan olduğunu söylemektedir. Bunların ötesinde Rahmî’nin Divan’ındaki şiirlerine dayanarak âşık tabiatlı, mütevazı, müstağni, mütevekkil, riyâyı sevmeyen, yalnız, garip, biraz derbeder ve rint bir şahıs olduğu söylenebilir.

Edebî Kişiliği

Rahmî’nin yaşadığı devirden itibaren bütün kaynakların onun şiiri ve şairliğini övme konusunda adeta yarıştıkları görülmektedir. Burada özellikle şairin kendi asrında yapılan değerlendirmelere mealen ve kısaltılarak yer verilecektir. Şairin ilk gençliğinde yazılan Sehî Tezkiresi’nde onun kabiliyetli bir genç ve özellikle gazelde başarılı olduğu ifade edilmiştir.11 Latîfî’ye göre Rahmî’nin sözleri parlak, hoş, edâsı naziktir, dinlenip beğenilmeye değer, gönül açan şiirleri vardır.12 Âşık Çelebi de onun kâbiliyetli ve âşık birisi, şiirlerinin de âşıkâne olduğunu söylemektedir. Ayrıca onun şairlerin seçkinlerinden olup şiirlerinin çok yayıldığını, eğlence meclislerinde ve tekkelerde okunduğunu belirtmektedir.13 Kınalı-zâde, Rahmî’nin o dönemde belâgatli şiirler söyleyen Osmanlı şairlerinin önde gelenlerinden biri olduğunu, edâsındaki âhenk ve akıcılıkla anlam güzelliğini birleştirdiğini ifade etmekte, ayrıca âşıkların hâlini anlattığından onun beliğ şiirlerinin meşhur, ihtiyar ve gençler arasında yaygın olduğunu, zaviyelerde ve farklı yerlerde okunduğunu belirtmektedir.14 Beyânî de onun namlı şairlerden olduğunu, özellikle müseddes, müsemmen, müsebba gibi şiirlerde başarılı olduğunu söylemektedir.15 XVI. yüzyılın bir diğer tezkire yazarı Ahdî; Rahmî’nin şiirin her sınıfında üstat birisi, ayrıca zarif bir şair ve ârif olduğunu, mesnevî alanında Hilâlî, gazelde Hayâlî ve kasidede İsmail ve Selman yolunu takip ve İran şairlerini taklit ettiğini, şiirlerinin çok ve meşhur olduğunu söylemektedir.16 Gelibolulu Âlî’nin değerlendirmesi de aynı tarzdadır. Künhü’l-Ahbâr isimli eserinde Rahmî için önce onun meşhur ve şiirleri beğenilen bir şair olduğunu söyleyen Âlî, daha sonra da Rahmî’nin ince hayaller sahibi ve her nazım şeklinde mâhir bir şair olduğunu belirtmektedir. Bunların ötesinde Âlî, aynı eserinde Lâmiî hakkında bilgi verirken Rahmî’yi Bursa şairlerinin en iyisi olarak göstermektedir.17

Bunlardan başka Rahmî’nin hem arkadaşı, hem de bir anlamda rakîbi olan Yahya Bey, şairi “ġavvāŝ-ı baħr-i eş’ār” yani şiir denizinin dalgıcı olarak tanıtmakta ve

Olupdur ķulzüm-i nažm içre ġavvāŝ
Sözi baħr-i ġazelde gevher-i ĥāŝ

diye övmektedir.18 Yine XVI. yüzyıl şairlerinden Sânî’nin mizahî tarzda yazdığı manzûm mektubunda Rahmî’nin şiiri “muhayyel” ve “mesel-âmîz” yani hayal ve meselleri bol olarak anlatılmakta, Rahmî de Arap şairi Hassan bin Sabit’e benzetilmektedir.19

Diğer taraftan XVI. yüzyılın ünlü tezkire yazarı Âşık Çelebi, eserinde Hayâlî hakkında bilgi verirken İran şahı Tahmasb’ın, meclisinde Hayâlî’nin üç beyti okunduğu zaman Hayâlî’nin aşkına dolu içip onu övdüğünü nakleder. Ardından da “Keźālik Raħmīnüŋ bu beytin daĥı işidüp istiħsān idüp ţolu içmişdür” diyerek Rahmî’nin bir beytini nakleder.20 Buradan hareketle Rahmî’nin şöhretinin Anadolu dışına taştığını, İran saraylarına kadar yayıldığını söylemek mümkündür.21

Rahmî şiirle ilgili teorik görüşlerini çok fazla belirtmemiştir. Bunlardan tespit edilebilenler şu şekildedir: Rahmî, bir kelâmda bulunması gereken vasıfları beyân, fesâhat ve belagat olarak saymaktadır. O hem sözün hem de anlamın başarılı şekilde kullanılması gerektiğine inanmaktadır. Rahmî’ye göre gazelin asıl konusu sevgilinin güzellikleridir. Rahmî, papağanı manasını bilmediği güzel sözleri tekrar etmekle itham ederken de şiirde anlamın önemine vurgu yapmaktadır. Rahmî’ye göre, güzel ve gösterişli sözler söylemek gerçi insana çok şeref verir. Ancak ihtiyaç miktarınca söyleyip sonra susmak daha akıllıcadır. Yani şair bir nevi az ama öz söylemek taraftarıdır denilebilir.

Bunların dışında diğer bütün divan şairleri gibi zaman zaman övünen Rahmî; kendini söz/şiir ülkesinin sultanı olarak görür ve Hâkânî, Kemâl, Selman gibi ünlü İranlı şairlerin şiirini dinleseler kendine hak vereceklerini, hatta söz ülkesini terk edeceklerini iddia eder. Bazen kendini “şâir-i nâzük”, “ehl-i hüner” diye nitelendirirken, bazen de tatlı sözlü bir papağana, şiirini de şekere benzetmektedir. Aynı zamanda şiirlerini mücevher, sözlerini “âbdâr” ve “tâze mânâlı” olarak gören şair, kendi şiirini letâfette akar su gibi görür ve çöplere benzettiği başkalarının şiiriyle kıyaslanamayacağını belirtir. Rahmî, şiirinin başarısını sevgiliden bahsetmesine ve sevgilinin güzelliğine bağlamaktadır. Rahmî, “can artıran” dediği şiirini tanıtırken özellikle rengîn-edâ ve pür-hayâl tabirlerini kullanmaktadır. Hayâllerle dolu şiirimden eğer Hasan (Hassan bin Sabit) haberdar olsaydı, nezâketten hiç dem vurmazdı, diyen Rahmî, şiirlerindeki hayâl ve nezâket özelliklerine değinmiş, ayrıca üslûbunu, Selman (ve Kemâl) üslûbu olarak tanımlamıştır. Sözlerini Nizâmî’nin nazmına benzer gören Rahmî, ünlü İranlı şairler Sa’dî, Hâfız, Hüsrev ve Hâkânî’yi de şiir alanında geçtiğini iddia etmiştir. Diğer taraftan Rahmî şiiri Allah’ın bir lutfu olarak görmüş ve şiirlerinin mecâzî değil hakîkî olduğunu belirtmiştir.

Rahmî’nin şiirlerinin belki de en başta gelen özelliği âşıkâne olmasıdır. Rahmî’nin şiirleri edâ olarak âşıkâne olduğu gibi, muhtevâ olarak da âşıkânedir. Nitekim Rahmî’nin gazellerinin çok büyük bir kısmında (% 76,94) aşk konusu işlenmiştir.22 Bu aşkın kimi zaman beşerî, kimi zaman platonik, ama daha çok da İlahî olduğunu söylemek mümkündür. Rahmî’nin şiirlerinin konusu umûmiyetle aşk, aşk yüzünden çekilen sıkıntılar, ayrılık, hasret, sevgili ve sevgilinin dudağı, yanağı gibi güzellik unsurlarıdır.

Latîf, zarîf oluşu Rahmî’nin şiirinin bir başka özelliğidir. Rahmî, neredeyse bütün Divan’ında aşk ve sevgili konusunu işlemekle birlikte hiçbir zaman bayağılığa düşmemiş, argoya ve müstehcenliğe tenezzül etmemiştir. Tam tersine beşerî aşkı işlediği yerlerde bile bir nezâket, bir incelik vardır.

Rahmî’nin şiirinde anlam güzelliği, dolgunluğu ön planda olmakla birlikte, şekil de ihmal edilmemiştir. Vezin, kafiye, redif, dil gibi dış unsurlarda da Rahmî’nin oldukça başarılı olduğu söylenebilir.

Rahmî, bir anlamda şiir vadisinde üstad olarak tanıdığı Hayâlî gibi, şiirde hayâl unsuruna çok önem vermiş ve bu unsuru çok yoğun bir şekilde kullanmıştır. Rahmî’nin ayrıca tasvir unsurunu da önemsediği görülmektedir. Rahmî’nin hayallerinin ve tasvirlerinin oldukça zengin, renkli ve canlı olduğunu söylemek mümkündür. Örneğin şu beyitte jaleyi gün görmedik bir geline benzeten şair, çimenlikte jalenin kimi zaman içine düştüğü kırmızı bir lâleyi de o gelinin kırmızı geceliği olarak hayal etmiştir.

Gün görmedük ‘arūs durur jāle Raħmiyā
Oldı çemende lāle aŋa cāme-ĥˇāb-ı sürĥ (G 28/5)23

Yine bir başka beytinde ise, ayrılık akşamında âşığın sevgilinin kıvrım kıvrım kâküllerinin hayâliyle ettiği ve halka halka gökyüzüne doğru çekilen ateşli âhları ejderha şeklinde tahayyül etmektedir.

Ĥayāl-i kāküliyle dūd-ı āhum şām-ı hecrinde
Çekilür ħalķa ħalķa çarĥa gūyā şekl-i ejderdür (G 39/3)

Rahmî’nin şiirlerinin çok önemli özelliklerinden biri de sanatkârâne oluşudur. Bu iki anlamda düşünülebilir. Öncelikle Rahmî şiirlerini büyük bir titizlikle işlemiştir. Çok küçük yaşlarda Kanunî’nin huzurunda okunabilecek nitelikte şiirler söylemesinden onun doğuştan bir şiir yeteneğine sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ancak şair bununla yetinmemiş, kendisi de çalışıp gayret ederek bir anlamda bu cevheri işlemiştir. Nitekim şair bir beytinde düşünerek, tefekkürle şiir yazdığını ifade etmektedir (G 75/6). Sanatkârlığının ikinci yönü de bu söyleneni destekler niteliktedir ki o da şiirlerinin edebî sanatlarla dolu olmasıdır. Rahmî’nin edebî sanatları hiç zorlanmadan, rahatlıkla ve bol bol kullandığı söylenebilir. Ancak bu bol sanatlı söyleyiş şiirde hemen hemen hiç sırıtmaz, gayet tabiî bir haldedir.

Söz sanatlarını da yer yer kullanmakla birlikte, Rahmî’nin umûmiyetle anlam sanatlarını kullandığı görülmektedir. Rahmi’nin en fazla kullandığı sanatın teşbih olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bunun yanında sırasıyla leff ü neşr, teşhis, hüsn-i ta’lil, telmih ve tenasüp de onun sık kullandığı sanatlardandır. Rahmî, klasik divan şiiri kültürünü ve teşbihlerini çok iyi derecede bilmekte ve başarılı bir şekilde kullanmaktadır.

Rahmî’nin şiirlerinin umûmiyetle gösterişten, şaşaadan uzak, sade ve samîmî olduğu söylenebilir. Zaten şair de az ve öz söylemek taraftarıdır. Örneğin aşağıdaki beyitte bu söyleyiş rahatlığını ve samimiyeti bulmak mümkündür:

Öyle ţolmışdur gözüm göŋlüm ĥayāl-i yār ile
Ķanda kim baķsam görinen naķş-ı cānāndur baŋa (G 6/3)

Rahmî’nin şiirlerinin önemli bir kısmında anlam derinliği bulunmaktadır. Şair bunu bazen tasavvufi manalarla temin ederken, bazen tasavvufa bile gerek duymaz. Tabii ki anlam derinliğini sağlamada tevriye, iham-ı tenasüp, iham-ı tezat gibi sanatların önemli bir katkısı vardır.

Rahmî’nin etkilendiği İranlı şairler bahsinde öncelikle Molla Câmî ve Genceli Nizâmî’yi anmak uygun olacaktır. Nitekim Gül-i Sad-berg isimli eserini bu şairlerin etkisiyle yazmıştır. Yine İranlı şair Hilâlî’den Şâh u Gedâ isimli mesnevîyi genişleterek tercüme ettiği göz önüne alınırsa yukarıdaki isimler arasına Hilâlî’nin de eklenmesi gerektiği ortaya çıkar. Bunların dışında Rahmî, İran şairlerinden daha çok kasidelerinin fahriye bölümlerinde ve gazellerinin son beytinde kendini överken bahsetmektedir. Bu kısımlarda artık nazım sahasında onları geçtiğini, onların davullarının çalınmadığını, adlarının anılmadığını söyleyen Rahmî, İran şairlerinden Hüsrev, Kemal, Selman, Câmî, Nizamî, Hakanî ve Sa’dî’nin adını anarak kendini onlara benzetmekte, onlarla bir tutmaktadır.

Divan’ındaki tahmis, tesdis benzeri manzûmeleri dikkate alındığında, Rahmî’nin Türk şairlerinden en fazla Hayâlî’nin şiirini kendine örnek aldığını söylemek mümkündür. Bu konuda ikinci sırada Necatî gelmektedir. Mevcut verilere göre Rahmî; Hayâlî’nin 5, Necâtî’nin 3 gazelini tahmis etmiştir. Yine tahmislerinden hareketle Rahmî’nin Ahmet Paşa ve Yahya Bey’in manzûmelerini de örnek aldığı görülmektedir. Ayrıca tarafımızdan yapılan değerlendirmede Rahmî’nin en fazla Ahmet Paşa, Ahmedî ve Zâtî’nin gazellerine nazire söylediği anlaşılmıştır. Kuşkusuz Rahmî’nin edebî kişiliği üzerinde en fazla etkili olan şair, Rahmî’nin yaşadığı devrin en gözde şairi olan Hayâlî Bey’dir. Muhtemelen gerçek hayatta da tanışmış olan bu iki şairin yapıları da birbirine benzemektedir. Her ikisi de doğuştan şair, biraz rint, derbeder, ârif, bunların ötesinde tam anlamıyla âşık insanlardır. Bu yüzden her ikisinin de şiirlerinde, özellikle de gazellerinde en fazla aşk konusu işlenmiştir. Ayrıca üsluplarında da âşıkâne ve zarîf olma bakımından büyük benzerlik vardır. Nitekim tezkire yazarı Ahdî, Hayâlî ile Rahmî arasındaki bu benzerlikten dolayı Rahmî için “ţarz-ı ġazelde tev’emān-ı Ĥayālī” demiştir.24 Bursalı Rahmî’nin edebî kişiliği üzerinde Ahmet Paşa’nın ve Necâtî’nin de etkisi olmuştur. Nitekim Rahmî, “emîr-i nazm” ve “server” dediği (Ms 33/VII) Ahmet Paşa’nın bir beytini tesdîs, bir gazelini tahmîs, dört gazelini de tanzîr etmiştir. Necâtî’nin ise bir beytini tesdîs, üç gazelini tahmîs, iki gazelini de tanzîr etmiştir. Bunların ötesinde kimi zaman benzer söyleyişleri de bulunmaktadır. Bu konuda Fuzûlî’yi de anmadan geçmek yanlış olacaktır. Burada belki etkilenme kelimesini kullanmak çok doğru olmayabilir. Ancak şu bir hakikat ki Rahmî’nin şiir ve aşk anlayışı Fuzûlî’ye oldukça benzemektedir. Nitekim her iki şair de âşıkâne tarzda yoğunlaşmış ve başarılı olmuşlardır. Diğer taraftan Rahmî de Fuzûlî gibi aşkı hep ayrılık, ızdırap, bela, gözyaşı gibi kelimelerle işlemiş, hatta tıpkı Fuzûlî gibi sevgiliye vuslat istememiş, hicrana razı olmuştur. Fuzûlî’nin bu özelliği malumdur. Rahmî de bu konuda şunları söylemektedir:

Her viŝālüŋ āĥiri ‘ālemde ger hicrān ise
Āteş-i fürķat ħaķıyçün vaŝl-ı cānān istemem (G 137/4)

Cefāya şöyle mu‘tādem ki ger ‘arż itseler gāhī
Dil-i dīvāne itmez oldı vaŝl-ı dil-rübādan ħaž (G 106/4)

Rahmî ile Fuzûlî’nin şiirleri arasında yer yer söyleyiş, ses, yapı ve anlam bakımından da benzerlikler bulunduğu görülmektedir.

Rahmî’nin etkisi konusundaki bilgiler şimdilik sınırlıdır. Mevcut bilgilere göre Gelibolulu Mustafa Âlî, Beyânî ve Bağdatlı Rûhî, Rahmî’nin birer gazelini tahmis etmişlerdir. Bilindiği üzere bu isimler yaşadıkları devrin önemli şairleridir. Bu şairler Rahmî’nin gazelini tahmis etmekle onu beğendiklerini, takdir ettiklerini göstermişlerdir. Rahmî’nin şiirine nazire söyleyerek onu takdir eden şairlerin başında devrin şiir üstadları Bâkî, Zâtî ve Hayâlî gelmektedir. XVI. yüzyılın ünlü şairi Bâkî, Rahmî’nin şiirini beğenen ve ona nazire yazan şairlerdendir.25 Pervâne Bey Mecmuası’ndan anlaşıldığına göre Rahmî’nin

Māni’ olmaz müjeler yaşına ben maħzūnuŋ
Ĥār u ĥasler yolını baġlayımaz Ceyħūnuŋ (G 118/1)

matlalı gazeli o devirde meşhur olmuş ve dönemin birçok şairi bu gazele nazire söylemiştir. Nazire söyleyen şairlerin başında Zâtî ve Hayâlî gelmektedir. Bu büyük şairler bahsedilen gazele ikişer nazire söylemişlerdir. Bu zemin şiire ayrıca XVI. asır şairlerinden Şem’î (2 adet), Keşfî (2 adet), Ahmed Beg, Hayretî (2 adet), Nazmî (3 adet), Şuhûdî, Mahvî, Feyzî, Sun’î, Muti’î, Fârisî, Kâmî, Fikrî, Hâfız, Behiştî, Na’tî, Kenzî, Sebzî, Bâkî, Şânî, Helâkî, Cemâlî, Sübûtî, Hâverî, Nikâbî, Sihrî, Rahîmî, Tâlibî, Hitâbî ve Kurbî nazire söylemişlerdir. 26 Yine Rahmî’nin bir gazeline Kâmilî, Fenâyî, Şemsî, Me’âbî, Mutî’î, Sâbirî, Livâyî (2 adet) ve Ehlî mahlaslı şairler, 27 bir başka gazeline Celîlî ve Kerîmî, bir başka gazeline de Şem’î nazire söylemiştir.28 Rahmî’nin şiirine nazire söyleyen şairlerden biri de Nâlî’dir.29 Bunların ötesinde, şairin yaşadığı XVI. yüzyıldan itibaren tertip edilen birçok şiir mecmuasında Rahmî’nin manzûmelerine rastlanmaktadır ki bu da onun şiirlerinin beğenilip okunduğunu gösteren bir başka delildir.

Eserleri

XVI. yüzyılın renkli simalarından olan Rahmî’nin mevcut bilgilere göre dört adet manzûm eseri bulunmaktadır. Bunlardan ilki Divan’dır. Kısmen dağınık vaziyette ve bazı kısımları makaleler halinde neşredilmiş olan Divan, orta hacimli bir eserdir. Divan, son olarak yazma bir nüshası bulunup dağınık vaziyetteki manzûmeler de mümkün olduğunca toplanarak ve incelenerek tarafımızca yayınlanmıştır.30 Rahmî’nin Divan’ı daha çok âşıkâne ve zarif bir üslupla söylenmiş gazellerle dikkati çekmektedir. Divan’da; 13 kaside, 3 kıt’a, 1 on beşli musammat, 1 on dörtlü musammat, 1 terkîb-bent, 1 müsemmen, 4 müseddes, 7 tesdîs, 2 muhammes, 16 tahmîs, 1 murabba, 232 gazel, 1 rubai, 8 matla, 4 müfret bulunmaktadır.

Diğer bir eseri Gül-i Sad-Berg’dir. Bu eser; hem İranlı ünlü mesnevî yazarı Nizâmî’nin Mahzenü’l-Esrâr isimli mesnevîsine nazire, hem de Molla Câmî’nin Tuhfetü’l-Ahrâr mesnevîsinin etkisi altında yazılmış dinî, tasavvufî ve ahlakî bir mesnevîdir. Yedi bölümden (ravza) meydana gelen eserde, her bölümden sonra bir hikâyeye yer verilmiştir. Mevcut haliyle 1498 beyittir. Eserin bilinen tek yazma nüshası Atatürk Üniversitesi Agâh Sırrı Levend Yazmaları arasında 17 numaradadır.31

Rahmî’nin üçüncü eseri, İranlı şair Hilâlî’nin aynı isimli eserinden tercüme yoluyla yazdığı bir aşk mesnevîsi olan Şâh u Gedâ’dır. Eser her ne kadar Hilâlî’den tercüme olsa da Rahmî, eski elbisesinden çıkarıp ona hoş, Rûmî bir elbise giydirdiğini ve bir anlamda şahsî damgasını vurduğunu söylemektedir. Mesnevînin adı bazı kaynaklarda ise Şâh u Dervîş şeklinde de geçmektedir. Eserde kısaca Çin ülkesinde yaşayan güzelliklere düşkün, fakir bir dervişle Şâh adlı bir güzelin aşkı anlatılmaktadır. Ancak bu aşk; bayağılığa düşmeyen, maddî hazların üstüne çıkarılmış bir aşktır. Eserde zaman zaman İlahî duyguların da işlendiği görülmektedir. Zarif ve sanatkârâne bir üslubun kullanıldığı mesnevînin tamamı 1734 beyittir. Eserin ikisi yurt içinde, biri de yurt dışında olmak üzere toplam üç yazma nüshası olduğu bilinmektedir.32

Bursalı Rahmî’nin dördüncü eseri ise Yenişehir Şehrengizi’dir. Bu eserle ilgili aşağıda ayrıntılı bilgi verilecektir.33

Bursalı Rahmî’nin Yenişehir Şehrengizi

Bilindiği üzere, kelime manası şehir karıştıran demek olan şehrengiz, Osmanlı edebiyatında şehirlerin güzellerinden ve güzelliklerinden bahseden özgün bir türdür. Daha çok İstanbul, Bursa ve Edirne gibi büyük ve önemli şehirlerin şehrengizlere konu olduğu bilinmekle birlikte, kimi zaman küçük şehirlerle ilgili de şehrengizlerin yazıldığı olmuştur.

Rahmî’nin Yenişehir Şehrengizi’nden tezkirelerde ve diğer tarihî kaynaklarda hiç bahsedilmemektedir. Bu eserden ilk olarak Agâh Sırrı Levend söz etmiş, eserin kısaca planını ve özetini yayınlamıştır.34 Şehrengiz, Rahmî’nin müderris olarak atandığı Yenişehir’le ilgilidir.35 Her ne kadar eserin telif tarihi kesin olarak bilinmiyorsa da, şairin 1562-1565 yılları yılları arasında Yenişehir’e müderris olarak atandığı hatırlanırsa, ilgili eserin de bu tarihlerde yazılmış olduğu ortaya çıkar. Zaten şehrengizde de şair, müderris olmadan evvelki gamlı zamanlarından başlayarak müderris oluşunu, Rumeli’de bulunan Yenişehir’e gidişini ve orada gördüklerini anlatmaktadır. Eser mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır ve 279 beyitten meydana gelmektedir.36 Aruzun hezec bahrinin mefā’īlün mefā’īlün fe’ūlün kalıbıyla yazılan eser Yapı Kredi nüshasında “Şehr-engīz-i Yeŋişehr Raħmī Efendi Fermāyed” başlığını taşımaktadır.37 İlk 24 beyitlik bu giriş kısmında Rahmî, duâ ederek söze başlamakta, daha sonra kâinâtın yaratılışı hakkında ve daha çok tasavvufî nitelikteki görüşlerini dile getirmektedir. Daha sonra aşk konusuna değinip okuyucuya önce mecâzî aşka talip olmayı daha sonra nakıştan nakkâşa, eserden müessire geçmeyi tavsiye etmektedir.

Temevvüc eyleyüp deryā-yı vaħdet
Vücūda geldi bu emvāc-ı kesret

Gel evvel ţālib-i ‘ışķ-ı mecāz ol
Ŝafālar kesb idüben pāk-bāz ol

Ruĥ-ı dil-berde göz ü ķaşı seyr it
Bu ŝūretle yüri naķķāşı seyr it

Cemāl-i dil-rübāyı ķıl temāşā
Eśerden tā mü’eśśir ola peydā (7, 21, 23, 24. beyitler)

25. beyitten itibaren “Münâcât” başlığı altında kusurlarını itiraf edip Allah’a yalvaran şair, 51. beyitte mahlasını söylemektedir. 53. beyitle sona eren bu bölüm toplam 29 beyitten oluşmuştur. Ardından 54. beyitten itibaren “Sebeb-i Te’līf-i Kitāb” başlığı altında eserin yazılış sebebi izah edilmektedir. Bu bölüm kısmen otobiyografik bir tarzdadır denilebilir. Şair burada Makâsıd, Mevâkıf gibi eserleri, usul, fürû, beyân, kelâm, bedî, beyân gibi bilimleri okuyup nice ilimleri tahsil ettikten sonra, kazâ yani kadılık yolunu tercih ettiğini, görev alamamaktan dolayı üzüntülü ve inzivâda iken bir pirin kendisine gelerek müderris olduğunu müjdelediğini, dostlarının mübârek olsuna geldiklerini söyler. Bundan sonra şair hazırlıklarını tamamlayıp yollara düştüğünü, zahmetli ve uzun bir yolculuktan sonra Rumeli’ni geçip Yenişehir’e ulaştığını belirtir ve daha sonra bu şehri övmeye başlar. 94. beyitten itibaren 106. beyte kadar eski bir şehir oluşu, yapılarının sağlamlığı, evlerinin ve ahalisinin güzelliği gibi farklı yönleriyle Yenişehir övülmüştür. Daha sonra, şehirde gezintiye çıktığı bir gün bir şahısla karşılaşıp tanıştıklarını, samimi olduklarını, onun rehberliğinde şehri gezdiklerini ifade eden şair Köprübaşı denilen yerde yerleşmeye karar verdiğini belirtip ardından uzunca o bölgeyi anlatır, över. Yeşillik ve deniz kenarı olan bu bölgenin ve buradakilerin güzelliği şairin aklını başından alır. Bunun üzerine arkadaşı ona “sen şairsin, aklını başına topla, şehrimizi ve güzellerini tarif et” der. Diğer yârânın da bu konudaki ısrarı, “bir şehrengiz yaz, ta ki kararsızların bir eglencesi olsun ve senden burada yâdigâr kalsın” demeleri üzerine şair eseri yazmaya karar verir ve tefekkür denizine dalıp güzelleri övmeye başlar.

Dirüp ‘aķluŋ iŋen bī-hūş olma
Söze gel gül gibi ĥāmūş olma

Ķıyāmet dil-rübāsın medħ eyle
Bu şehre ya’ni şehr-engīz söyle

Ola eglencesi her bī-ķarāruŋ
Bu yirlerde ķala tā yādigāruŋ (183, 190, 197. beyitler)

Toplam 151 beyitten oluşan bu bölümden sonra asıl konunun işlendiği “Der-Vaŝf-ı Cüvānān” başlıklı bölüm gelmektedir. 205. beyitten başlayan bu bölümde Ferhâd-zâde, Nâzır-zâde, Kâtib-zâde, Nâib-zâde, Çiğdemzâde, Bosnavî-zâde, Satı-zâde, Pîr Ali, Boyacı-zâde, Emîn-zâde, Ali İbn-i Bektaş, Ases-zâde Hızır Bâlî, Karakaş, Dutan-zâde, Bakkal-zâde, Rûhî, Kayyım-zâde, Suyıkdı-zâde, Ali Fış oğlu, Baba-zâde Yusuf, Hızır Bâlî oğlu Pîr Muhammed, Ebubekir oğlu Alem Şâh, Kumsı-zâde ve Bende isimli şahıslar anlatılmaktadır. Buna göre eserde yirmi dört şahıs anlatılmıştır. İncelenen nüshalarda şahısların üçer beyitle tavsif edildikleri görülmektedir. Adıgeçen kişiler daha ziyâde âşıkâne bir tarzda anlatılmakta, güzellikleri övülmekte ve kişilerin isimleri yahut meslekleriyle ilgi kurularak kelime oyunları yapılmaktadır. Bu bölümün müstehcenliğe, bayağılığa düşülmeden, seviyeli bir üslupla işlendiği görülmektedir. Eserin en sonundaki üç beyit sanki bitiş bölümü gibidir. Burada şair, bu şehrin güzellerinin çok olduğunun söylendiğini, ancak kendi bildiklerinin bunlar olduğunu belirterek sözü tamamlamaktadır.

Rahmî’nin Yenişehir Şehrengizi’nin bilindiği kadarıyla, üçü yurt içinde, biri de yurt dışında olmak üzere toplam dört yazma nüshası vardır. Bu nüshaların bulunduğu kütüphaneler ve numaraları şu şekildedir:

1. Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi, Nu: 597, vr. 71b-77b.

2. Nuruosmaniye Kütüphanesi, Nu: 4962, vr. 202a-205b.

3. Mevlana Müzesi Kütüphanesi, Abdülbaki Gölpınarlı Kitapları, Nu: 124, 31b-36a.

4. Berlin Kütüphanesi, Nu: 407.38

Bursalı Rahmî’nin Yenişehir Şehrengizi’nin çevriyazılı metni aşağıda ilgililerin dikkatine sunulmuştur. Metin hazırlanırken Yapı Kredi ve Nuruosmaniye nüshalarından yararlanılmış, ilgili varaklar sayfa kenarlarında gösterilmiştir.

ŞEHR-ENGĪZ-İ YEŊİ-ŞEHR RAĦMĪ EFENDİ FERMĀYED39

[mefā’īlün mefā’īlün fe’ūlün]

1 Baŝīret nūrını feyż it İlāhī
Ħaķīķat rāhını göster kemāhī

2 Hidāyet nūrı ile cāna fer vir
Cemālüŋ seyrine lāyıķ nažar vir

3 Vücūdum pertevüŋden ķıl münevver
Şuhūdum tā ola ol nūra mažhar

4 Ŝıfātuŋ mažharıdur bu ževāhir
Ne kim ĥalķ itdüŋ evvel tā-be-āĥır

5 ‘Adem ĥˇābında iken ‘ayn-ı ‘ālem
Zebānsuz beste iken mīm-i ādem

6 İki ħarf oldı birbirine lāyıķ
Žuhūra geldi envā-ı ħaķayıķ40

7 Temevvüc eyleyüp deryā-yı vaħdet
Vücūda geldi bu emvāc-ı keśret

8 Bulup ŝūret cevāhirle heyūlā
Mu’ayyen oldı māhiyyāt-ı eşyā
[N 202b]

9 Vücūduŋ cāmesini geydi ervāħ
Bezendi bütler ile deyr-i eşbāħ

10 Anuŋ ŝun’ından olmışdur bedīdār41
Bu saķf-ı nīl-gūn bu ţāķ-ı zer-kār

11 Žuhūrından nice biŋ ‘ālem oldı
Medār-ı merkez anda ādem oldı

12 Bu āśār u bu elvān u bu eşkâl42
Bu mevcūdāt u ef’āl ü bu emval

13 Anuŋ maķdūrıdur bī-şekk ü bī-reyb
Eger žāhir eger ħāżır eger ġayb

14 Vesīle olduġıyçün ‘ışķ-ı yāre
Vücūda geldi çarĥ-ı pür-sitāre

15 Ezel şem’ine per yaķmaġa geh gāh
İki pervāne olmış mihr ile māħ

16 Eger sırr-ı Rubūbiyyetden ey yār
Dilerseŋ saŋa keşf ola bu esrār

17 Cemāl-i yāre ol ‘ibretle nāžır
Tecellī nūrını gör anda bahir

18 Delīl olmaġa isterseŋ tevessül
Ruĥ u zülfi yiter devr-i teselsül

19 Cemāline ruĥ-ı yār oldı mazhar43
Aŋa şūrīde oldı ehl-i diller

20 Mükemmel olıcaķ esbāb-ı ‘ādī
Mürīdüŋ tīz olur ħāŝıl murādı

21 Gel evvel ţālib-i ‘ışķ-ı mecāz ol
Ŝafālar kesb idüben pāk-bāz ol

22 Sevüp bir dil-beri şūrīde-ħāl ol
Yolında sāye gibi pāy-māl ol

23 Ruĥ-ı dil-berde göz ü ķaşı seyr it
Bu ŝūretle yüri naķķāşı seyr it

24 Cemāl-i dil-rübāyı ķıl temāşā
Eśerden tā mü’eśśir ola peydā
[YK 72a]

MÜNĀCĀT44

25 İlāhī ‘āciz ü zār u nizārem
Giriftār-ı kemend-i zülf-i yārem

26 Ţapuŋdur çāre-sāz-ı her meded-ĥˇāh
Delīl-i bī-kes ü hādī-i güm-rāh

27 Bir āhū-çeşm bir zülfi girih-gīr
Urupdur şīr-i ‘aķla bend ü zencīr

28 Cüvanlar ‘ışķı ile pīr oldum
Yitürdüm ‘aķlı bī-tedbīr oldum

29 ‘Aŝā-yı āh elümde bī-mecālem
Bu yolda sāye gibi pāy-mālem

30 Ten-i zerd ü dü çeşm-i ĥūn-feşānum
İki zencir ile şīr-i jiyānum

31 Görinse bir perī-rū cān [u] cānān
Egüp aġzum ķaluram aŋa ħayrān

32 Cehennem vaŝfını źikr itseler ger
Gelür yāduma ol dem hecr-i dil-ber

33 Ruĥı yād olsa düşer cāna ħasret45
Görinmez gözüme gül-zār-ı cennet

34 Nažar ķılsam ķaçan mihrāba her bār
Düşer cāna ġam-ı ebrū-yı dil-dār

35 Göŋül şeh-bāzınuŋ kār-ı devāmı
Diler ŝayd ide bir kebg-i ĥırāmı

36 Ţarīķat tācınuŋ terkini urdum
‘İbādet sübħasından yüz çevirdüm

37 Elüm varmaz ki keşf idem niyāza
İŋende yüz yumaz oldum namaza

38 Dili ţutmazdı ejder gibi zencīr
Yeder bir ķıl ţaķup zülf-i girih-gīr
[N 203a]

39 Günāhın aŋmaz oldı dil idüp ah
Ġażab vaķtinde dir estaġfiru’llah

40 Ķaşı fikriyle yārüŋ sīne pür-tāb
Yüzin benden çevirse nola miħrāb

41 Beni yā Rab bu ġamlardan ĥalāŝ it 46
Ħarīmüŋde nedīm-i bezm-i ĥāŝ it

42 Maħabbet bādesiyle mest olayın
Ezel sāķīsine hem-dest olayın

43 Anuŋ şevķıyle olam şöyle bī-hūş
Ġam-ı dünyā ola külli ferāmūş

44 Gide mir’āt-ı dilden jeng-i žulmet
Münevver ola tā çeşm-i ħaķīķat

45 Olup nergis miśāli gözi açıķ
Giceler tā-seħer olam uyanık

46 Aradan ref’ olup benlik ħicābı
Ţulū’ ide murādum āfitābı

47 Temāşā ide tā çeşm-i şuhūdum
Fenā-ender-fenā ola vücudum

48 Temevvüc eyleyüp deryā-yı ġufrān
Olam ol demde ġarķ-ı baħr-i iħsān

49 Yiter yaķdı vücūdum ţa’n-ı aġyār
Cehennem odı yaķmazsa sezā-vār
[YK 72b]

50 Ħaķīķat āfitābı ţoġduġı dem
Günāhum maħv ola mānend-i şebnem

51 Göŋül pervānedür şem’-i rıżāŋa
Dil-i Raħmī siper tīġ-i ķażāŋa

52 Dem-i āĥirde cānda ħayretüm çoķ47
Su’āl ile cevāba ţāķatüm yoķ

53 Egerçi ġarķ-ı deryā-yı günāham
Cenābuŋdan Ĥudāyā ‘öźr-ĥˇāham

SEBEB-İ TE’LĪF-İ KİTĀB48

54 Meger bir gice ĥalvet-gāh-ı ġamda
Yaturdum pister-i derd ü elemde

55 Felek güm ķılmış idi mihr ü māhın
Ŝabā ķapmışdı şem’üŋ şeb-külāhın

56 Yaturdum ĥār u ĥārā üzre nā-çār
Ne il benden ne ben ilden ĥaber-dār

57 Ne yatmaķ olmış idüm zār u maħzūn
Ġarīb ü bī-kes ü bī-çāre maġbūn49

58 Çeküp bir ĥırķaya ġonça gibi baş
Görenler ‘uzletüm eylerdi şābāş

59 Enīs-i dil ĥayāl-i dil-ber idi
Celīs ü maħremüm eşk-i ter idi

60 Maħabbet ‘ālemini seyr iderdüm
Yirüm geh mescid ü geh deyr iderdüm

61 Maħabbet bādesiyle vālih ü mest
Bilimezdüm cihān yā nist ü yā hest

62 Göŋüller taĥtınuŋ sulţānıdur ‘ışķ
Cihān bir tendür anuŋ cānıdur ‘ışķ50

63 Ne rengīn lāle var bu bāġ içinde
Ki yoķ ‘ışķ āteşinden dāġ içinde

64 Ne ġonça dehre ‘arż ider beķāsın
Ki yād-ı ‘ışķ çāk itmez yakasın

65 İki başdan olur dirler maħabbet
Ezel bezminde baġlandı bu ülfet

66 Nažar ķıl şem’ ile pervāneye sen
Delīl-i rūşen isterseŋ mu’ayyen

67 Nice yanar iki ‘āşıķ cigerden
O serden geçmiş ü bu bāl ü perden

68 Nice servi düşürdi ‘ışķ bende
Nice āzādeyi ‘ışķ itdi bende
[N 203b]

69 Maħabbet bādesin nūş itmeyen dil
Hemānā anı bir ķurı ħacer bil

70 Maħabbetle geçerdi cümle ħālüm
Velīkin ‘ilm ileydi iştiġālüm

71 Egerçi olmış idüm ‘ışķa rāġıb
Dil ü cān olmış idi ‘ilme ţālib

72 İrince tā zamān [u] vaķt-i ta’ţīl
İderdi dil nuķūd-ı ‘ilmi taħŝīl

73 İderdüm cān ile kesb-i ma’ārif
Oķurdum geh Maķāŝıd geh Mevāķıf
[YK 73a]

74 Bilüp ser-cümle esmā’-i ħurūfı
‘Ulūmuŋ dil olup ŝāħib-vuķūfı

75 Bu yolda ķāmetüm dāl eylemişdüm
Niçe dānāları lāl eylemişdüm

76 Uŝūl ile fürū’ ile beyānı
Kelām ile bedī’ ile ma’ānī

77 Niçe fenn içre idüp ķīl ü ķāli
İderdüm ‘ilm-i hey’etden su’āli

78 Şeb-i tār içre idüp inzivāyı
Ķażāya virmiş idüm hem rızayı

79 Maħabbetle olup evvelde kārum
Bu ħāletle geçerken rūzgārum

80 Geçüp deycūr ĥurrem oldı ‘ālem
Dil-i ‘āşıķda gūyā ħālet-i ġam

81 Gidüp žulmet felekler rūşen oldı
Açıldı ŝaħn-ı ġabrā gülşen oldı

82 Sifāl-i çarĥ içinde ķopdı sünbül51
Yirinde açılup bir aķ ķaranfül

83 Olınca nūr-ı ĥurla dehr tezyīn
Gelüp bir pīr eyitdi gözüŋ aydın52

84 Didi olduŋ müderris ey yegāne
Ne olur müjdegānī pes baŋa ne

85 İdince gül gibi bu nükte[y]i gūş
Dil ü cān bülbül-āsā eyledi cūş

86 Niśār idüp yolında naķd-i cānuŋ
Kefin gül gibi pür-zer itdüm anuŋ

87 Mübārek bāda geldi cümle yārān
Ne yārān her biri mümtāz-ı aķrān

88 Sefer esbābı oldı cümle ħāżır
Diyār-ı ġurbete oldum müsāfir

89 Semend-i ‘azmüme urdum ‘inānı
Şütür üzre ŝalup bār-ı girānı

90 O dem ‘azm eyleyüp menzil-be-menzil
Ķaţār olup o dem baġlandı maħmil

91 Çeken zaħmetleri bu baħr u berden53
Sefer bir ķıţ’adur dimiş saķardan

92 Temāmet geşt idüp Rūm illerini
Temāşā eyledüm dil-berlerini

93 Meşaķķat tīġi ile ķaţ’ idüp rāh
Yeŋişehre yolum irişdi nā-gāh

94 Ķadīmī şehr imiş ol būm-ı a’žam
Sevādı ‘āli vü bünyādı muħkem

95 Nice ġāzīler anda himmet itmiş
‘İmāretler yapup pür-ni’met itmiş

96 Çıķar her ŝubħ u şām anuŋ ţa’āmı
Tena ‘um üzre olmış ĥāŝ u ‘āmı

97 Göŋül eglenmez iken gül-sitānda
İķāmet niyyetini itdüm anda

98 Bu şehrüŋ źevķ idüp ħāletlerini
Unutdum hep sefer zaħmetlerini
[YK 73b]

99 Kişi miħnetde iken bulsa rāħat
Gider çekdügi ġam dilden tamāmet
[N 204a]

100 Anuŋ her ĥānesi mānend-i dīde
İçinde merdümi olmış güzide

101 Ne ĥāne her biridür bāġ-ı cennet
İçi ġılmān ile pür-zīb ü zīnet54

102 Sütūn-ı ĥānesidür sīm-endām
Der ü dīvārı olmış nuķre-i ĥām

103 Felek kāĥı gibi kāşāneler var
Cinān ķaŝrı miśāli ĥāneler var

104 Olup ser-geştesi bu çarĥ-ı devvār
‘Anāŝır anda olmış çār dīvār

105 Nažarda şāh-rāhıdur yegâne55
Olur devr ü teselsülden nişāne

106 Sevüp Mecnūn olmış şehri her dār
Başında yuva yapmış murġ-ı ţayyār

107 Çıķup seyrāna ‘azm itdükde ĥoş-ħāl
Baŋa bir şaĥŝ ol dem itdi iķbāl

108 Benümle yār-ı ġār imiş ezelde56
Ķadīmī ġam-güsār imiş ezelde

109 El ucı ile itdi merħabāyı
Bu yād illerde buldum āşināyın

110 Sevindi cān u dilden oldı ĥurrem
Eyitdi ĥayra maķdem ĥayra maķdem

111 Didi ĥoş geldüŋ ey rūħ-ı revānum
Ten-i pejmürdem içre yār-ı cānum

112 Be-ġayet ĥıdmete müştāk idüm ben
Ħayāta mürde iken nitekim ten

113 Dil-i ġam-gīnüm ile şād oldum
Seni gökde dilerken yirde buldum

114 Düşüp yanumca ol yār-ı süĥan-dān
Baŋa her cānibi itdürdi seyrān

115 Gezüp her gūşesini rāh u bī-rāh57
Gelüp Köpribaşın itdüm vaţan-gāh

116 Nažar idüp o cāy-ı dil-güşāya
Dil-i ġam-nākümüz irdi ŝafāya

117 Cinān ŝaħnı gibi bir ĥūb ŝaħrā
Çemen ŝanma döşenmiş sebz-i ĥārā

118 Ne ŝaħrā mā-verāsına göz irmez
Anuŋ dünyāda miślin kimse görmez58

119 Kenārı ravża-i pür-sebz ü eşcār
Revān olup aķar taħtında enhār

120 Bahār olsa müzeyyen lālelerle
Muraŝŝa’ cāma dönmiş jālelerle

121 Olup her biri bir Cemden nişāne
Egüp tācını mest olmış şehāne

122 Leb-i cūda velīkin bir şecer var
Olupdur ‘āşıķ-ı şūrīde-girdār

123 Görüp ķaddini her serv-i revānuŋ
Ķavaķ yili eser başında anuŋ
[YK 74a]

124 Geçürmedin daĥı ‘ālemde çaġın
Alur seyl-i fenā bir gün ayağın

125 Levend-āsā ţutup her bīd ĥançer
Çemen eţfālini ķorķutmaķ ister

126 İħāţa eylemiş devrini bir cū
Ne cū cennetde Kevśer gibi dil-cū

127 Ruĥ-ı cānāne gibi ŝāf u şeffāf
Küdūretden berī āyīne-veş ŝāf

128 Sikender cāmı gibi pür-ŝafādur
Yahud āyīne-i gītī-nümādur

129 O şehr-i pür-ŝafā bir sīm-berdür
Ķuşanmış beline sīmīn-kemerdür

130 Niçe gencīne var taħtında mużmer
Nigeh-bānıdur olmış şekl-i ejder
[N 204b]

131 Yahud bir pāk ‘āşıķ ŝāf-meşreb59
Döker gözyaşların her rūz tā-şeb

132 Ħabāb-āsā açup yir yir gözini
Egilmiş pāyine sürmiş yüzini

133 Vücūdın ĥāk-i rāh üzre bıraķmış
Görüp dīdār-ı yāri göŋli akmış

134 Nažardan irmesün diyü gezendi(?)
Ţolanmışdur o şehr ü kūyı kendi

135 Benüm gibi olup dīdāra ‘āşıķ
Gözi yaşı durur dāyim bulanık

136 Baş egmez aŋa çekmiş dest ü pāyı
İder şehrī güzel gibi cefāyı

137 Olup dīvānesi ţaşmış köpürmiş
Gelüp bād-ı ŝabā zencīr urmış

138 Meger rif’atle ol şehr āsumāndur
Yanında köpri şekl-i kehkeşāndur

139 İrişmiş bir ucı bāb-ı na’īme
Şebīh olmış ŝırāţ-ı müstaķīme

140 Nažar eyleŋ bu eyvān-ı nigūna
Olupdur ţāķ-ı Kisrīden nümūne

141 Baŝup baġrına ‘āşıķ gibi ţaşı
Aķar her dem kesilmez ķanlu yaşı

142 Başından ayaġa dek göz göz olmış
Velī her bir gözi yaş ile ţolmış60

143 Göz açup niçe yirden şöyle bī-cān
Diler kim eyleye ol şehri seyrān

144 Ya bir evren durur kim anda ţurmış
Zemīne niçe yirden pençe urmış

145 Çözilmiş ħalķasından ķaldurup ser
Gezend irişmesün dir şehri bekler61

146 Ĥavāle anda var bir cāmi’-i pāk
Olupdur ķubbesi mānend-i eflāk

147 Mücellā ŝaħn-ı pāki cümle mermer62
Ber-i dil-ber gibi ra’nā vü ĥoş-ter

148 Sütūn üstinde ţāķ-ı ‘anber-āgīn
Olup ebrū-yı ĥubān gibi pür-çīn
[YK 74b]

149 Baş egmez miħver-i çarĥa sütūnı
İrişmiş ‘arşa her ţāķ-ı nigūnı

150 Meh-i nev ķāmetini itdi çenber
Diler kim anda ola ħalķa-i zer

151 Derūnın rūşen itmişdür meşā’il63
Nücūm-ı çarĥ içinde pür-ķanādil

152 Menārı ķadd-i dil-ber gibi mevzūn
Olur her kim görürse aŋa meftūn

153 Ţolu nūr-ı riyāżet içi ţaşı
Yiridür egmese ţūbāya başı

154 Kerāmet ehlidür ŝubħ u mesāda
El açmış bir ayaġ üzre du’āda

155 Mehüŋ düşmiş başından şeb-külāhı
Çıķup saķfından eylerken nigāhı

156 Güneş almış ele zer nerdübānı
Ķomış ţāķ-ı sipihr üstine anı

157 Çıķup ŝaħnını seyrān itmek ister
Nažarla aŋa im’ān itmek ister

158 Felek ţāķı gibi eyvānı anuŋ
Cinān ħažžı deger seyrānı anuŋ

159 Gelüp ol sebzede birķaç güzeller
Leţāfetle be-ġāyet bī-bedeller

160 Çıķardı cāmesin gül-pīrehenler
O dem göŋlekcek oldı sīm-tenler
[N 206a]64

161 Ŝalındı serv-ķadler ol mekānda
Melekler gibi gülzār-ı cinānda

162 Ŝabā gibi kimi yildi yüpürdi
Kimi ‘ar’ar gibi ĥıdmetde ţurdı65

163 Kebāb içün bir iki çeşm-i ĥun-rīz
Bıçaġın ġamzesi gibi idüp tīz

164 O demde ţoġrayup ķanlu kebābı
Ķoyup nār üzre irdi iltihābı

165 Kimi serv-i sehī gibi ŝalındı
Gören ‘āşıķlaruŋ beŋzi alındı

166 Hevāyī taķla atup her gül-i ter
Ŝıra ķalķır çemende bād-ı ŝarŝar

167 Virüp el birbirine serv [ü] şimşād
Segirdür ķalķar üstinden geçer bād

168 Kimi cevlān ider ţāvūs gibi
Kimi pür-sūz idi ķaķnūs gibi66

169 Temāşā eyleyüp her mū-miyānı
Ķalur mı ‘āşıķuŋ bir ķılca cānı67

170 Ŝoyunup bir iki maħbūb-ı nā-yāb
Nitekim gökde ĥurşīd-i cihān-tāb

171 Ķabādan gün gibi oldıķda ‘üryān
Yürekler ditredi bī-hūş olup cān

172 Çözüp sünbüllerine tāb virdi
Atıldı cūya dehre tāb virdi

173 Belinde meyzer ile her semen-ber
Hemān nıŝfı ţutılmış aya beŋzer
[YK 75a]

174 Ħabābı ŝanma yāri seyr ider cū
Gümüş ţās ile pāyine döker ŝu

175 Ruĥ-ı rengīn ile her ŝaçı sünbül
Ŝanursın ŝuya ķonmış deste-i gül

176 Ŝuya ţalsa güzeller olsa pinhan
Girer gūyā seħāba māh-ı tābān

177 Ŝaçılur gül yüze müşgīn külāle68
Gice ŝan gündüze olur ħavāle

178 Ŝarılsa bir birine iki meh-rū
Seperler yüregine ‘āşıķuŋ ŝu

179 Leb-i cūda görüp nīlūferi ter
Ŝararmış rūy-ı ‘āşıķ oldı beŋzer

180 Görüp bu ħāli ķaldum anda ħayrān
Müşaĥĥaŝ ten gibi bī-’aķl u bī-cān

181 Taħayyür ‘āleminde ķaldum anda
Gidüp hūşum yıķıldum ol mekānda

182 Görüp ħālüm refīķüm didi ey yār69
Eyā gül-zār-ı nažma bülbül-i zār

183 Dirüp ‘aķluŋ iŋen bī-hūş olma
Söze gel gül gibi ĥāmūş olma

184 Süĥan ţūţīleri gūyā gerekdür
Beyān bezminde şekker-ĥā gerekdür

185 Ne müşkil var ki ħall itmez zebānuŋ
Ne ‘uķde var ki fetħ itmez dehānuŋ70

186 Sen itsen sūzişüŋle söze āġāz71
Ne ķuşdur bülbül anda ide feryāz

187 Tevaķķu’ eylediler cümle yārān
Ne yārān zümre-i erbāb-ı ‘irfān

188 Temāmet şehrümüz oldıķda ta’rīf
Ser-āmed dil-rübāsın eyle tavŝīf

189 Kelāmuŋ zübdesi oldıķda taķrīr
Meded eyle sevādın eyle taħrīr

190 Ķıyāmet dil-rübāsın medħ eyle72
Bu şehre ya’ni şehr-engīz söyle
[N 206b]

191 Yazılsun gün gibi altun ķalemle
Felek levħinde śebt olsun rakamla

192 Görüp her bir güzel pür-cūş olsun73
Ŝadef-veş gūşına mengūş olsun

193 Şu resme söylesünler ‘āşıķane
Nažīrin görmeye çeşm-i zamane

194 Sözüŋ altun ķalemlerle yazılsun
Zümürrüd levħalar üzre ķazılsun

195 Anuŋ şevķıyle devr itsün felekler
Seħer vird-i zebān itsün melekler

196 Ele alup güzeller midħatini
Yeŋile yine eski ŝan’atuŋı

197 Ola eglencesi her bī-ķarāruŋ
Bu yirlerde ķala tā yādigāruŋ

198 Bu resme eyleyicek ķīl ü ķāli74
Anuŋ emrine itdüm imtiśāli
[YK 75b]

199 Tefekkür baħrine olduķda ġavvāŝ
Elüme girdi birķaç gevher-i ĥāŝ

200 Dehān-ı dil-beri vaŝf itdügüm an
O dem ĥāmemden aķdı āb-ı ħayvān

201 Ķad-i cānānı vaŝf itdikde ġāyet
Ķıyāmet üstine ķopdı ķıyāmet

202 Lebi vaŝfın ķalem itdikde inşā
Felekden baŋa taħsīn itdi ‘Īsā

203 Yazılsun gel bu nažmı defter itsün
Aķar ŝu gibi bülbül ezber itsün

204 Güzeller medħine āġāz itdüm
Bu ĥūbı cümleden mümtāz itdüm

DER-VAŜF-I CÜVĀNĀN75

Be-Nām-ı Ferhād-zāde76

205 Lebi şīrīn biri Ferhād-zāde
Yolında niçe ĥüsrevler fütāde

206 Ser-āmed ķaşlarıdur ŝan iki med
Dehānı gūyiyā mīm-i Muħammed

207 Maħaldür anı ger ser-defter itsem
Dehānı gibi nāmın mużmer itsem

Be-Nām-ı Nāžır-zāde

208 Güzeldür gerçi Nāžır-zāde ġāyet
Dil-i vīrānemüz itmez ‘imāret

209 Olanlar cāmi’-i ħüsnine nāžır
Göŋül mülkin aŋa vaķf eyler āĥır

210 Lebi gūyā ki anuŋ şekl-i cāndur
Görinmez dīdeden dāyim nihāndur

Be-Nām-ı Kātib-zāde

211 Güzeldür gerçi Kātib-zāde dirler77
Güzeller ķuldur ol āzāda dirler

212 Dür-i gūşı ki zeyn itmiş ‘iźārın
Meh-i nevdür sitāreyle muķārin

213 Nažar iden ŝanur ol dürre her dem
Gül-i ra’nāya düşmiş ola şebnem

Be-Nām-ı Nā’ib-zāde

214 Birisi Nā’ib oġlı Muŝţafādur
Ŝaçı ve’l-leyl yüzi ve’ď-ďuħādur

215 Kitāb-ı vaŝlı olmış pür-ma’ānī78
Bedī’ olsa nola ħüsni beyanı

216 Cefā dersin ider ŝu gibi icrā
Vefā bābını ŝorsaŋ bilmez ammā

Be-Nām-ı Çigdem[-zāde]

217 Biri Serrāc Çigdem-zādedür nām
Yular ţutmaz başum oldı aŋa rām

218 Ŝararmış aŋa ‘āşık gibi çigdem
Degül şebnem olupdur dīde pür-nem
[YK 76a]

219 Raķībi döger idüm let urup pek79
Duyup ĥar gibi ol dem üzdi köstek
[N 205a]

Be-Nām-ı Boŝnavī-zāde

220 Birisi Bosnavī oġlı güzeldür
Nažīri yoķ cihānda bī-bedeldür

221 Adı Yūsuf be-ġāyet ĥūbdur ol
Terāzūdan iner maħbūbdur ol

222 Görüp evvel nažarda ‘aķlum aldı
Beni Ya’ķūb-veş hicrāna ŝaldı

Be-Nām-ı Ŝatı-zāde

223 Olupdur Ŝatı-zāde lāle-ruĥsār80
Metā’-ı vaŝlına cānlar ĥarīdār

224 Göŋül virdüm ben ol Yūsuf-liķāya
Beni Ya’ķūb-veş ŝaldı belāya

225 Ķulın ol ĥˇāce-i hicrāna ŝatdı
Dehānı yoġ iken borcum ödetdi

Be-Nām-ı Pīr ‘Ali

226 Biri Sancaķdar oġlı Pīr ‘Ali nām
Göŋüller Źü’l-feķār-ı ‘ışķına rām

227 Ķadi sīmīn ‘alem olmışdur el-ħaķ
Güzellerde çeküpdür başķa sancak

228 Musaĥĥar ķılmaġa göŋlüm diyārın
Çeküpdür ġamzesinüŋ Źü’l-feķārın

Be-Nām-ı Boyacı-zāde

229 Boyacı-zāde biri lāle-ruĥsār
Ne reng itdi baŋa gör ol cefā-kār

230 Ruĥum zerd ü yaşum gül-gūn itdi
Bu reng ile beni meftūn itdi

231 Sirişküm alı ‘ışķum itdi ižhār81
Ķatı açıķ boyadı çeşm-i ĥun-bār

Be-Nām-ı Emīn-zāde

232 Emīn oġlı birisi bir sipāhī
Ġubār-ı ĥāk-i pāyi tāc-ı şāhī

233 Yiler yanınca seg-mānend aġyār
Şikār idem dir ol āhūyı her bā

234 Olupdur tīġi gibi ol cılasun
Ölince ķapusında ķul olasun

Be-Nām-ı ‘Ali82

235 ‘Alidür nāmı biri İbn-i Bektāş
Gözümdür tekye-i ‘ışķında ferrāş

236 Müjem cārūbı ŝaħnını ider pāķ
Göŋül abdālıdur ĥıdmetde çālāk

237 Ķopardı dilden ārāmum o dil-ber
Nitekim Ħayberüŋ bābını Ħayder
[YK 76b]

Be-Nām-ı [‘Ases]-zāde83

238 ‘Ases-zāde Ħıżır Bālī şeker-leb
Meh-i nev geşt ider kūyını her şeb

239 Lebi ser-çeşme-i ħayvān olupdur
Anuŋçün dīdeden pinhān olupdur

240 Şarāb-ı ‘ışķı ‘aķlumı ţaġıtdı
Beni mest oldı diyü zülfi ţutdı

Be-Nām-ı Karakaş

241 Biri bir yār-ı nāzükdür Ķaraķaş
Meh-i nev görse ebrūsın eger baş

242 İki āhūdur ol ebrū-yı müşgīn
Biri birine baş urmış idüp kīn

243 Güşāde-dil cüvān-ı nev-hevesdür84
Cefāsı cānuma eglence besdür

Be-Nām-ı Dutan-zāde

244 Dutan oġlı birisi beŋlü dil-ber
Ruĥında ĥāli ŝan māh üzre aĥter

245 Cebīni üzre her ĥāli mu’anber
Müdām olsun cemāl-i ħüsne mazhar85

246 Ķaşı üstinde her ĥāli nühüfte86
Hilāl üstinde encümdür girifte

Be-Nām-ı Baķķal-zāde

247 Şeker-leb birisi Baķķāl-zāde
Teni pālūde-i terden ziyade

248 Hilāl ebrūsına ķaddüŋ idüp dāl
Iraķlardan boyun eg aŋa baķ ķal

249 Bizümle yaġlu balludur o dil-ber87
Iraķlardan ‘adūlar seyr iderler
[N 105b]

Be-Nām-ı Rūħī

250 Birisi Rūħi-maĥlas ţab’ı mevzūn
Olupdur her sözi bir dürr-i meknūn

251 Şarāb-ı la’li olmış rūħ-ı ŝānī
İçen bulur ħayāt-ı cāvidānı

252 Dehānı kim olupdur yār-ı cānum
Fedā olsun aŋa rūħ-ı revānum*

Be-Nām-ı Ķayyım-zāde88

253 Birisi Ķayyım oġlı dil-rübādur
Ħüseyn-i cāna ‘ışķı Kerbelādur

254 Gelüp sīnemde yaķdı ‘ışķ dāġın
Uyardı cāmi’üŋ sönmiş çerāġın

255 Nola geldiyse erkenden tırāşı
Yiter erbāb-ı ‘ışķa gözi ķaşı

[Be-Nām-ı Ŝuyıķdı-zāde]

256 Ŝuyıkdı oġlı biri bir gül-endām89
Ħasen-ĥulķ u ħasen-vaŝf u Ħasan-nām

257 Dil oldı Kerbelā-yı ġamda ŝayru
Meded la’l-i lebinden bir içim ŝu

258 Beni öldürse dil-teşne o žālim
Olupdur boynına ķanum vebālüm

Be-Nām-ı ‘Ali Fış

259 ‘Ali Fış oġlı biri şūĥ u fettāŋ
Gören esrār-ı ħüsnin oldı ħayrān
[YK 77a]

260 Melāħat gülşeninde ruĥları gül
Siyeh kākülleri bir deste sünbül

261 Ŝalınmasun raķīb ile o dil-ber
Ŝaķın ardınca anuŋ fış çekerler90

Be-Nām-ı Yūsuf

262 Baba-zāde biri Yūsufdur ol cān
Olupdur Mıŝr-ı ħüsn içinde sulţān

263 Zenaĥdānı olupdur çāh-ı Yūsuf
Aŋa maħbūs olan çekmez te’essüf

264 Turunc-ı ġabġabın görse
Züleyĥā Elini pārelerdi bī-müħābā

Be-Nām-ı Pīr Meħemmed

265 Ħıżır Bāl’oġlı biri Pīr Meħemmed91
Güzeldür kāküli gibi ser-āmed

266 Ħarāmī ġamzesi almış ele oķ
Hilāl ebrūsınuŋ yayın çeker yoķ

267 Ĥaţı Ħıżr u lebidür āb-ı ħayvān
İşiden anı nice virmesün cān

Be-Nām-ı ‘Alem Şāh

268 Ebūbekr oġlı birisi ‘Alem Şāh
Ķulaķ çeker ıraķdan ħüsnine māħ

269 Başında kāküli müşgīn ‘alemdür
Ķıyāmet serv-ķadd ü ġonca-femdür

270 Güneş dāyim götürür tīġ-i zer-kār
Aŋa olmaķ diler beŋzer silaħ-dār

Be-Nām-ı Ķumŝı-zāde

271 Birisi Ķumŝı-zāde şūĥ u nāzük
Göŋüller ķapmada çālāk ü çābük

272 Ķadi nāz ögredür serv-i revāna
Yanaġı gösterür al erġavāna

273 Viŝālinden umar göŋlüm naŝībi
Arada ķumŝılanmasun rakibi

Be-Nām-ı Bende

274 Biri bir Bende ol serv-i bülendi
Görüp ķul olmaķ ister her efendi

275 Metā’-ı ħüsnini açmış dükānda
Oturmış gūşe-i bezzaz-sitānda

276 Ķul olmış ķāmetine serv [ü] şimşād
Şu ķavl ile ki hiç olmaya āzād92

***

277 Bu şehrüŋ çoķ didiler māh-rūsın
Niçe meh-rū ġazāl-i müşg-būsın
[YK 77b]

278 Bulardur gün gibi meşhūr olanlar
Kemāl-i ħüsn ile meźkūr olanlar

279 Güzeller içre bunlardur müsellem
Ħaķīrüŋ bildügi Allahu a’lem

1 Âşık Çelebi, Meşairü’ş-Şuara İnceleme-Metin, Haz. Filiz Kılıç, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, İstanbul, 2010, C. 3, s. 1344; Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-Şuara, Haz. Aysun Sungurhan Eyduran, KTB Yayınları, http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/belge/1-83504/kinalizadehasan-celebi---tezkiretus-suara.html (Erişim Tarihi: 17/04/2011), Ankara, 2009, C. 1, s. 329; Beyânî, Tezkiretü’ş-Şuarâ, Haz. Aysun Sungurhan Eyduran, KTB, http://ekitap.kulturturizm.gov. tr/belge/1-83502/beyani----tezkiretus-suara.html (Erişim Tarihi: 17/04/2011), Ankara, 2008, s. 70; Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı, Haz. Mustafa İsen, AKM Yayınları, Ankara, 1994, s. 218; Riyâzî Mehmed Efendi, Riyâzü’ş-Şuarâ, Millet Kütüphanesi, Ali Emîrî Tarih Bölümü, 765, vr. 67a; Kafzâde Fâizî, Zübdetü’l-Eş’âr, Millet Kütüphanesi, Ali Emîrî Manzûm Eserler Bölümü, 1325, vr. 45b (kenarda); İsmail Beliğ, Güldeste-i Riyâz-ı İrfân, SK, Lala İsmail Bölümü, 366, 160b; Kâtib Çelebi, Keşfü’z-Zünûn an Esâmî’l-Kütübü ve’l-Fünûn, Beyrut, 1992, C. 1, s. 789; Bağdatlı İsmail Paşa, Îzâhu’l-Meknûn fi’z-Zeyli alâ-Keşfi’z-Zünûn, Beyrut, 1992, C. 3, s. 504; Bağdatlı İsmail Paşa, Hediyyetü’l-Ârifîn Esmâü’l-Mü’ellifîn ve Âsâru’l-Musannifîn, Beyrut, 1992, C. 6, s. 249-250; Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, Haz. Mustafa Tatçı-Cemal Kurnaz, Bizim Büro Basımevi, Ankara, 2000, C. II, s. 180; Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî 4, Yayına Haz. Nuri Akbayar, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1996, s. 1344; Mehmet Nâil Tuman, Tuhfe-i Nâilî Divan Şairlerinin Muhtasar Biyografileri, Haz. Cemal Kurnaz, Mustafa Tatçı, Bizim Büro Yayınları, Ankara, 2001, C. II, s. 329; Kadir Atlansoy, Bursa Şairleri, Asa Kitabevi, Bursa, 1998, s. 295.
2 İsmail E. Erünsal, “Türk Edebiyatı Tarihinin Arşiv Kaynakları II Kanunî Sultan Süleyman Devrine Ait Bir İn’âmât Defteri”, Osmanlı Araştırmaları, 1984, S. IV, s. 10, 11.
3 Âşık Çelebi, age, C. 3, s. 1346.
4 Âşık Çelebi, age, C. 3, s. 1343; Hasan Ali Esir, Münşeât-ı Lâmiî (Lâmiî Çelebi’nin Mektupları) İnceleme-Metin-İndeks-Sözlük, Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörlüğü, Rize Fen-Edebiyat Fakültesi Yayınları, Trabzon, 2006, s. 198-199, 342, 343, 344.
5 Âşık Çelebi, age, C. 3, s. 1346-1347.
6 Kınalızâde, age, s. 330.
7 Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı, s. 218.
8 Sehî, Latîfî, Âşık Çelebi ve Ahdî tezkireleri yazıldığında şair hayatta olduğundan, bu eserlerde onun ölümüyle ilgili bilgi bulunmamaktadır. Âlî’nin Künhü’l-Ahbâr’ında ölüm yılı belirtilmemiş, Kınalızâde Tezkiresi’nde ise onun 974’te öldüğü söylenmiştir. Beyânî Tezkiresi’nin bir nüshasında “fevt 975” kaydı bulunmaktadır. Eyduran tarafından hazırlanan tezkire metninde bu not yoktur. Bk. Beyânî, Tezkiretü’ş-Şuarâ, Haz. Aysun Sungurhan Eyduran, s. 70. Hâlbuki bundan daha evvel İbrahim Kutluk tarafından yayınlanan metinde buna işaret edilmiştir. Beyânî Mustafa bin Cârullah, Tezkiretü’ş-Şuarâ, Haz. İbrahim Kutluk, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1997, s. 100 (dipnotta). Riyâzî, Kaf-zâde Fâizî ve İsmail Beliğ de onun 975’te vefat ettiğini teyit etmektedirler. Riyâzî, age, vr. 68a; Kaf-zâde Fâizî, age, vr. 45b; Atlansoy, age, s. 295.
9 Cihan Okuyucu, Cinānī Hayatı Eserleri Divanının Tenkidli Metni, Ankara, 1994, s. 718. Manzûme şu şekilde Türkçeye çevrilebilir: Şâir Rahmî, yokluk meclisinde (dünyada) ölümün acı kadehini ansızın tattı (içti). Fakir Cinânî tarih için, Rahmî’nin rahmeti çoğalsın (bol olsun), dedi.
10 Atlansoy, age, s. 295.
11 Günay Kut, Heşt Bihişt Sehī Beg Tezkiresi, Harvard Üniversitesi, Harvard, 1978, s. 299.
12 Rıdvan Canım, Latîfî Tezkiretü’ş-Şu’ara ve Tabsıratü’n-Nuzamâ, AKM Yayınları, Ankara, 2000, s. 270.
13 Âşık Çelebi, age, C. 3, s. 1347.
14 Kınalızade, age, C. I, s. 330.
15 Beyânî, age, s. 70.
16 Süleyman Solmaz, Ahdî ve Gülşen-i Şu’arâsı, AKM Yayınları, Ankara, 2005, s. 311-312.
17 Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı, s. 218, 219, 267.
18 Yahyâ Bey, Dîvan, Haz. Mehmed Çavuşoğlu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul, 1977, s. 254.
19 Ali Nihad Tarlan, Şiir Mecmualarında XVI. ve XVII. Asır Divan Şiiri Rahmî ve Fevrî, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Dalı, Seri 1, Fasikül 1, İstanbul, 1948, s. 3.
20 Âşık Çelebi, age, C. 3, s. 1563.
21 M. Fuat Köprülü, kaynak belirtmeden “Bursalı Rahmî zarif gazellerile Safevî saraylarına kadar şöhreti yayılmış bir şairdir” der. Köprülü’nün bu görüşü de muhtemelen Âşık Çelebi’nin yukarıda bahsedilen anekdotuna dayanmaktadır. Bk. Köprülüzade Mehmet Fuat, Eski Şairlerimiz Divan Edebiyatı Antolojisi XVI ıncı Asır, Muallim A. Halit Kitaphanesi, Basım Yeri ve Tarihi Yok, s. 135; M. Fuad Köprülü, Divan Edebiyatı Antolojisi, Yayına Haz. Ahmet Mermer, Akçağ Yayınları, Ankara, 2006, s. 128.
22 Bu değerlendirme tahmin edileceği üzere tarafımızdan hazırlanan Rahmî Divanı’na göredir.
23 Parantez içindeki ifade, tarafımızdan hazırlanan Rahmî Divanı’nın gazeller bölümündeki 28. gazelin 5. beyti demektir.
24 Solmaz, age, s. 312.
25 Sabahattin Küçük, Bâkî ve Dîvânından Seçmeler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1988, s. 31-32.
26 Pervane Bey Nazîre Mecmuası, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Bağdat Bölümü, Yz 406, vr. 326a-329b.
27 Pervane Bey Nazîre Mecmuası, vr. 163b-164a.
28 Tarlan, age, s. 28, 39.
29 Mecmua-i Eş’ār, 06 Mil Yz A 485, 17a.
30 Ali Nihad Tarlan, Şiir Mecmualarında XVI. ve XVII. Asır Divan Şiiri Rahmî ve Fevrî, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Dalı, Seri 1, Fasikül 1, İstanbul, 1948, s. 1-52; Sabahattin Küçük, “16. Yüzyıl Şâirlerinden Bursalı Rahmi Çelebi ve Şiirleri”, MÜFEF Türklük Araştırmaları Dergisi, Âmil Çelebioğlu Armağanı, S. 7 (1993), s. 423-472; Mustafa Erdoğan, Bursalı Rahmî ve Divanı, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2011.
31 Eser üzerinde Pervin Aynagöz ve Gülgün Erişen çalışmalar yapmışlardır. Pervin Aynagöz, Bursalı Rahmî: Gül-i Sad-berg, Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Lisans Tezi, Erzurum, 1985; aynı yazar, “Bursalı Rahmi’nin “Gül-i Sad-berg”i Üzerine Bir Değerlendirme”, Fırat Üniversitesi Dergisi (Sosyal Bilimler), C. 3, S. 1, Elazığ 1989, s. 1-27; Gülgun Erişen, Bursalı Rahmî ve Gül-i Sad-berg’i, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 1990; aynı yazar, “Bursalı Rahmî ve Gül-i Sad-berg’i”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Türkoloji Dergisi, C. X, S. 1, Ankara 1992, s. 285-315.
32 Eser Sevim Birici tarafından yayınlanmıştır. Sevim Birici, Şâh u Gedâ (Şâh u Dervîş) Mesnevileri ve Bursalı Rahmî’nin Şâh u Gedâ’sı, Manas Yayıncılık, Elazığ 2007.
33 Bursalı Rahmî’nin hayatı, eserleri, edebî kişiliği ve Divan’ı hakkında ayrıntılı bilgi için bk. Erdoğan, age,
34 Agâh Sırrı Levend, Türk Edebiyatında Şehr-engizler ve Şehr-engizlerde İstanbul, İstanbul Fethi Derneği İstanbul Enstitüsü Yayınları, İstanbul 1958, s. 36-37.
35 Osmanlı coğrafyası içinde Yenişehir isimli birden fazla yerleşim merkezi bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, Bursa’ya bağlı Yenişehir kazasıdır. İkincisi; Yenişehr-i Fener/Fenar diye de bilinen ve bugün Yunanistan’ın Teselya bölgesinde, Larissa ovasının ortasında, Pinios ırmağı kıyısında bulunan bir şehirdir. Günümüzde Larissa adıyla bilinen şehirde, ırmak üzerinde güzel bir köprü olduğu da şehirle ilgili verilen bilgiler arasındadır. Son devrin ünlü divan şairlerinden olan Yenişehirli Avnî de buralıdır. Rahmî; Rum illerini tamamen geçerek Yenişehir’e ulaştığını, buranın çok eski ve büyük bir şehir olduğunu, şehirde bir nehir ve nehrin etrafında da ağaç ve yeşilliklerin olduğunu söylemekte ve burada Köprübaşı denilen yerde vatan tuttuğunu belirtmektedir. (Bk. beyit 92-ve devamı) Rahmî’nin ifadeleri daha çok bu Yenişehir’e uymaktadır. Ayrıca bir de Mora’da Yenişehir isimli bir yerin (Nauplion) bulunduğu rivayet edilmektedir. Konuyla ilgili geniş bilgi için bk. Şemsettin Sami, Kâmûsu’l-A’lâm, Kaşgar Neşriyat, Ankara 1996, C. 6, s. 4805-4806; Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s. 407; http://tr.wikipedia.org/wiki/Larissa (Erişim Tarihi: 18/08/2011).
36 Bu sayı, tarafımızdan incelenip yeni yazıya aktarılan ve karşılaştırılan Yapı Kredi ve Nuruosmaniye nüshalarına göredir. Bunların tam künyeleri, metinden önce yazılacaktır. Fatih Tığlı, hangi nüsha olduğunu belirtmeden, eserin 300 beyitten oluştuğunu söylemektedir. “Rahmî”, TDVİA, TDV Yayınları, C. 34, İstanbul 2007, s. 422.
37 Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi, Nu: 597, vr. 71b.
38 W. Pertsch, Die Turkischen Handschriften der Königlischen Bibliothek zu Berlin, Berlin 1889, s. 406; Levend, age, s. 36; Erişen, agt, s. 26; Tığlı, agm, s. 422.
39 Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi, Nu: 597, vr. 71b (Kısaltması YK); Nuruosmaniye Kütüphanesi, Nu: 4962, vr. 202a (Kısaltması N). Başlık: ŞEHR-ENGĪZ-İ RAĦMĪ ÇELEBİ BERĀY-I VAŜF-I ĤŪBĀN-I YEŊİŞEHR N.
40 envāć-ı: envār-ı YK.
41 bedīdār: bu dīdār N.
42 āśār: erjeng YK.
43 Cemāline: Kemāline YK.
44 MÜNĀCĀT: N.
45 ħasret: ħayret YK.
46 Beni yā Rab bu ġamlardan: Bu ġamlardan beni yā Rab N. / İkinci mısra N’de boş bırakılmıştır.
47 çoķ: yoķ N.
48 SEBEB-İ TEĈLĪF-İ KİTĀB: - N.
49 Bu mısra YK’da şu şekildedir: Cünūnum görse ħayrān ola Mecnūn.
50 Bu mısraın yeri N’de boş bırakılmıştır.
51 Ķopdı: bitdi N.
52 pir eyitdi: pīr didi N.
53 Bu beyit N’de yoktur.
54 zīb: zeyn N.
55 şāh-rāhıdur: şāhid ehlidür YK.
56 Bu beyit N’de yoktur.
57 gūşesini: cānibini N.
58 Anuŋ dünyāda miślin kimse görmez: O ŝaħn-ı dil-güşāsına göz irmez N.
59 pāk āşıķ: ćāşıķıdur YK. // rūz-tā: rūz u her N.
60 her bir: yir yir N.
61 “gezend” kelimesi iki nüshada da “gūzend” şeklinde yazılmıştır. Lügatta böyle bir kelimeye rastlayamadığımız gibi, kelime bu haliyle vezne de uymamaktadır.
62 ŝaħn-ı pāki: ŝaħnı gibi N // ber-i: leb-i N.
63 meşāćil: ķanādil YK // içinde: gibi YK / ķanādil: meşāćil YK.
64 Nuruosmaniye nüshasında yaprakların sırasında karışıklık bulunmaktadır. Muhtemelen zamanla birbirinden ayrılan ve dağılan yapraklar, daha sonra yeniden sıralanırken karıştırılmıştır.
65 ĥıdmetde: ŝoħbetde YK.
66 idi: olup YK.
67 bir ķılca cānı: baġrında ķanı N.
68 müşgīn: miskīn N.
69 YK’da mısraların yerleri değişmiştir.
70 YK’da “zebānuŋ” ve “dehānuŋ” kelimelerinin yerleri değişmiştir.
71 söze āġāz: sözlerüŋ yād YK // feryāz: feryād YK.
72 YK’da mısraların yerleri değişmiştir.
73 pür-cūş: bir ĥōş YK.
74 eyleyicek: eyleyince YK.
75 N’de kırmızı mürekkeple yazılan başlık şu şekildedir: “Şehr-i Mezbūrda Olan Cüvānānuŋ Esāmīsi vü Elķābı İle Taħrīr Olındı.”
76 Şahıs isimlerinden hemen önce gelen bu ara başlıklar N nüshasında bulunmaktadır ve kırmızı mürekkeple yazılmıştır. YK’da bulunmamaktadır.
77 gerçi: ĥayli YK.
78 vaŝlı: faŝlı N.
79 urup: idüp YK.
80 Ŝatı: Saćdi YK.
81 Sirişküm alı ćışķum: Şarāb-ı ćışķı eşküm N.
82 N’de Ali, Ases-zâde’den sonra yazılmıştır.
83 Başlıkta ve sonrasındaki ilk mısrada “ćAses” yerinde N’de “Ħasan” ismi bulunmaktadır.
84 güşāde: sitāde YK // cefāsı: miśāli YK.
85 cemāl: kemāl YK. Bu beyit N’de sonraki beyitle yer değiştirmiştir.
86 ķaşı üstinde: cebīni üzre YK / “nühüfte” yerinde N’de farklı bir kelime varsa da tam olarak okunamamaktadır.
87 yaġlu ballu: ballu yaġlu N // iderler: eyler YK.
* 252 Yazmada “fedā” yerinde “cüdā” vardır.
88 Bu başlık ve sonrasındaki üçbeyit YK’da yoktur.
89 256-258. beyitler N’de yoktur.
90 çekerler: çalarlar YK.
91 biri Pīr: biridür YK.
92 Bu beyitten sonra YK’da fazla olarak bir beyit yer almaktadır. Ancak bu beyit, metin içinde şahısların üçer beyitle anlatıldığı göz önünde tutulduğunda fazla gibi görünmektedir. Bu bakımdan dipnota alınmıştır. İlgili beyit şu şekildedir: Nola ger cümleden olsa muĈaĥĥar/ Deŋiz dibinde olur dürr ü gevher

Kaynaklar

  1. Âşık Çelebi, Meşairü’ş-Şuara İnceleme-Metin, Haz. Filiz Kılıç, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, İstanbul 2010, 3 C.
  2. Atlansoy, Kadir, Bursa Şairleri, Asa Kitabevi, Bursa 1998.
  3. Aynagöz, Pervin, “Bursalı Rahmi’nin “Gül-i Sad-berg”i Üzerine Bir Değerlendirme”, Fırat Üniversitesi Dergisi (Sosyal Bilimler), C. 3, S. 1, Elazığ 1989, s. 1-27.
  4. Aynagöz, Pervin, Bursalı Rahmî: Gül-i Sad-berg, Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Lisans Tezi, Erzurum 1985.
  5. Bağdatlı İsmail Paşa, Hediyyetü’l-Ârifîn Esmâü’l-Mü’ellifîn ve Âsâru’l-Musannifîn, Beyrut 1992, 2 C.
  6. Bağdatlı İsmail Paşa, Îzâhu’l-Meknûn fi’z-Zeyli alâ-Keşfi’z-Zünûn, Beyrut 1992, 2 C.
  7. Beyânî Mustafa bin Cârullah, Tezkiretü’ş-Şuarâ, Haz. İbrahim Kutluk, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1997.
  8. Beyânî, Tezkiretü’ş-Şuarâ, Haz. Aysun Sungurhan Eyduran, KTB, http://ekitap. kulturturizm.gov.tr/belge/1-83502/beyani----tezkiretus-suara.html (Erişim Tarihi: 17/04/2011), Ankara 2008.
  9. Birici Sevim, Şâh u Gedâ (Şâh u Dervîş) Mesnevileri ve Bursalı Rahmî’nin Şâh u Gedâ’sı, Manas Yayıncılık, Elazığ 2007.
  10. Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, Haz. Mustafa Tatçı-Cemal Kurnaz, Bizim Büro Basımevi, Ankara 2000.
  11. Bursalı Rahmî, Şehrengiz-i Bursa, Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi, Nu: 597, vr. 71b-77b.
  12. Bursalı Rahmî, Şehrengiz-i Bursa, Nuruosmaniye Kütüphanesi, Nu: 4962, vr. 202a-205b.
  13. Canim, Rıdvan, Latîfî Tezkiretü’ş-Şu’ara ve Tabsıratü’n-Nuzamâ, AKM Yayınları, Ankara 2000.
  14. Erdoğan, Mustafa, “Bursalı Rahmî’nin Divanı Üzerine”, Atatürk Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Yıl 14, S. 34, Erzurum 2007, s. 21-45.
  15. Erdoğan, Mustafa, Bursalı Rahmî ve Divanı, Dergâh Yayınları, İstanbul 2011.
  16. Erişen, Gülgun, Bursalı Rahmî ve Gül-i Sad-berg’i, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 1990.
  17. Erişen, Gülgun, “Bursalı Rahmî ve Gül-i Sad-berg’i”, Ankara Üniversitesi Dil ve TarihCoğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Türkoloji Dergisi, C. X, S. 1, Ankara 1992, s. 285-315.
  18. Erünsal, İsmail E., “Türk Edebiyatı Tarihinin Arşiv Kaynakları II Kanunî Sultan Süleyman Devrine Ait Bir İn’âmât Defteri”, Osmanlı Araştırmaları, 1984, S. IV, s. 10, 11.
  19. Esir, Hasan Ali, Münşeât-ı Lâmiî (Lâmiî Çelebi’nin Mektupları) İnceleme-Metin-İndeksSözlük, Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörlüğü, Rize Fen-Edebiyat Fakültesi Yayınları, Trabzon 2006. http://tr.wikipedia.org/wiki/Larissa (Erişim Tarihi: 18/08/2011).
  20. İsmail Beliğ, Güldeste-i Riyâz-ı İrfân, Süleymaniye Kütüphanesi, Lala İsmail Bölümü, 366.
  21. Kaf-zâde Fâizî, Zübdetü’l-Eş’âr, Millet Kütüphanesi, Ali Emîrî Manzûm Eserler Bölümü, 1325.
  22. Kâtib Çelebi, Keşfü’z-Zünûn an Esâmî’l-Kütübü ve’l-Fünûn, Beyrut 1992, 2 C.
  23. Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-Şuara, Haz. Aysun Sungurhan Eyduran, KTB Yayınları, http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/belge/1-83504/kinalizade-hasancelebi---tezkiretus-suara.html (Erişim Tarihi: 17/04/2011), Ankara 2009.
  24. Köprülü, M. Fuad, Divan Edebiyatı Antolojisi, Yayına Haz. Ahmet Mermer, Akçağ Yayınları, Ankara 2006.
  25. Köprülüzade Mehmet Fuat, Eski Şairlerimiz Divan Edebiyatı Antolojisi XVI ıncı Asır, Muallim A. Halit Kitaphanesi, Basım Yeri ve Tarihi Yok.
  26. Kut, Günay, Heşt Bihişt Sehī Beg Tezkiresi, Harvard Üniversitesi, Harvard, 1978.
  27. Küçük, Sabahattin, Bâkî ve Dîvânından Seçmeler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1988.
  28. Küçük, Sabahattin, “16. Yüzyıl Şâirlerinden Bursalı Rahmi Çelebi ve Şiirleri”, MÜFEF Türklük Araştırmaları Dergisi, Âmil Çelebioğlu Armağanı, S. 7 (1993), s. 423-472. Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı, Haz. Mustafa İsen, AKM Yayınları, Ankara 1994.
  29. Levend, Agâh Sırrı, Türk Edebiyatında Şehr-engizler ve Şehr-engizlerde İstanbul, İstanbul Fethi Derneği İstanbul Enstitüsü Yayınları, İstanbul 1958.
  30. Mecmua-i Eş’ār, 06 Mil Yz A 485.
  31. Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî 4, Yayına Haz. Nuri Akbayar, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1996.
  32. Okuyucu, Cihan, Cinānī Hayatı Eserleri Divanının Tenkidli Metni, Ankara, 1994.
  33. Pertsch, W., Die Turkischen Handschriften der Königlischen Bibliothek zu Berlin, Berlin 1889.
  34. Pervane Bey Nazîre Mecmuası, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Bağdat Bölümü, Yz 406.
  35. Riyâzî Mehmed Efendi, Riyâzü’ş-Şuarâ, Millet Kütüphanesi, Ali Emîrî Tarih Bölümü, 765.
  36. Solmaz, Süleyman, Ahdî ve Gülşen-i Şu’arâsı, AKM Yayınları, Ankara 2005.
  37. Şemsettin Sami, Kâmûsu’l-A’lâm, Kaşgar Neşriyat, Ankara, 1996, C. 6, s. 4805-4806.
  38. Tarlan, Ali Nihad, Şiir Mecmualarında XVI. ve XVII. Asır Divan Şiiri Rahmî ve Fevrî, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Dalı, Seri 1, Fasikül 1,
  39. İstanbul 1948.
  40. Tığlı, Fatih, “Rahmî”, TDVİA, C. 34, İstanbul 2007, s. 421-422.
  41. Tuğlacı, Pars, Osmanlı Şehirleri, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s. 407.
  42. Tuman, Mehmet Nâil, Tuhfe-i Nâilî Divan Şairlerinin Muhtasar Biyografileri, Haz. Cemal Kurnaz, Mustafa Tatçı, Bizim Büro Yayınları, Ankara 2001, 2 C.
  43. Yahyâ Bey, Dîvan, Haz. Mehmed Çavuşoğlu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1977.

Şekil ve Tablolar